Kısırlaştırılmış Hayaletler: Bir Daha Bak (Jodi Picoult)

Bilim geliştikçe insanlığın yaşadığı bazı sorunları ortadan kaldırabileceği düşünülür. Özellikle tıptaki gelişmeler insan sağlığı açısından değerlidir. Bilimin toplumsal sorunlara uygulanabilirliği, neyin sorun olarak algılandığına göre değişir. Söz konusu sorun tehlikeli bir virüsse, bu virüse karşı geliştirilen yöntemler topluma sunulabilir, tabii kapitalizm el verdiğince ya da insanlar bunun bedelini ödedikçe. Ama sorun olarak tespit edilen zeka geriliği, suç oranlarının yüksekliği gibi konularsa, bilimsel gelişmeler bu meseleleri nasıl çözer, ya da çözmeli mi?

Turgay Özçelik

Platon’dan beri dile getirilen bir yöntemdir insan ırkının ıslahı. Yani kusurlu, zayıf olan soylar ıslah edilerek insan ırkının mükemmelleştirilebileceği savunulmuştur. Zeka geriliğine, bedensel engellere, arızalara sahip olanlar vb. kısırlaştırılarak, bu özelliklerin gelecek kuşaklara aktarılması önlenmeye çalışılır. Bu temel fikrin türevlerinden birini, yani Nazizmi ve yaşanılanları hepimiz biliyoruz. Oysa bu fikir sadece Hitler tarafından uygulanmamış tarih boyunca, üstelik iddianın kendisi Hitler’den çok eski.

Jodi Picoult’un yazdığı Bir Daha Bak isimli roman, bu uygulamalardan birini hikayesinin arka planına yerleştiriyor. Amerika’nın Vermont eyaletinde , 1900’lü yılların başlarında bir araştırma yapılıyor. Bu araştırmada zeka geriliğine, akıl hastalıklarına rastlanan ve suç işleyerek cezaevine girmiş üyeleri olan aileler tespit ediliyor ve bu özelliklerin kalıtım yoluyla yeni kuşaklara aktarıldığı iddia ediliyor. Tespit edilen ailelerin büyük çoğunluğu da beyaz olmayan ırklara ait aileler: Yerliler, Kanada kökenli Fransızlar vb. Toplumun gelişebilmesi, daha akıllı vatandaşlara sahip olunabilmesi ve suç oranlarının azaltılabilmesi için, bu ailelerin üremesinin engellenmesi gerektiği savunuluyor. Bu iddia, devlet idarecileri tarafından kabul görüp, ilgili yasa çıkarıldığında ise, çoğu mahkum ve akıl hastası olmak üzere binlerce insan kısırlaştırılıyor. Üstelik birçoğunun rızası bile alınmıyor.

Bir Daha Bak isimli romanda, kısırlaştırmaya tabi tutulmuş Abenaki yerlilerinin öyküsü anlatılıyor. Yıllar sonra ortaya çıkan bir hayalet, kendisinden kurtulmaya çalışan hayalet avcısı Ross’un ve polis Eli’nin katkılarıyla, zamanında yaşanmış ve unutulmuş büyük bir dramı ortaya çıkarıyor. Kitapta ırkçılık, ayrımcılık temaları, gerilim dolu bir hikayenin dokularını oluşturuyor. Jodi Picoult, Cam Çocuk’ta da yaptığı gibi, hikayenin dramatik yönlerini vurgulamayı, hassas bir şekilde işlemeyi de unutmuyor.

Kitapta anlatılan kısırlaştırma olayı, Amerika’da gerçekten yaşanmış. 1903-1950 arası birçok eyalette, insan ırkının ıslahı kanunlaştırılarak, hastalıklı olarak tespit edilen insanlar kısırlaştırılmış. Sadece Kalifornia eyaletinde kısırlaştırılan insan sayısının 60 bin civarında olduğu söyleniyor. Öjeni olarak adlandırılan, sağlıksız ceninlerin sağlıklı ceninlerden ayrılmasına dayanan yöntem, birçok bilim adamı tarafından savunulup teorize edilmiş. Galton, Wund, Earsnt Haeckel bu isimlerden bazıları. Sosyal Darwinizm de denilen bu ırkçı söylemin savunucularından biri olan Henry Fairfield Osborn, ortalama bir zencinin zeka yaşının, 11 yaşındaki beyaz bir çocuğun zekasına ancak ulaşabileceğini söylüyor. Bu yüzden de, sosyal seleksiyona maruz kalanlar genelde zenciler, çingeneler, yerliler oluyor.

Jodi Picoult’un romanını okurken, insanlık adına II. Dünya savaşı’na dahil olduğunu ve dünyayı Nazizm’den kurtardığını söyleyen Amerika’nın, kendi ülkesinde yaptıklarının, onlardan pek de farklı olmadığını göreceksiniz.

Bir Daha Bak

Jodi Picoult

Çevirmen: Ergin Kaptan

April Yayıncılık, 2010, 495 s.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin