Kutlukhan Perker ile Arka Pencere (Rear Window – 1954) üstüne konuştuk

Kendi kariyerinde başarıyı yakalamış insanlara, kariyerleriyle ilgili onları etkileyen filmlerle ilgili sorular soruyoruz. Bu kez konuğumuz çizer M.K. Perker. Çizgileriyle hikayelerini büyüleyici hale getiren Perker’in favorisi ise aynı şeyi kamera ve üslubuyla sinemada başaran Alfred Hithcock’un filmi Arka Pencere (Rear Window – 1954).

Arka Pencere’yi seyrettiğinizde kariyerinizin nasıl bir noktasındaydınız?

İlk seyrettiğimde henüz 12-13 yaşlarındaydım. Ama büyüdükten sonra defalarca izledim ve hiç bir zaman üzerimde bıraktığı etki azalmadı. Örneğin yine çocuk yaşlarda Paul Mazursky imzalı Moscow on Hudson‘ı izlemiş ve çok beğenmiştim ama büyüyünce izlediğimde bu film artık bana hitap etmiyordu. Arka Pencere hic öyle olmadı, hala benim en favori filmimdir.

Bu filmin üstünüzde nasıl bir etkisi oldu?

Ben geceyi, uykusuzları ve gece yaşananları çok seviyorum. Çizgi romanlarımdan birisi de Insaomnia Cafe. Zannedersem Arka Pencere‘nin bunda çok payı var. Ya da ben geceyi sevdiğim için film beni çok etkiledi. Hangisi daha doğrudur bilemiyorum.

Filmde kendinizi özdeşleştirdiğiniz bir karakter var mıydı?

James Stewart‘ın oynadığı fotoğrafçı Jeff Jefries. Bu arada yıllar sonra filmin geçtiği mahalle olan Greenwich Village ‘de oturdum ve evimizin duvarında Rear Window afişi de asılıydı tabii ki.

Filmin sizi mesleğinizle ilgili etkileyen yönleri olmuş muydu?

Çizer olarak değil belki ama yazar olarak mutlaka etkiledi. Örneğin Jeff Jefries’in bakıcısı kartakteri bana yan karakterlerin önemini oğretmistir.

Peki Alfred Hitckock size ne ifade eder? Her filmini ya da çoğunu başyapıt olarak mı kabul edersiniz?

Başyapıt olarak görmek belki film otoritelerine bırakılması gereken bir husus çünkü onlar filmleri tüm özellikleri, teknik kapasiteleri, sinema tarihi açısından önemi gibi kriterlerle değerlendirebilirler. Ben sadece izleyici olarak bana hitap etmesi kriterinde söz sahibiyim ve evet Hitchcock’ın çoğu filmi bana hitap ediyor. Arka Pencere’den sonra en sevdigim iki filmi sırasıyla İp (Rope) ve Kravat‘dır (Frenzy). Dolayısıyla Hitchcock’ın her dönemini seviyorum.

Arka Pencere Cornell Woolrich’in It Had to Be Murder adlı kısa hikâyesinden uyarlanmıştı. Öykü uyarlamak, roman uyarlamaktan daha kolay bir şey sanki. Yönetmene daha fazla hareker alanı bıraktığı için. Belki de bu yönetmenine göre değişir tabi. Yazılı eserlerin sinema uyarlamaları ne kadar özgürlüğe sahiptirler sizce, ana metin ne kadar bağlar yönetmeni? Siz bir eserinizi uyarlayan yönetmene bütün özgürlüğ tanır mıydınız? Bir de ortada eserlerinin sinema uyarlamalarını genellikle reddeden Alan Moore örneği var tabi.

Edebiyat eserlerinin sinemaya uyarlanması bence tek bir genel uyarlama metodu olarak görülmemeli. Bence bu iki türde gelişiyor. Birincisi Lord of the Rings serisi ya da Harry Potter gibi zaten ünlü romanların uyarlamaları; diğeri ise Paper Moon gibi, Winter’s Bone gibi geniş bir kitlenin film olmadan önce duymadığı bilmediği kitap uyarlamaları. Örneğin Bogdanovich‘in Paper Moon‘u kitapla aynı ismi taşımıyor ama film olduktan sonra kitap bile artık Paper Moon adıyla basılıyor. Ben bu bilinmeyen kitapların film adaptasyonlarını daha başarılı buluyorum, çünkü herkese hitap etmeyen kitaplar olduğu için film versiyonları da özel oluyor. Çünkü her popüler kitap çok güzeldir diye bir karara da varamayız. Alan Moore’a gelince, Moore prensip olarak çizgi romanlarının filme cekilmesine karşı. Yani film çok güzel olsa da o, iki malzemeyi birbirinden ayrı ve uzak görüyor ve dolayısıyla reddediyor. Benim bir çizgi romanımı filme çekmeye karar verirlerse hiç bir şekilde müdahil olmam, yeter ki çeksinler.

Kendinizi L. B. Jefferies ile özdeşleştirmenizin nedeni biraz bir çizer olarak hayatı onun gibi röntgenliyor oluşunumuz mudur acaba?

Jeffries hayati bir tekerlekli sandalyede oturarak ve sahip olduğu fotoğrafçılık yeteneğiyle ve fotoğraf makinesiyle gözlemliyor. Bir çizer olarak masa başından kalktığım zamanlar çok nadir oldugu için ben bu durumu da bir metafor olarak görüyorum ve bir tür tekerlekli sandalyede olmaya ve hayatı oradan takip etmeye benzetiyorum. Bir de tabii etrafımda Grace Kelly dolaşsa fena olmazdı.

Bu film dışında en sevdiğiniz 5 film hangisidir?

It’s a Wonderful Life, The Apartment, Arizona Dream, Şarküteri, The Godfather.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin