21. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde Ulusal Belgesel Film Yarışması jürisinde yer alan sinema yazarı Özgür Şeyben, “dost acı söyler” misali Ankara’da bizzat şahit olduğu ve bu köklü festivale yakışmadığın düşündüğü yanlışlara ve eksikliklere dikkat çekiyor.

1990’lı yılların başından beri Mahmut Tali Öngören’in kurucusu olduğu Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen Ankara Uluslararası Film Festivali, 21. yılında Mahmut Hoca’nın yaratığı çizgisinden sapmış ve geleceği belirsiz bir etkinlik izlenimi veriyor.

Sinema ve iletişim alanlarında çalışanların “Mahmut Hoca”sı, yıllar içinde efsane halini alan üç ciltlik “Senaryo ve Yapım” kitabının yazarı, İnsan Hakları Derneği’nin kurucularından, akademisyen ve yazar Mahmut Tali Öngören’in mimarı olduğu ve Aziz Nesin’in de katkıda bulunduğu vurgusunu yıllardır yaptığımız Ankara Uluslararası Film Festivali, 90’lı yıllar boyunca alternatif kimliğiyle, kısa filmcilere verdiği destekle ve isimlerinin duyulmasına katkıda bulunduğu Yeşim Ustaoğlu, Mustafa Altıoklar, Ahmet Uluçay, Derviş Zaim gibi yönetmenlerle özdeşleşmiş saygın bir film festivali olarak varlığını sürdürdü. Maalesef bugün gelinen noktada festival ikibinli yıllarla birlikte başlayan düşüş grafiğinin son noktasına ulaşmış görünüyor. Öğrencilik yıllarında bir kez İstanbul’dan trenle izleyici olarak gelişimizi saymazsak bu yıl ikinci kez geldiğim festival, ilk kez basın konuğu olarak geldiğim iki yıl öncesinin sorunlarını düzeltmek yerine katmerlemiş durumda.

Yirmibir yıl bir film festivalinin kurumsallaşma sürecini tamamlaması için oldukça uzun bir süre olmasına rağmen Ankara için tersine işleyen bir süreçten sözetmek mümkün: her yıl daha da yıpranan bir kimlik.

Festivalin web sitesinde bu yılın temasına ilişkin aşağıdaki sözler yer alıyor:

“Her türden baskının, sömürünün, adaletsizliğin karşısında en beklenmedik anda patlayıveren bir ‘yeter artık!’ çığlığı… Sadakaların, boş vaatlerin, tehditlerin, en ağır cezaların etkisiz kaldığı bir kırılma noktası… Eşitsizlik, sömürü ve tahakküme dayalı her türlü insan ilişkisinin eninde sonunda varacağı son sınır… Bıçağın kemiğe dayandığı, bardağın taştığı, okun yaydan fırladığı an… Seattle, Paris, Cenova, Atina, İstanbul caddelerinin ışıltılı vitrinleri, gelecekleri çalınmış gençlerin, işsizliğe mahkûm edilmişlerin, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olmasına karşı çıkanların sapanlarından fırlayan taşlarla tuzla buz olurken Ankara Uluslararası Film Festivali çoktandır unutulan / unutturulan bir fikrin, ‘isyanın gerekliliğinin’ yeniden hepimizin gündemine girmesi için, bu sene temel izlek olarak ‘İktidar ve İsyan’ı seçti.”

Biz de bu romantik sözlerin kaldığı yerden devam edip festivalin temasına uygun olarak isyanımızı dile getirmeye çalışalım: Yıllardır belediyelerin, iktidarların, ilgili kamu kurumlarının ve sponsorların oyun alanı ve yap boz tahtası haline dönüştürdüğü film festivallerinin kimlik ve yaklaşım sorunları dile getiriliyor. Bu eleştirel yaklaşımların temel sözcüsü konumunda olan sinema yazarları, festival organizatörlerinin maddi sıkıntılara ilişkin serzenişlerini hiç bir zaman gözardı etmeyerek -her ne kadar duymaktan herkes sıkılmış olsa da- festivallerin sürekliliğine yapıcı katkıda bulunmak adına tüm aksilikleri gazetecilik görevlerine ihanet etmek pahasına göz ardı etmişlerdir. Ancak halihazırda sürmekte olan 21. Ankara Uluslararası Film Festivali’ne ilişkin aşağıda sıralamaya çalışacağım sorunlar, festival organizatörlerinin sponsor bulma güçlüğü ve diğer finansal sıkıntılarla ilgili söylemlerini değiştirme vaktinin geldiğini düşündürüyor.

Foto © Sadi Çilingir

Ankara Uluslararası Film Festivali’nin Ankara şehrinde gerçekleşmekte olduğuna dair bir kaç billboard dışında herhangi bir emareye rastlamak mümkün değil.

Festivalin belgesel ve kısa film gösterimlerinin yapıldığı Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin 220 kişilik salonundaki projeksiyon ve ses kalitesi olabilecek en zayıf koşullara sahip.

Ulusal uzun metraj yarışması filmleri ve diğer tüm filmlerin gösterildiği Batı Sineması’nın genel şartları da yazlık muhitlerde sezonluk olarak açılan sinemaları aratmayacak nitelikte.

Ödül heykeli dışında herhangi bir para ödülü bulunmayan Ulusal Belgesel Film Yarışması’nın amatör ve profesyonel bölümlerinde yarışan filmlerin yönetmeni ya da ekipleri Ankara’ya çağrılmadıklarından izleyicilerin yapıtların yaratıcılarıyla görüş alışverişinde bulunma imkanları yok. (Kısa filmcilerin durumunu bilmiyorum)

Festivalin “Uluslararası” payesini taşımasını gerektirecek herhangi uluslararası bir sinema etkinliği ya da konuğun varlığından bahsetmek mümkün değil.

Festival kapsamında düzenlenen ana ve yan etkinliklere ilişkin günlük basına, internete ve televizyonlara yönelik herhangi bir bilgi aktarma çabası mevcut değil.

Festivalin en büyük şansı sinema yazarı Cumhur Canbazoğlu’nun basın danışmanlığını üstlenmesi. O’nun varlığı sayesinde her tür seçkin gazeteci ve sinema yazarı buraya gelmeye can atıyor ancak ortada yapılacak bir haber olmayınca bu şans da heba edilmiş oluyor.

Adında “film” geçen herhangi bir festivalde kendine yer bulması teamüller dahilinde olmamasına rağmen geçtiğimiz yıl başlatılan “video sanatı” bölümü varlığını bu sene de sürdürmeye devam ediyor.

Açılış gecesinde, festival coşkusunun büyülü atmosferini bulma isteği hayalperestlik olsa da en azından bir kaç tane sinema oyuncusu ya da ışıltılı yüz görmek iyi olurdu.

İstanbul’daki her türden olayda tam mevcutlu görmeye alıştığımız sinemayla ilgili bakan ve genel müdürün ikamet ettikleri şehirde düzenlenen bir sinema etkinliğinin açılışına uğramalarını sağlamak bu kadar zor olmamalıydı.

Bu listeyi daha da uzatabilirim ama festival konuğu olarak ağırlandığım otelde internet bağlantısı ya da basın odası olmadığı için sığındığım kahve dükkanının görevlileri artık kapatmak zorunda olduklarını söylediklerinden kısa kesmek durumundayım.

Bu kadar eleştiriden sonra bir de festivalin Ankaralılar için hiç değilse iyi bir yönünden bahsederek bitirelim: Şimdiye kadar takip ettiğim film festivallerinin tümü şehir dışından gelen konuklarını beş yıldızlı otellerde layıkıyla ağırlıyordu ve bölge esnafının konuktan para kazanma şansı olmuyordu. Oysa festival konuklarının Ankara’da bulunduğu süre boyunca esnaf bayram etti. Festival en azından Ankara’nın reel ekonomisini canlandırdı. Özellikle restoran ve internet kafeler festivale teşekkür borçlular.

7 YORUMLAR

  1. Yazdıklarınızın çoğu doğru olabilir ama şu bir gerçek ki Batı Sineması tam bir festival sineması olmuş… Güzfest Ankapol'de yapılırken de bu tanımı yapmıştım. Büyülüfener'de festival hiç çekilmiyordu. Başka filmlerin afişlerinin arasına sıkıştırılmış festival filmlerini ayıklamak, üstüne gerçekten festivale gelenleri izleyicileri ayıklamak, hatta ortalıkta "aa festival varmış, oradan bi filme mi gitsek" diyenleri görmek çok kötü oluyordu. Batı sineması bu anlamda iyi bence. Ses sistemi vs gibi sorunlar Gezici Festival'den sonra giderilmiş gördüğüm kadarı ile..

    Bunun dışında bir jüri üyesi olarak beklentinizi yüksek tutmanız gayet normal ama bence eksikleriyle daha çok "biz" e yaklaşıyor bu festival. Bu tabii ki daha kötüye gitmesine razıyım anlamına gelmiyor.. Sadece izleyici olarak yorumumu söylemek istedim.

    Sevgiler

  2. Ben bir Ankaralı olarak Özgür Bey'in söylediklerine sonuna kadar katılıyorum. Geçen sene birkaç filme gitmiştim. Film geç başladı. Ses ve görüntü rezaletti. Ankara gibi bir şehre bu festival yakışmıyor. Ya yönetim değişsin, bu işi bilenler festival düzenlesin, ya da sorunlar için kalıcı çözümler bulunsun.

  3. Umarim biz de bir gun "Izmir daha iyi festivalleri hak ediyor" basligini goruruz. Hani, daha iyisini gectim. Bir tane film festivaline raziyim ben. Elimizde sadece kisa film festivali var ve o da cok az ilgiyle, ses soluk cikmadan bitiyor. Turkiye'nin en cagdas diye anilan sehrinin bir film festivaline sahip olmamasi cok ironik.

  4. Festivalin en büyük şansı, böyle bir yükü her yıl taşımaya razı olan bir grup insanın ve onlarca gönüllü gencin var olmasıdır.

    Şanssızlığı ise kaldıkları otel de beş yıldızlı olmasına karşın bazı konuklarına bir türlü otel beğendirememektir. Otelde basın odasının düşünülmemiş olmasındaki eleştiriyi anlıyorum ama "yeterince beş yıldızlı değildi" demeyi anlamıyorum.

    Sizin sadece ikinci kez geldiğiniz festivali biz Ankaralılar yıllardır izliyoruz ve 21 festivaldir seyrettiğimiz filmlerden gayet hoşnutuz. Biz sadece filmlere ve etkinliklere bakıyoruz, ondan herhalde.

    Darısı İzmir'in başına gerçekten.

  5. Sevgili Yasemin'in dediklerine ben de katılıyorum. Batı sineması festival ruhunu taşıyabilecek güzel bir salona sahip. Şahsen, en son gittiğim !f Film Festivali'nin bir alışveriş merkezinin sinemasında yapılmasına oldukça içerlemiştim. Fiziksel şartları ne kadar iyi olursa olsun, böyle AVM'lerde festival hiç mi hiç olmuyor. Batı sinemasından, ambiyansından, oradaki çalışanların ilgilerinden gayet memnun ayrıldım.

    Yazarın, festivalin uluslararası niteliği hakkındaki eleştirilerine ise katılıyorum.

    Sevgiler.

  6. Özgür bey acaba yalnızca Ankara Film Festivali’nin değil Ankara’daki hiçbir festivalin – müzik, tiyatro, film vs.-billboardlarda yer almamasının nedenini merak ediyor mu acaba? Buna neden, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin bu festivaller yerine Alişan, Seda Sayan gibi “sanatçıları” davet ettiği Büyük Ankara Festivali’nin reklamını yapmayı tercih etmesi olabilir mi? Arkasından şehrin dört bir yanının dalga geçer gibi “Sanatta Ankara Büyükşehir Belediyesi ile kimse yarışamaz” yazılı afişlerle donatıldığını bilir mi Özgür bey? Sanırım biz Ankaralılar yeterince kendimizi ifade edemiyoruz. Arkasında belediye desteği olmayan tek bir festival gösterebilirse Özgür beyi alnından öpeceğim. Ankara Film Festivali ve Ankara’daki diğer festivaller arkalarında bilmem ne belediyesi, bilmem ne sinema grubu ya da bilmem ne şirketler grubu olmayan festivallerdir, bu anlamda da hepsi “gerçek bağımsız” festivallerdir. Sinema meselesine gelince, madem eleştiriliyor, alternatifi sunulmalı. Akün kapandı, Kavaklıdere Sineması 2 yıldır atıl durumda, Büyülü Fener festivale 2 küçük salonunu sunuyor, sinemanın büyük salonunda Recep İvedik oynarken festivalciler kendi aralarında takılıyorlar. Geriye kalıyor AVM içindeki sinemalar. Ne yaparsanız yapın Mahmut Tali’nin kurduğu bir festivali AVM’ye hapsetmeye gücünüz yetmez. “Duruş”sa duruş budur. Bu kadar acımasız eleştirmeden önce Ankara’daki dinamikler nedir bir araştırılsaydı keşke. Adamlar İKSV’nin kaç senedir İstanbul’a getiremediği Harun Farocki’yi getirdiler, Eternal Sunshine of the Spotless Mind’ın senaristine workshop yaptırdılar, bir tane gazete yazmadı. İstanbul’da olsa allanıp pullanıp dünyanın en önemli etkinliği sanacağınız etkinlikleri Ankara’da yaparsınız da kimsenin haberi olmaz.

  7. Bir eleştiri metninin, araştırılarak yapılacağını düşünerek festival katılımcısı olarak yanıt vermek istiyorum.
    Kısaca önsöz girişi yapacak olursak;
    Festival’in açılış töreninde daha ne gibi etkinlikler yapılmalıydı çok merak ediyorum açıkcası, ödül töreninde, davetli ve ödül alan, ayrıca enerjisi dolup taşan sanatçıları görmeniz mümkündü. Açılış konuşmasının ardından güzel bir müzik dinletisi yapılarak sponsorlara ve katkısı olanlara teşekkür heykelciği verildi…
    Batı sineması- avmlerin piyasa filmlerine alternetif oluşturulması, sinema salonlarına, ucuz filme teşvik amacıyla yapılan bir yönlendirilmesi için oluşturulmuş bir strateji gibi görülüyor ki çok da başarılıydılar.

    uluslar arası festival, isminin amacına uygun olarak, gösterim öncesi ve sonrası, yabancı filmlerin gerek senaristi gerek yönetmeniyle söyleşiler yapılıp, atölyelere çağırılan uluslararası alanda nam yapmış isimler eğitmen olarak çağırıldı. (bknz) pierre bismuth (sil baştan)

    basının asıl bu duyarsızlığı karşısında asıl ben üzüntümü belirterek örnek vermek istiyorum; şayet bir ivedikvari filmleri festival salonlarında görüp, yapımda emeği geçenlerin davet edildiğini görseydim, o unutulmuş sinema kokan salonu onlarca objektiflerle dolu olduğunu görürdüm.
    toparlayacak olursak;sanata ve sanatçıya değer verenleri orada görünce, izleyicilerin memnun olduğunu umuyorum…

CEVAPLA