Pazar Öyküleri devam ediyor: Dumanlı Bir Gece. Turgay Özçelik yazdı.

Bir kadını öldürmek için en uygun an ne zamandır? En savunmasız olduğu an hangisidir?.. Kuşkusuz, bu anın sevişme sonrası mutluluk ve yorgunluk zamanı olduğunu düşündü. Yeni seviştiği, üstelik iki kere zevkten titremesini sağlayan bir adamın kendisine zarar verebileceğini düşünemezdi hiçbir kadın… Tabii, kadın da, onu öldürmeyi planlamıyorsa… Bunu düşündüğü zaman tüyleri diken diken oldu. Nasıl bir kadın yeni tanıştığı, tekinsiz olduğu her halinden belli olan bir adamı evine davet ederdi. Tanışmalarının da, bir tesadüf için fazla zorlama olduğunu düşündü. Bu bir sinema filmi olsa, eleştirmenlerin ilk hedefi senaryodaki bu tutarsız sahne olurdu.

– Acıktın mı?

İrkildi. Böyle bir hamle beklemiyordu. Korktuğunu belli etmemeliydi.

– Kendime bir şeyler hazırlıcam. Sen de ister misin?

Eğer bir erkeği öldürmek gerekiyorsa, bunun için en uygun silahın yemek olduğunu düşündü. Az önce kendisine bedenini sunan bir kadının elinden zehirlenebileceğini, hiçbir erkek düşünmezdi. “Senden bir adım öndeyim, fahişe” diye geçirdi içinden. Hatırlayamadığı ismin yerine kullanmıştı o sıfatı. Kadın, beklenen cevabın gelmemesine, ve sigarası henüz yarısına bile gelmemiş olmasına rağmen, son nefesini uzunca çekip, söndürdü sigarasını ve yataktan kalkıp odadan dışarı çıktı.

Mutfağa gittiğini düşündüğü kadın odadan çıktığında, kıyafetlerini bulmak için yataktan fırladı. Kadının kendisini öldürmeyi planladığından iyice emindi artık. Getireceği yemeğin ya da içeceğin zehirli olması çok yüksek bir ihtimaldi. Kadını öldürmek için en uygun anı kaçırdığını düşündü, artık avantajlı olan kadındı. Ama kadın yemeği hazırlayana kadar alternatif bir plan geliştirecek ve tekrar avantajlı duruma gelecek kadar yeterli zamanı vardı.

Kıyafetlerini buldu bulmasına ama, sırt çantasını bir türlü bulamıyordu. Hiç hatırlamıyordu ama, evin geri kalan kısımlarından birinde olabilirdi. Girişte ya da salonda bırakmış olmalıydı. Kadın gelene kadar çantayı bulup, içindeki silahı almalıydı. Ama silahla öldürmek ne kadar mantıklıydı? Gözleri bir saat aradı odada, ve aradığını yatağın başucundaki komidinin üstünde buldu: 06.34.

Kaldığı ev apartman dairesi mi, müstakil mi hatırlayamadı. Pencereye koştu, açabilmek için perdeler ve tüllerden hazırlanan engeli aşması epey uzun sürdü. Acelesi vardı. Açtı pencereyi ve kafasını dışarı uzattı. Evet, bir apartmanın üçüncü katındaydı, üstlerinde iki kat daha vardı. Etraftaki binalara baktı. Bir siteydi. Silah kullanmanın riskli olduğuna karar verdi.  Üstelik aynı silahı kullanırsa, polis diğer cinayetlerle bu olay arasındaki ilişkiyi zorlanmadan kurabilirdi.

Bir anda gelen baş dönmesi yüzünden az kalsın aşağıya düşüyordu. Kendini geriye attı. Yatağa yaslanarak yere oturdu. Üzerine doğru gelmekte olan bir basınç hissetti ve açık pencereden dışarıya doğru kaçmakta olan duman bulutunu gördü. Bu hissi bir yerden hatırlıyordu. Trenin geldiğini gören, ama ayağı sıkıştığı için raylardan kaçamayan o film karakteri gibi hissetti kendini. Adı neydi filmin? Düşündü ama bulamadı. Karakterin yüzünü hatırlamaya çalıştı, bir çocuk yüzüydü gözünün önüne gelen. Basınç giderek artıyordu. Birazdan olacakları daha önce de yaşamıştı. Üstelik bu kadar seri ve saçma bir şekilde düşünmesi de onun yüzündendi. Başını kaldırır kaldırmaz ne olacağını bilmesine rağmen, ayağa kalkıp kadının sigarasını söndürdüğü, saatin hemen önünde duran küllüğe baktı. Yaklaştı…

Yatağa düşmeden önce saate bakabilmişti. Belki de küllüğe bakmadan önce saate bakmıştı: 06.35. “Bütün bu olan biten sadece bir dakika mı sürdü” diye düşündü. Düşüncesinin son iki kelimesini duyduğunda çok şaşırdı. “Ben bunu sadece düşündüm, söylemiş olamam” diye düşündü. Bunun da son kelimesini duymuştu. Artık konuşuyor mu, düşünüyor mu, bundan emin olamıyordu. Zaten ne zaman cigaralık içse aynı şey olurdu. Birbirinden bağımsız ve seri hareket eden düşünceler, son hızla üzerine doğru gelen “Duel”deki kamyon benzeri bir basınç, ve ardından içindeki her şeyi boşaltana kadar devam eden kusma eylemi. “Eğer bu bir kuralsa, şimdi kusmam gerekir” cümlesi, içindeki diğer her şeyle birlikte yatağın üzerine boşaldı.

Dışarı çıkması gereken bir şey kalmadığını anladığında tekrar saate baktı: 06.40. Birazdan içeri gelir diye düşündü. Artık düşünüyor mu, yoksa konuşuyor mu, bunu önemsemiyordu. Çünkü neden kadını öldürmek istediğini hatırlamasa da, artık bunun bir önemi yoktu. Çünkü az önce seviştiği kadının yatağına kusmuştu, ve bunun utancından kurtulmanın en kestirme yolu kadını öldürmekti. Kadının da onu öldürmek istediğini hatırladı.

Zihni peşpeşe gösterilen film fragmanları gibiydi. “Ajanlık suçlaması için yoldaşlara ifade vermen gerekiyor” dedi adamlardan biri. Diğeri oldukça tanıdık geliyordu. Bu bir dram olmalıydı. Dramları sevmezdi. Ardından izlediği ise bir aksiyon ya da gerilim filmi olmalıydı. Aynı adamlar oynuyordu üstelik. Kendisine tanıdık gelen adamı yakın plandan izliyordu. Elindeki silahın tetiğini çektiğinde, yüzüne kan fışkırıyordu.

Ayağa kalktı. Odaya baktı geniş açıdan. Güçlükle kitaplığın yanına kadar gidebildi. Raflardaki kitaplara göz gezdirdi. Kadın bir feminist olmalıydı. “Feministse, Örgüt’ten olamaz” diye düşündü. Polis olmak içinse fazla entelektüel. Hangi polisin evinde Pazartesi dergilerinin ciltleri olabilirdi ki. “Olsun, yine de öldürmeliyim onu.”

Yaklaşan terlik sesini duyduğunda ani bir hareketle kendini odanın diğer tarafına attı. Hiç düşünmeden masanın üzerinde duran kutuları karıştırdı ve eline geçen ilk uzun ve sivri şeyi içinden çıkardı. Bu bir törpü olmalı diye düşündü, ve neden hiç düşünmeden bunu eline aldığını.

Kadın içeriye elinde büyükçe bir tepsiyle girdi, ve yanında aynı tepsiyi taşıyan, aynı görünen başka bir kadınla…

Saate baktı: 07.15. İki kadını,üstelik bir törpüyle öldürmek elbette uzun sürer diye düşündü. Kırılan aynanın parçalarından yardım almıştı tabii ki. Ama onunla da çok kolay olduğu düşünülemezdi. Kim olsa, ancak bu kadar kısa bir sürede yapabilirdi bu işi.

Banyoyu aradı, çıplak bedenini soğuk suyun altına bıraktı. Kurulandı. Odaya döndü. Kana basmamaya çalışarak kıyafetlerini giydi. Ardından çantasını aradı ve kapının kenarındaki askılığın dibinde buldu. Dışarı çıkıp asansöre bindi ve sıfıra bastı.

Siteden dışarı çıkarken, güvenlik görevlisinin yerinde olmayışının, onun için ne kadar değerli bir an olduğunu düşündü. Onun yerinde olsa, bunun üzerine hayatını tekrar gözden geçirir, ve her anı dolu dolu yaşamaya çalışırdı. Karısının yanına koşar bir güzel sevişir, varsa çocuklarıyla birlikte onu gezmeye götürürdü. Bunları düşünürken yaklaşmakta olan taksiye işaret çekip durdurdu. “Atatürk Havalimanı” dedi, taksiye binip oturduğunda. Bunu söylediğime göre, nereye gideceğime de karar vermişimdir diye düşündü. Taksi hareket etti. Bir süre gittikten sonra şoför “Nereye?” diye sordu… Bir taksi şoförünü öldürmek için en uygun an hangisidir?

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin