Polis: Bir Kitano Etkisi

 Polis: Haluk Bilginer
Başka sinemaların, filmlerin, yönetmenlerin etkisi altında film yapmanın, taklitçi bir zihniyeti değil, yönetmenin sinema bilgisini ve rengini ortaya koyduğunu hatırlattığı için; bu ülkenin sinemasını zenginleştirmek için kendince bir çaba gösterdiği için Onur Ünlü‘yü kutlayalım. Ama bilakis eleştirinin dozunu artıralım ki, arkadan gelecekler tekrara düşmek yerine Ünlü’nün yerini belirlediği çıtayı daha da yükseltsinler. (16-02-2007)

Takeshi KitanoPolis, Uzak Doğu sinemasını bilmeyenlere; Takeshi Kitano, Takashi Miike gibi yönetmenlerin filmlerine yabancı olanlara sıradışı, yenilikçi ve ilginç (ya da saçma/absürt) gelebilir. Bu çerçevenin dışında kalan kişiler ise Polis’in Türk bandıralı olsa da, Japon tersanelerindeki planlara göre inşa edilmiş, tüm karakter ayrıntıları ve göndermelere rağmen genel itibariyle vasati sularda gezinen bir gemi olduğunu fark edeceklerdir. Bu söylediklerimiz uluslararası kıstaslarla dile getirilmiş şeyler tabii.
Polis: Haluk Bilginer
Türk sinemasının genel konumuna bakıldığında ve bariz bir canlılığın yaşandığı son dönemde bile, ortada tür sineması adına yapılmış Küçük Kıyamet dışında elle tutulur bir film olmadığı gerçeği dikkate alındığında ise elbette elinizin tersiyle itebileceğiniz bir çalışma değil Polis. Filmin Türk sineması hudutları ve haddi içinde gerçekten de yenilikçi, sıra dışı olduğu muhakkak. Çünkü herhangi bir sinemadan, bir filmden yeyahut bir yönetmenden feyz alıp ortaya bir ürün koymak (Turist Ömer Uzay Yolu’nda tipi filmleri kastetmiyoruz tabi burada) fikri bizim sinemacılarımızın pek rağbet ettikleri, daha doğrusu becerebildikleri bir şey değil.

Taklitçi, kopyacı damgası yemekten korkuyorlar belki ama yeteneksiz olarak görülmek daha mı iyi? Oysa tür sineması adına ilerleme kaydedebilmek için önce iyi taklitler (bu kelime sert geliyorsa size, yerine okurken “esinlenilmiş film”i koyun.) yapabilmek şart gibi geliyor bana. Bu taklitler yapılırken içine ister istemez bizden unsurlar nüfuz edecektir zaten. Bakınız Polis.
Polis: Haluk Bilginer
Bugün tüm dünyanın ilgisini üzerinde toplayan popüler Güney Kore sineması da işe taklitçi yengeç misali Hollywood’çuluk oynayarak başlamadı mı? Şimdi ise çektikleri aksiyon, gerilim, bilimkurgu, korku filmlerinin bazıları yılların deneyimine sahip Hollywood’un ruhuna El Fatiha okutuyor. (Acı Tatlı Hayat, Old Boy, A Memoirs of A Murder, Yaratık gibi) Görülüyor ki iyi çekilmiş taklitler gelecekteki orijinal filmlerin habercisi. Yönetmen için de hem sinemasını hem de seyirciyle ilişkisini geliştiren çok iyi bir pratik. Önümüzdeki birkaç sene içinde pek çok Güney Kore filminin Hollywood tarafından Anglo-Saxon oyuncularla önümüze tekrardan sürüleceğinden emin olun. Bu arada, önemlidir onun için yapalım bu hatırlatmayı; Quentin Tarantino‘yu dünyaya tanıtan Rezervuar Köpekleri de Ringo Lam‘in City on Fire‘ından esinlenmişti.

Polis filmiyle ilgili basında çıkan yazılara bakıldığında sinema yazarlarının filmini geneliyle ilgili bir yorum yapmaktan çok kendilerini en çok etkileyen sahneler ve ayrıntılar üstünde durdukları gözleniyor. Bunda şaşılacak bir şey yok. Bu sahneler, dedik ya, bir Türk filmi için oldukça sıra dışı sahneler ve seyirciyi etkiliyor.

İkinci nokta yönetmenin filmine vurduğu bazı gerçek üstü fırça darbeleri. Bunun bırakın Türk sinemasını, Nazlı Eray dışında bu konuda sesini çıkaramamış Türk edebiyatı için bile yenilikçi bir hareket olduğu söylenebilir. Filmin en sürreal sahnesi belki de Musa Rami’nin ailesiyle yaptığı piknikte Gloria Gaynor’un şarkısıyla dans ettiği sahne. Birbirine benzemez filmler çekmekte usta olan Miike’nin müzikal, komedi, animasyon, komedi gibi türlerini harmanladığı acayip şey Happiness of the Katakuris’den fırlamış bir sahne. Ya da Kitano’nun Takeshi’s filminden… Filme başka deneysel hareketler de katmış kendince Onur Ünlü.
Polis: Haluk Bilginer
Aynı sahneyi üç kez farklı diyaloglarla tekrarlamak, seyircinin zaman algısını bozmaya yönelik kimi hileler, hikayeyle bağdaşmayan absürd sahneler… Ne yazık ki bu ayrıntılar filmi farklılaştırmayı başarmış olsa da filmin genel kimyası içinde erimedikleri için seyirciyi yabancılaştıran unsurlar olmuşlar. Kısaca, main-stream seyirci bu sürreal fırça darbelerinden memnun kalmıyor, eleştirmen ise tatmin olmuyor deyip bu bahsi kapatalım.

İntihar sahnesine gelelim. Bu sahne Türk sinemasının en güzel intihar sahnesi olmaya aday. Zamanı durduran, seyirciye donduran, şok eden bir etki. Ama bu etkinin Japon ve Güney Kore sinemalarının alametifarikalarından biri olduğunu bildiğinizde, bu sahne güzel çekilmiş ama yaratıcılıktan uzak olarak değerlendirilmeye mahkum oluyor. Bu değerlendirmeyi filmin kendisine de denk düşüyor aslında; İyi çekilmiş ama yaratıcılık unsuru güdük kalmış bir film, Polis.

Takeshi KitanoMusa Rami karakterinin Kitano’nun karakterlerinden esinlenerek yaratıldığı zaten aşikar. Bilginer’in oyunculuğu ve karizması ne kadar güçlü olursa olsun ortaya bir “Kitano” cool’luğu çıkamıyor ayrı konu. Çünkü yönetmen Onur Ünlü karakterini biraz fazla zorluyor. Filmin başında dört kişiyi dövdüğü sahne kaç kişiyi ikna etmiştir acaba?  Aksiyon filmine yarışır yakın  dövüş sahneleri yerine kısa ve öz dövüş sahneleri kullansaymış keşke. Kitano’nun Brother filminde kaldırımda yürürken siyahi bir kabadayıyla yaptığı bir saniyelik bir dövüş sahnesi vardır hani, onun gibi. Kitano’nun az konuştuğunu, onunla kıyasla Musa Rami’nin geveze olması da, Kitano etkisinin tam oluşturulamamasının bir başka nedeni.

Bu noktada şöyle bir itiraz gelebilir tabi. İlle de şart mıdır Kitano etkisi yaratmak? Değildir, ama “Kitano Türk olsaydı nasıl olurdu” sorusunun peşinde film yapılırsa, o filmin eleştirisi de Kitano üstünde yapılmalıdır. Bence…

Polis

Yön: Onur Ünlü
Oyn: Haluk Bilginer, Özgü Namal, Ragıp Savaş, Sermiyan Midyat

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin