Rüstem İbrahimbeyov: “Tarkovski yaşasaydı filmlerini çekecek parayı bulamazdı.”

Azerbaycan Sinema Birliği Başkanı ünlü senarist Rüstem İbrahimbeyov, Arkadaş Arıyorum oyununun sahnelenmesi vesilesiyle Türkiye’ye geldi. Kendisiyle Azeri sineması ve Rus sineması üstüne konuştuk.

Rıza Oylum

Azeri sineması Cannes Film Festivali’nde ve 48. Antalya Film Festivali’nde incelenen ülke sinemalarından biri olmuştu. Sovyet sonrası dönemde Azeri sineması için neler söylemek istersiniz?

Azeri sinemasının tarihine baktığımızda Sovyetlerin çökmesinden sonra 90’lardan itibaren yaklaşık 10 seneye yakın sinema oldukça yavaş bir seyirde ilerledi. 2000’li yıllara gelindiğinde devlet desteğinin sağlanmasıyla sinema ayakları üstünde durmaya başladı. Bu dönemde genç kuşaklar sinemada yerini almaya başladı.

Azeri Sinemasına baktığımızda Nesimi, Dede Korkut, Babek gibi kültürel geçmişten beslenerek yapılan filmler görüyoruz. Günümüz Azeri sinemasında gelenekten beslenme ne düzeyde? Tarihle ilişkisi nasıl?

Bu yapımlar sadece Azerbaycan içinde izlendi. Sadece Azeriler tarafından tanınıyordu. Nesimi filmi dönemi içinde oldukça başarılı bir yapımdı. Ama Dede Korkut ve Babek o düzeyde niteliğe sahip değillerdi. Günümüzde artık tarihi filmler yerine daha güncel senaryolarla filmler çekiliyor. Benim senaryolarım daha güncel konulardan ibaret.

Azerbaycan sinema sektörü içinde özel sektörün yeri var mı? Bütün yapımlar devlet desteğinde mi üretiliyor?

Özel stüdyolar da mevcut, devlet özel yapımları bazen destekliyor. Senede 4-5 filmin yapıldığını söyleyebilirim.

Sovyet sonrası dönemde Rus sineması uzun süre önemli sorunlar yaşadı. Yaklaşık on yıl boyunca Rusya’nın sinema salonlarında Amerikan yapımlarının istilası söz konusu olmuştu. Günümüzde Nikita Mikhalkov, Aleksandr Sokurov ve Andrei Zvyagintsev’un önemli başarıları söz konusu. Sizin senaryosunu yazdığınız “Güneş Yanığı” 1994’de En İyi Yabancı Film Oscar’ını almıştı. Sovyet sonrası dönemin Rus sinemasını nasıl görüyorsunuz?

Sovyet döneminde yetişen Sokurov ve Mikhalkov Sovyet sonrası dönemde de üretimlerine devam ettiler. Aleksander Proşkin ve Andrei Zvyagintsev Bu dönemde ilk filmlerini çeken yönetmenlerden oldular. Çeşitli festivallerde boy gösterdiler. Ama tabii ki Sovyet sonrası sinemasında bu isimler istisnai başarıların sahipleridir. Rus Sineması tıpkı dünya sineması gibi bir krizin içine girmişti. Rus yönetmenler dünyanın geldiği noktayı insanın var olma mücadelesini ve Rus toplumunun yaşadığı badireleri kendi felsefi yaklaşımlarıyla değerlendirecekleri filmler yapmalılar. Tüm umudum genç yönetmenlerdedir. Sovyet dönemi rejisörleri sistemin onlara yarattığı alan içerisinde filmler çekebiliyorlardı. Resmi ideolojiyi yansıtıyorlardı. Bugün ise durum farklı. O dönem bir amaç ve hedef vardı. O dönem devlet sinemayı destekliyordu.

Gorki film stüdyosu satıldı. Lenfilm ve Mosfilm özelleştirilme süreci içerisinde. Hatta Sokurov’un bu stüdyolar için Putin’e ricada bulunduğunu biliyoruz. Rus Sinemasının önünü tıkayan bu stüdyolardan devletin desteğini çekmesi olabilir mi?

Bu stüdyoda üretilen film koleksiyonları satıldı. Sinemadaki kriz bu stüdyoların satılmasına da vesile oldu. Film çekilmediği için bu stüdyoların özelleştirilmesi gündeme geliyor Sokurov ve German önderliğindeki bir grup sinema stüdyolarının özelleştirilmesiyle Hollywood film estetiğinin ticari bakış açısının Rus sinemasına egemen olacağının kaygısını taşıyorlar.

Timur Bekmambetov’un ticari sineması gibi mi?

Evet aynen öyle diyebiliriz. Bu çoğu Rus seyircisi tarafından ilgiyle karşılandı. Ticari sineması sanat sineması karşıtlığı Azeri sinemasında da yaşanan bir durum. Senaryosunu yazdığım Aile ve Elveda Güney Şehri gibi yapımlar estetik kaygılarıyla ticari sinemadan ayrılıyorlar. Dünya çapında festivallerde gösterildi. Antalya’da da gösterilmişti. İyi yapılan filmlerin, kaliteli filmlerin ne yazık ki seyircilerin izlemesine imkân tanınmıyor. Sinema salonlarında gişe beklentisi yüksek filmler gösteriliyor. Fransa’da olduğu gibi Rusya’da da yerel üretimi destekleyen kanunlar olmalı diye düşünüyorum. Azerbaycan da ise durum çok daha vahim. Bugün gerçek anlamda bir sinema salonunun varlığından söz edemeyiz. Sovyet döneminde birçok il de hatta kasabalarda bile sinema salonları mevcutken günümüzde Azeri filmler seyirciye ulaşacak salon dâhi bulamıyorlar. Başkanı olduğum Sinema Birliği’nin bir sinema salonu var. Bir de Bakü’de bir alışveriş merkezi’nde sadece ticari filmlerin oynatıldığı bir sinema salonu var. Bu yoksunluktan dolayı Azeri yönetmenlerin yaptığı filmler kendi halkı tarafından dahi izlenemiyor.

SSCB’nin çökmesinin üzerinden 20 yılı aşkın bir zaman geçti. Bugün baktığınızda Sovyet sinemasını dünya sinema tarihi içinde nasıl konumlandırıyorsunuz?

Sovyet dönemi sinemasını oldukça nitelikli buluyorum. Herkes görüyor ki döneminin en iyi seviyesinde. Tabii ki Sovyet sineması içinde belli bir ideolojik yaklaşım dışına çıkamayan yönetmenler oldu. Bürokrasinin siparişiyle filmler çekildiği oluyordu. Günümüz sinemasında da ticari yaklaşımı merkeze koyan sipariş anlayışlar mevcut. Sadece adreslerini değiştirdiler. (gülüşmeler) Ama bugün hakiki sanatçılar film çekmekte zorlanıyorlar. Tarkovski günümüzde yaşasaydı filmlerini çekmesi için kimse ona para vermezdi. Bu arada bu söyleşi bir sinema tarihi dersi gibi oldu. (gülüşmeler)

Sovyet döneminde edebiyat ve sinema güçlü bağları olduğunu görüyoruz. Birçok Rus klasiği nitelikli uyarlamalarla sinemaya taşınmıştı. Sergei Bandarcuk’un çektiği Savaş ve Barış filmi sözgelimi. Günümüzde bu ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?

Günümüz sinemasında çok değerli olmayan ucuz romanlar sinemaya aktarılıyor. Ciddi klasik romanlar filmlere çekilmiyor.

Nikita Mikhalkov, Çehov eserlerinden hareketle önemli yapımlara imza atmıştı.

Bunun üzerinden uzun yıllar geçti. Artık böyle filmler yapılmıyor. Ben bu birlikteliği gayet olumlu karşılıyorum.

Türkiye’de Şehir Tiyatrolarının özelleştirilmesi ve Devlet Tiyatrolarının kapanması gündemde. Türk dünyasının yetiştirdiği en önemli tiyatro ve sinema adamı olarak bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

Kesinlikle bunu kabul etmiyorum. Bu bakış açısına karşı çıkıyorum. Hükümet tabii ki sanata destek vermeli. Vergi veriyor insanlar. Bu alınan verginin büyük kısmının sanat için kullanılması gerekir. Yoksa tiyatro ticarileşir. Durum gerçekten vahim. Rusya’da da benzer bir tartışma söz konusu. Sinema özelleştirilse de tiyatro hâlâ direniyor. Rusya Tiyatro Birliği tiyatronun özelleştirilmesine karşı direniş gösteriyor.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin