Sarmaşık (2015): Bir Türkiye Alegorisi

Üç ayrı adamın, yaşadıkları kritik anlarda kameraya attıkları tedirgin birer bakışın ardından devasa bir yük gemisinde bir araya gelmesiyle açılıyor Tolga Karaçelik’in filmi Sarmaşık. Angola’ya giden yük gemisinde, gemiye niye geldiklerini henüz bilmediğimiz Cenk, Alper ve Kürt’ün yanı sıra heybetli reis Beybaba, dinine olduğu kadar Beybaba’ya da sadık usta gemici İsmail ve intihara meyilli kamarot Nadir ile tanışıyoruz. Gemi Mısır’a vardığında armatörün iflas ettiğini, geminin üstüne haciz konduğunu, bu da yetmezmiş gibi liman parası ödenmediği için geminin limana yanaşamayacağını öğreniyoruz. Gemi liman yetkilileri tarafından tenha bir demirleme alanına çekiliyor ve acil durumlarda gemiyi hareket ettirebilecek sayıda kişi dışındakiler gemiden ayrılıyor. Tahmin edeceğiniz gibi gemide kalmayı seçenler yukarıda bahsettiğimiz altı karakter oluyor.

Devasa bir gemide, sadece erkekler arasında geçmesi ve bol küfürlü diyalogları ile Serdar Akar’ın 1998’de çektiği Gemide filmini hatırlatsa da Sarmaşık ile Gemide arasında pek de ortak yan yok. Mısır açıklarına demirledikten sonra bu izole edilmiş ortamda günden güne bunalan ve zamanla yiyecek sıkıntısının da artmasıyla iyice tahammülsüzleşen altı kişinin, sarsılan ast-üst dengesiyle beraber yaşadıklarını konu alan Sarmaşık, hem daha kişisel bir hikâye anlatıyor hem de sınıfsal göndermeler taşıyor.

Nadir Sarıbacak’ın inanılmaz bir performansla hayat verdiği Cenk karakteri üzerinden anlatılan otoriteye başkaldırmaya meyilli “keş” tiplemesi ile tıpkı hiç sorgulamadığı dini inancı gibi Beybaba’nın otoritesine de sorgusuz sualsiz teslim olmuş İsmail arasındaki gerginlik daha ilk anlardan filmin çatışmasını belirliyor. Burada bir parantez açıp, heybetli kaptan Beybaba’nın, verdiği emirlerde zaman zaman sergilediği tutarsız tavrı bir anlığına sorgulasa da yine de itaat etmekten geri durmayan İsmail’in, dindar kişiliğinden bahsetmek gerek. Namaz saatlerinde kamarasına kapanan ve gerekli olmadıkça kimseyle kişisel ilişki kurmayan adamın naif karakterinin altında otoritesinin sarsıldığını hissettiğinde öfkelenen ve kendi kutsalına verdiği değerin aksine yeri geldiğinde kendinden zayıf olanın kutsalına saldırmakta tereddüt etmeyen bir benlik var. Kendisinden üstün olduğunu bildiği kişiye karşı korkuyla karışık duyduğu saygıyı, astlarından göremediğinde zalimleşen İsmail, aslında günlük hayatta sıkça karşılaştığımız bir karakter. Cenk ise; İsmail’in aksine burnunun dikine giden ve gerektiğinde bunun bedelini ödemeye hazır -ki bunu daha gemiye geldiği anda dağılmış yüzünden anlıyoruz-, sistemin dayattığı ast-üst ilişkisini hiçe sayan “serseri”nin teki. İşte bu ikilinin arasında, ne zaman biteceği belirsiz gemi esareti süresince her gün artan tansiyon, yüz yirmi günün sonunda, Beybaba’nın kendi otoritesinden kuşku duymayan vurdum duymazlığının da katkısıyla içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Filmi sırtlayıp götüren her ne kadar Nadir Sarıbacak olsa da diğer beş karakterin de üstlerine düşeni yerine getirmekte ondan aşağı kalır tarafı yok. Kadir Çermik’in ustalıkla canlandırdığı İsmail’den, iri cüssesine karşın sessiz yapısıyla dikkat çeken Kürt’e; suya sabuna pek dokunmayan ezik kamarot Nadir’den, kendi çöplüğünün horozu Beybaba’ya kadar bütün karakterler öyle ustalıkla yazılmış ki, filmi izlerken “ben bu adamları tanıyorum” hissi içinizden bir an olsun çıkmıyor.

Usta görüntü yönetmeni Gökhan Tiryaki’nin dar alanlarda geçen hikâyeye yaptığı sihirli dokunuşlarla görselliğiyle de etkileyen Sarmaşık; usta yönetimi, incelikli kurgulanmış karakterleri, gemicilik, kentsel dönüşüm ve Kürt açılımı üzerinden gayet dozunda ve yerinde yapılmış siyasi göndermeleri ile çarpıcı bir film.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin