Şehre “festival” geldi!

32. İstanbul Film Festivali

Bu sene 4-19 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan İstanbul Film Festivali, dile kolay 34 yaşına bastı! Bu yıl, Türk Sinematek Derneği’nin kuruluşunun 50. yılı olmasının yanında İstanbul Film Festivali’nin kurucularından Onat Kutlar’ın aramızdan ayrılışının da 20. yıldönümü. Bu vesileyle festivalde ‘Sinematek ve Onat Kutlar’ başlığı altında –Kutlar’ın en sevdiği yönetmen olarak bilinen- Luchino Visconti’nin Leopar‘ı da Kutlar’ın anısına gösterilecek… Biz de bu hafta Leopar‘dan başlayarak İstanbul Film Festivali takipçilerine bir dizi film tavsiye edelim istedik…

Ercan Dalkılıç (2) Ercan Dalkılıç

Leopar

Leopar bu sene sinemaseverlerin kaçırmaması gereken filmlerin başında yer alıyor. Bir derebeyi (bizdeki deyişiyle toprak ağası) olan Prens Salina’nın Garibaldi’nin yeni İtalya’sının kapıda olduğunu idrak edişinin hikayesi olan Leopar, gelmiş geçmiş en iyi tarihi dramalardan biri olarak kabul ediliyor.

Seyyit Han

Yılmaz Güney’siz İstanbul Film Festivali düşünülebilir mi? Tabii düşünülemez! Bu yıl Sinema Onur Ödülü’yle taltif edilen Nebahat Çehre’ye saygı babında gösterilen Seyyit Han tam perdelik bir şölen değil mi? Yılmaz Güney’in ilk kez yönetmenlik yaptığı Seyyit Han western mitini Anadolu’ya taşımış ve sinema tarihimizin en unutulmaz yapıtlarından birine imza atmıştı.

Eisenstein Meksika’da

Peter Greenaway’in idolü kabul ettiği Sergey Eisenstein’ın Meksika’da bir film çekmek üzere bulunduğu dönemi anlattığı Eisenstein Meksika’da, Berlin Film Festivali’nde yarışmış bir yapım. Potemkim Zırhlısı‘nın başarısının ardından Meksika’ya giden Eisenstein’ın sinema kariyerine ve aşk hayatına dair pek bilinmeyen bir kesiti alan film mutlaka görülmeli!

İntikam

İntikam, prömiyerini Cannes’da yaptı bu sene. Yönetmen Kristian Levring’in “çocukluk hayalim” dediği film, Danimarka yapımı bir western aslen. Fakat öyle bir western ki bu, bütün yerleşik western kalıplarını alaşağı eden yapıya sahip! Karşı-western diyebileceğimiz bu filmi kaçıranlar çok üzülecek!

Phoenix

Yüzündeki Sır

Barbara ile geniş kitlelere de sesini duyuran Alman sinemacı Christian Petzold, çıtayı yükseltmeye devam ediyor Yüzündeki Sır‘la. 2. Dünya Savaşı sonrası Berlin’ini film-noir usullerine göre yansıtan Petzold’ün bu denemesi tam ağzınıza layık, aman pardon, gözlerinize layık yani!

Basınla ‘yarım’ ilişkiler 

Yazıyı bitirirken ufak da bir eleştiri getirelim İstanbul Film Festivali’nin öteden beri sürdüregeldiği basınla ilişkiler politikasına. İstanbul Film Festivali, hangi kriterlere göre tam/yarım akreditasyon veriyor, bunu ben dahil birçok kimse merak ediyor ve bundan şikayetçi olmayan neredeyse yok gibi. Tam/yarım akreditasyon uygulaması Cannes, Berlin, Venedik gibi festivallerde uygulanabilir mi sizce? Peki, İstanbul Film Festivali, İstanbul’a çağırdığı yabancı basına yarım akreditasyonu dayatabilir mi?

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin