mustafa kemal atatürk

Altın Portakal’da galası yapılan Can Dündar‘ın Mustafa filmi tartışmalara yol açmaya meyilli olduğunu o zaman da göstermişti. Filmin sonunda sinema yazarlarının düşünceleri oldukça farklıydı. Yılmaz Özdil ise söyleyeceğini söylemiş köşesinde, rengini belli etmiş. Peki Mustafa size neler düşündürdü?

Mustafa’ya gittim…

yılmaz özdil
(Yılmaz Özdil)

Sarhoş.

Kafayı bulunca ağlayan…

Hoyrat.

Soğuk.

Kalpsiz.

Çevresine eziyet eden…

İtiraz edeni asan…

Arkadaşlarını satan…

Goygoycuların dolduruşuna gelen…

Milletten bihaber.

Hatta milleti küçümseyen…

Alay eden.

Hesabını kitabını bilmeyen…

Batı hayranı.

Sefa düşkünü.

O balo senin…

Bu balo benim, gezen.

Zampara.

Cephede bile karı-kız düşünen…

Savaşmadığı için sıkılan…

Ordu varken, çete kurmaya kalkan…

Devrimleri intikam için yapan…

Dinsiz.

Kendi heykellerini diktiren…

Megaloman.

Bencil.

Günde 3 paket sigara içen.

Usul usul intihar eden…

Psikolojik bunalımda…

Yalnız.

Çaresiz.

Basiretsiz.

Zavallı bir adam.

*

Mustafa’daki Mustafa bu.

*

Anafartalar 1 saniye.

İşgal 2 saniye.

Tası tarağı toplayıp kaçmak için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan… Sığır sürüsüyle düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri… Başkomutanlık meydan muharebesi desen… Taktiğini falan başkasından araklamış zaten.

*

Hak edilmiş bence Oscar…

En azından Nobel.

Yılmaz Özdil Foto: Uluç Özcü

Landlord’un Notu: Tarih konusunda okullarda öğretilen beylik bilgilerin yeterli olmadığı aşikar. Üstelik bunlar çoğunlukla politik doğrucu bilgiler. Tabi okulda öğretilen, ezberletilen bilgilere mahkum kalmamak bizim elimizde. Okuyarak, seyrederek bilgilerimizi güncelleyebilir ve eldeki bilgileri yorumlayabilir hale gelmek bizim görevimiz. Böyle bakıldığında Mustafa faydalı bir görsel olarak görülebilir.

Ancak… Can dündar’ın zamanlamasını pek de masum bulmuyorum ben. Kutuplaşmanın en üst seviyeye çıktığı, buna rağmen iki ezberci ve tutucu kitle arasındaki boşluğun giderek büyüdüğü bir zamanda böyle bir belgesel ateşi biraz körüklüyor gibi geldi bana.

Verilen bilgileri doğru yorumlayabilecek eğitimli, önyargısız kimseler için çıkacak sonuç, “Canım, Atatürk de nihayetinde bir insandı,” olabilir. Ama kutuplara çekilen iki kitle için böyle olmayacaktır. Olmuyor da zaten.

Bir taraf Atatürk’ün zaaflarına ve özellikle seçilmiş sözlerine odaklanan bu belgeselin art niyetli olabileceğini düşünebiliyor örneğin. Üstelik altında Can Dündar imzası olmasına rağmen.

Diğer tarafta ise “Bakın biz demiştik zaten bu adam ‘Sarhoş, dinsiz ve faşistti’ diye” borazan çalanlara gün doğmuş oluyor.

Belgesel güzel anekdotlar da içermesine rağmen araya incelikle döşenmiş “sansasyon mayınları” ile akılda kalıyor daha çok. Bunlar sanki gişe yapsın diye bir filme katılan erotik sahneler gibi.

Peki şu aşamada bizim böyle bir belgesele mi, yoksa insanları birleştirecek, ortak bir hedefe yöneltecek bir esere mi? Can Dündar keşke bir kitap yazsaymış da, sinemalara taşımasaymış Mustafa’yı. Çünkü sinema kitelesini çok seçen bir mecra değil. Bu kadar çok ve kolay tüketilen mecralara sürülen eserler konusunda biraz daha dikkatli olmalı insan. Hele bir de sinema filmi değil de, belgesel yapıyor ve Atatürk gibi bir milletin ruhsal ve siyasal dengesiyle alakalı önemli bir tarihi kişiliği ele alıyorsa.

Şimdilik bu kadar. Eklemek istediklerimi yorum olarak yazacağım sizler gibi.

18 YORUMLAR

  1. film genel anlamda bilgi olarak da yeni bir şey sunmuyor. İlkokul seviyesinde verilen tarih derslerinde Atatürk hakkında ne anlatılıyorsa bu filmde de anlatılan o… bir de tabi Yılmaz Özdil'in de değindiği konular var…Yılmaz Özdil'in rengi belli de can dündar'ınki dolar yeşili mi yoksa petrol yeşili (ortadoğu'da çıkan cinsten) mi karar veremedim…

    not: can dündar'dan 10 ytl ve 2 saat alacağım var… geri versin…

  2. Atatürk böyle bir insan olabilir,

    gelişmiş ülkelerde böyle bir belgesele

    bir ideolojinin vücut bulmuş hali olarak değil, iç dünyası ve hataları ile bir "insan" belgeseli olarak bakılabilir

    ama bu belgesele bu zamanda Türkiye'de böyle bakılabilir mi işte onu bilemedim.

  3. Altın portakal film festivalinde galada izledim filmi. Film sonrası söyleşide en önde oturuyordum. Söyleşide genellikle Antalya halkının kırk yaş üstü bayanlarının sesi çıktı ve hepsi Can Dündar'a gönülden teşekkür ettiler.

    Abartılıyor asında bu film. Mustafa alkolik gösteriliyor diyor. Biliyoruz zaten Atatürk'ün alkol yüzünden öldüğünü. Kim bilmiyor? O kadar savaş, gurbet başka nasıl çekilir ki zaten. Şimdi bakıyorum her köşe başında bir genç esrarın esiri olmuş. Varsın alkolik olsun Atatürk.

  4. Daha seyremedim o yuzden simdilik yorum yapamiyorum
    ama bu alintiyi da paylasmazsam olmaz diye dusundum,

    MUSTAFA FİLMİ HAKKINDA..
    Chp Seyhan Gençlik Kolu
    Attila Peken

    On beş yıl gibi çok uzun bir zamana yayılan Can Dündar’ın hazırladığı “Mustafa” adlı film, bilinç altında farklı bir Atatürk portresi oluşturmaya çalışmaktadır. Bu şekilde yapılan Atatürk’le ilgili filmleri hazırlayıp yayınlamak, gerçekten büyük sorumsuzluk sayılmalıdır. Tarihe karşı, Türk ulusuna karşı ve tüm insanlığın övünç kaynağı olan büyük bir öndere ve lidere karşı yapılan bir sorumsuzluktur..

    Filmin adından başlayalım: Can Dündar’ın en iyi yaptığı şey, aşırmadır. Sarı Zeybek adının da ilk olarak kendi aklına geldiğini söylemişti zamanında. “Mustafa” adı için “benim aklıma geldi” dedi ama 1909 ile 1995 yılları arasında yaşayan yazar Mehmet Rakım Çalapala’nın, 1944 yılında yazdığı “Mustafa: Atatürk’ün Romanı” adlı eserini kendisi gibi herkesin unuttuğunu sandı.

    Filmde tarihi ve siyasi konulara girildiğinde birçok soru işaretiyle karşılaşıyorsunuz. Dikkat çekici bölümlere göz atmakta yarar var. Film Atatürk’ün karga kovalamasıyla başlıyor. Atatürk’ün üç yaşında ölen abisi Ahmet’in cesedi Selanik’teki mezarında çakallar tarafından yeniyor. Can Dündar’ın yorumuna göre bu olay Atatürk’ün kader anlayışını derinden etkiliyor. Atatürk küçükken hocası Kaymak Hafız’dan dayak yiyor ve hemen okuldan ayrılıyor. Ancak bu dayağı hiç unutmuyor. Can Dündar’a göre yıllar sonra Atatürk’ün medreseleri kapatması, Kaymak Hafız’dan rövanşın alınması anlamına geliyor. Babası Ali Rıza Efendi’nin ölümünden sonra annesi Zübeyde Hanım’ın tekrar evlenmesine tepki olarak Atatürk, askeri liseye yazılarak evden uzaklaşıyor. Manastır askeri okulunda Atatürk’ü canlandıran şahsın seçimi de, ince hesapların sonucunda olsa gerek..

    Çanakkale’de Deniz Savaşları’nda Atatürk yok ama cepheden Madam Corinn’e yazdığı mektuplar var. Atatürk İstanbul’da şatafatlı bir hayat sürerken, bütün parasını tefecilere kaptırmış. Bunun üzerine Anadolu’ya geçmeye karar vermiş. Atatürk, Samsun’a gitmeden önce sarayda Vahdettin’le bir görüşme yapar. Bu görüşmede Vahdettin Atatürk’e; “Paşa, bu devleti siz kurtarabilirsiniz ve kahraman olarak kitaplarda anılırsınız” diyor. Yani Vahdettin vatan haini değil, ama nedense biz anlamamışız.. Bu konuşmadan iki ay sonra Atatürk için çıkarılan idam fermanını hangi Vahdettin imzalamıştı acaba? İngiliz’lerin Malaya zırhlısıyla ülkeden kaçan Vahdettin değil miydi?

    Filmde, Atatürk’ün İzmit’te bazı gazetecilerle yazılmamak üzere yaptığı görüşmede, Kürtlere özerklik verilmesi fikrinde olduğu ortaya konuyor. Bu konunun arkası gelmiyor, Atatürk’ün bu konuyla ilgili düşüncelerine hiç değinilmiyor. Atatürk’ün, cahillerin seviyesine inmem diyerek, sanki halkı küçük gördüğü imajı veriliyor.Atatürk 1930 yılında halkın arasına karıştığında herkesin mutsuz ve karnını doyuramaz durumda olduğunu görüyor. Can Dündar’ın yorumu şöyle; “Çevresindeki dalkavuklar halkın ıstıraplarını Atatürk’ten gizleyip iyi göstermeye çalıştılar. Atatürk gerçekle yüzleşince çok üzüldü ve sabaha kadar uyuyamadı.”

    Atatürk’ün manevi oğlu için gerçek oğluydu havası verilerek, gayri meşru ilişkileri olduğu ve çocuğu olduğu imalarına yer veriliyor. En yakın arkadaşlarını bile gözünü kırpmadan ölüme gönderen ve kendi heykellerini diktiren bir diktatör olduğu imajı yaratılıyor. Anlamsız bir şekilde, Atatürk’ün arkasında uzun boylu adamların olduğu bir fotoğraf gösterildikten sonra, bir Fransız gazetesinde ne kadar kısa boylu olduğu vurgulanıyor. TBMM’yi Cuma günü namazdan sonra, dua okutarak açtığı halde, son bölümde dinsiz olduğu vurgulanmaya çalışılıyor. Kendisi hakkında şeyhülislam tarafından verilen “dinsiz” fetvasını yıkmak için, 22 Nisan olarak karar verilen TBMM açılış gününü Cuma gününe denk gelen 23 Nisan’a alıyor. Can Dündar’ın yorumuna göre, Atatürk ileride gerçekleştireceği amaçlarına ulaşmak için şimdilik böyle hareket ediyor.

    Atatürk için çevresinde kimse kalmamıştı ve yalnız öldü denilerek kişiliğiyle ilgili kuşkular gündeme getiriliyor. Atatürk için günde bir büyük rakı, üç paket sigara ve on beş kahve içiyordu denilerek, içki düşkünü ayyaş bir portre çizilmiş. Devletle ilgili tüm önemli kararların o meşhur içki masalarında alındığı ifade edilerek ciddiyetten uzak bir tablo çiziliyor. Zaten Atatürk son yıllarını işsiz güçsüz, can sıkıntısında balolar, davetler ve içki masalarında geçirmiş. Üstelik son sahnelerde çalgıcıya kadeh kaldıran içki düşkünü yalnız bir adamın mizanseni yaratılmış.

    Daha bunun gibi akılda kalmayan nice sahneler var. Böylesine gerçekle ilgisi olmayan mesajların ustalıkla yerleştirildiği filmin, Cumhuriyetimizin 85. yıldönümünde gösterilmesi de farklı bir anlam taşımaktadır.

    Sayın Prof. Dr. Özer Ozankaya, öğrencisi olan Can Dündar’a, Sarı Zeybek, ve Gölgedekiler filmleri için de buna benzer eleştirileri bizzat yüzüne karşı söylediği zaman: “Aaa, Hocam, bunlar hiç aklıma gelmemişti.” yanıtını almıştı. Sayın Ozankaya’ya göre “Mustafa” filmiyle ilgili benzer eleştiriyi yöneltmenin artık yararı yoktur. Çünkü Can Dündar’ın söz konusu davranışları bilerek sürdürdüğü çok açıktır.

    Can Dündar bu filmi yapmadan önce “Nutuk” gibi, “Tek Adam” gibi kitapları okusaydı, belki tarihi değiştirerek bazılarına şirin gözükmekten kaçınırdı. Ama belki de bu film özellikle yaptırılarak, Atatürk’ü sevenlerin bilinçlerini değiştirmek, Misak-ı Milli sınırlarından vazgeçmek görevi üstlenilmiş olabilir.

    Emperyalizm işbirlikçileri, ulus devlet karşıtları, şeriatçılar ve numaracı cumhuriyetçiler yıllardır elbirliğiyle Atatürk’ü aşağılamaya, devrimlerini yıkmaya çalışıyorlar. Armstrong’un “Bozkurt” kitabında, Vamık Volkan’ın “Ölümsüz Atatürk” kitabında, İpek Çalışlar’ın “Latife” kitabında, Tolga Örnek’in “Gelibolu” filminde ve şimdi de Can Dündar’ın “Mustafa” filminde olduğu gibi.. Ama hepsinin ve daha nicelerinin ortak bir noktası var: Yanılıyorlar ve başaramayacaklar.

  5. Ben Can Dündar'ın Atatürk'un Erzurum kongresinde elbisesi bile olmayıp giydiği elbiseyi Erzurum Valisi Münir Bey’den aldığı vs buna benzer gerek milli mücadelede gerekse öncesinde ne gibi zorluklarla imkansızlıklarla tabiri caizse yoktan var ederek bu ülkeyi kurduğunu anlatmasını beklerdim

  6. Can Dündar'a İnanamıyorum..yakıştıramıyorum..konduramıyorum.

    Son sözümü söylemeden önce Hala Can dündarı mazur gösterecek bir şeyler arıyorum.

    Bu filmi annem yapsaydı destan yazardı..

    ben yapsaydım harika olurdu..

    oğlum yapsa idi daha az harika olurdu.

    Bunu kuşaktan kuşaga geçen milli duygularımızın bir ölçüde heyecanını kaybetmesine bağlayabilirim.

    Ama bu kadar da olmaz ki.

    Filmi tamamladıktan sonra hiç mi durup karşıdan bakmamış. Eğrisini doğrusunu ölçmemiş.

    Bence Can Dündar kaş yaparken göz çıkarmış ve resmen kendi ipini çekmiş.

    Can dündar benim için bitmiştir.. Teessüflerimle.

  7. Filmi İzmir galasında izledim. Filmden önce Can Dündar tanıtıcı kısa bir konuşma yaptı ve biz izleyeceğimiz o muhteşem 'MUSTAFA' için Can Dündar'ı büyük bir coşkuyla alkışladık.

    Ardından film başladı..

    Sizlere uzun uzun anlatacak değilim, sadece beni en fazla ETKİLEYEN bölümleri kısaca anlatmak istiyorum.

    Mustafa sahilde bir mezarın başında ve ardından Can Dündar'ın sesiyle kardeşinin cesedinin çakallar tarafından nasıl parçalandığı anlatılıyor.

    Babasının ölümünden sonra annesin yabancı bir adamla evlenmesi ve üvey kardeşlere tahammül edemeyen Mustafa'nın evden kaçarak Askeri liseye gidişi.

    Samsun'a gitmeden önce Vahdettin ile yaptığı görüşme ,bizlerin bildiğimizin aksine KURTULUŞUMUZ u Vahdettin' e borçlu olmamız.

    Kendi el yazılarından deliller sunarak aslında ne kadar zavallı, aciz her anlamda bağımlı (sigara ,kahve,içki ,o dönemde henüz güncel uyuşturucular icat edilmediğinden olacak bu kadarla sınırlı), halkının yaşadığı sefaletten bi haber ,kendi sefasında ,dostlarını satan hatta ipe gönderen,zamanında yediği okkalı bir dayağın intikamını alarak CUMHURİYET DEVRİMKERİNİ yapan bir DİNSİZ…

    Ben 41 yaşında bir ilkokul öğretmeniyim.Vatan, millet ve Atatürk sevgisini de ilkokul yıllarında aldım. Gençlik yıllarım ise Almanya'da geçti.Vatan hasretinden midir bilmem burada yetişmiş birçok akranımdan daha milliyetçi ve Cumhuriyet ilkelerine bağlı hissediyorum kendimi.Bu sebeple öğrencilerime de bunu aşılayabileceğim her fırsatı değerlendirmek istiyorum.Çocukları götürmeden önce kendim izlemiş olduğuma seviniyorum. Çünkü çocuklarımın bildiği ,o KURTULUŞ DESTANI nı yazan MUHTEŞEM MUSTAFA dan

    eser yok filmde.

    En çok da neye üzülüyorum biliyor musunuz? Bu film de tarihe bir belge olarak geçecek…

    O saf ve temiz beyinler günümüzde zaten çeşitli yöntemlerle bulandırılıyor.''Atatürk'ün insani yönünü göstermek istedim.'' yalanı arkasına sığınarak ''AYDIN'' (cümle içindeki anlamı:satılmış)gazetecimizin çocuklarımızın kalbindeki ATATÜRK SEVGİSİni silemese bile soru işaretleri yaratmayı amaçladığını düşünüyorum.

  8. şimdi seyrettim filmi.. yorumumu yazacağım yeniden ..

    inanın Atatürk hakkındaki inancım ve fikirlerim aynı.. hiç değişmedi.. bilakis sevgim, inancım daha katmerlendi.. ülkemizin o dönemlerdeki vaziyetlerini tekrar beyaz perdede görünce..Mustafa Kemal'in ne büyük işler hallettiğini..bir ulusu nasıl zorluklarla ve yokluklarla var ettiğini bir kez daha kabul ettim.. unutmuşum ne güzel marşlarımız vardır bizim.. uzun süredir dinlemediğim..

    "yaşa Mustafa Kemal Paşa.. adın yazılacak mücevher taşa" marşı vardı ya filmin ortalarında.. hani izmir'in dağlarında oturdum kaldım..şehit olanları deftere yazdım..öksüz yavruları bağrıma bastım.. yaşa mustafa kemal paşa yaşa.. adın yazılacak mücevher taşa şözleriyle devam eden.. inanın bağra bağra söylememek için kendimi zor tuttum..

    içkisi..sigarası..zaafları..evliliği.. boşanması.. ya bir de fikriye si.. yanlızlığı.. acele..ardı ardına yapılan devrimler.. devrimler sebebiyle yaşananlar.. maalesef her devrimde olanlar..olacak olanlar.. tarih zamanına göre değerlendirilmeli.. mustafa da Atatürk ama neticede bir insan.. tabi ki olacak olumlu olumsuz özellikleri.. ve ölümü.. çok erken gelen hüzünlü ölümü.. hangi ölümde hüzünlü ve yanlız değildir ki insan sonuçta..dediğiniz gibi ara ara rahatsız eden sansasyon mayınlarını ben de hissettim..keşke olmasaydı.. gereksizdi dediğim..ama filmin genelinde ben milletine adanmış bir hayat gördüm beyaz perdede.. minnet duydum.. ruhuna fatiha okudum film bittiğinde..

  9. Atam'a asik kendi NewYork'lu kalbi Turk esim,Mustafa vizyona girmeden bir ay once basladi,

    -"Bak amasi ,egeri,soyle oldusu,boyle oldusu anlamam gidecegiz tamam mi?Gitmezmiyiz Sari Zeybek'i seyrederken beraber aglamistik Can Dundar has adam demistik.

    Vizyona girdikten hemen sonra yazilan cizilenlere baktim,

    John Dundar da Orhan Pamuk abisinin yolunda ve Nobel'e aday bence.

    Atam'i sevmeyenlere buyuk malzeme toplamis.Kanal D deki Yeditepe U.nin bazi genclerinin Ataturk'u daha iyi tanimak konusunda hak verdikleri salak yorumlarini cok aci da olsa dinledim.Bizi biz yapan ve birbirimize baglayan satin alinamayan,bolunup carpilamayan TEK ASK Ataturk'umuz var onu da aldiklari zaman,paralardan kaldirdiklari,devlet dairelerinden resimlerini indirdikleri zaman ne olacak memleketin hali…Gozleri bagli bogazlanmaya hazir bir koyun surusu.

    Hitler yada Mussolini gibi bir lidere sahip olsaydik nasil bir belgesel yapardi acaba John Dundar?

    Evet ,baskalarini bilmem ama bugun rahat rahat ve gururla TÜRK'ÜM ve muslumanim diyebiliyorsam benim peygamberim Ataturk ,kiblem de Canakkale!

    Saygilarimla

  10. siz Kimsiniz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK hakkında film yaparsınız!!! siz MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE SİLAH ARKADAŞLARININ SAYESİNDE BURADASINIZ ! Unutmayın UNUTANLARA HATIRLATICAGIZZ !!!

  11. Can Dündar'ı cesaretinden dolayı kutluyorum. Bu ortamda böyle bir film yapmak en azından cesaret işi. Kimse yalan söylüyor diye suçlayamıyor kendisini. Adam belgelerle konuşuyor. Ama devlet tarafından yazılan tarihin gerçek tarihten farkını görmek nasıl da işine gelmiyor insanların. Yakında bir savcı çıkar Atatürk'e hakaretten Can Dündar'a dava açar, 301'den yargılanır. Bu filmi kötüleyenler de kendi küçük dünyalarında mutlu mesut yaşamaya devam ederler.

    Eleştireceğim tek nokta, belgesel sinemada izlenecek bir tarz değildir(Michael Moore tarzı olay örgüsü arz etmiyorsa).

  12. Merhabalar

    Öncelikle ben filmi beğendim. Bazı rahatsız olduğum bir nokta oldu: Kürtlük meselesi. Ama biraz düşününce bunu yeni birşey olmadığını ve kürtlerin zaten bu iddialarla bugünlere geldiğini biliyoruz. Yani filmde kürtler için yeni birşey yok. Bunu kullanamazlar çünkü zaten kullandıkları bir veri. Hatta dahası da var. Asıl bu olayları bilmeyen kendi halkımız gençlerimiz. Bunu bilmek bizi ürküttü yaraladı belki ama bilmemiz gereken birşeydi. İlaç acı olsada yutmalıyız ki bu soruna başka açılardan çözüm bulalım. nedenlerini bilmediğimiz bir sorunla savaşamayız.

    Diktatör sözü… yabancı bi gazeteden seçilmişti. Burdaki anlatım farklıydı. Tüm olumsuz etkilere rağmen bu devrimi başarabilmesinden sözediyordu ve bunun bir dikta rejimi olarak görüldüğünü döneminin birçok yabancı gazetesi gibi tekrarlıyordu. Daha farklı övgü dolu bir küpür yerine bu bakış açısıyla ele alınan bir yazı görmeyi bir Atatürk aşığı olarak tercih ederim. Bu sahne bende yalnızca avrupa basınının Atayı nasıl gösterdiği izlenimini bıraktı, diktatör oluşunu değil. Ha bu durum içerdeki Atatürk düşmanlarınca kullanılabilir diye korkuyosanız bunları zaten söylüyorlar. Yine Atatürkçülerin bilmesi gereken gecikmiş bir bilgi olarak görüyorum ve bunu da öğrendiğimiz için teşekkür ediyorum.

    Din meselesi. Gazi, büyük insan toplulukların inançla yönetilebileceğini keşfetmiş bir dehadır. Onun için tayyipe ikinci Atatürk diyorlardı. Ama Atam tayyip gibi dini ülkeyi satmak için değil yeni bir ülke yeşertmek için kullandı. Bu sahneyi izlerken içimde uyanan düşüncede buydu; akpye oy vermiş halk, bakın din nasıl kullanılıyomuş…

    Vahdettin olayında padişahın görevlendirdiği doğrudur ki bunu Atatürkün anlatımıyla vermişler. Ama filmin devamında askerlikten istifa edip sivilleri giymesi de osmanlıya isyan ettiğini ve başkaldırdığını gösterir. Filmde bunlar var. Ama kıt düşünceli bazıları burda vahdettinin aklandığını savunuyolar. Sanıyorum o sahneyi görünce filmden çıktılar ya da gerçeği görmek işlerine gelmedi.

    içki ve sigaraya girmiyorum bile yeterince komik bir tartışmadır gidiyor.

    Yalnız birkaç gündür takip ettiğim tartışmada en çok şaşırdığım belli bir kesimin bu filmi ülkenin baş düşmanı ilan etmesidir. Atayı bu filmde beğenmeyenler için üzülüyorum. Sizin kafanızdaki Atatürk bukadar kolay mı yıkılırdı. Çok yazık. Ben Atamı 10 kat daha fazla severek çıktım salondan. Cumhuriyet mitinglerine de bizzat katılmıştım ama Anıtkabirde gördüğüm manzara beni o iyi niyetle başlayan davada şüpheye düşürmüştü. Dincilere kızarken Atatürkçülerin mezarda atam bizi kurtar sana geldik haykırışlarını duydukça kanım dondu. Evet bize bilimin ışığı dışında hiç bi dogma bırakmadı. Ona yakışan bu tarz bi davranış değildi. Sevgi ile tapınmayı karıştırırsak ülke bugünkü durumuna gelir açık bi şekilde.

    Artık hamasete değil gerçek hareketlere ihtiyacımız var. Umarım bu film ve tartışmalar bazı şeyleri tetikler de köşeye sıkıştığımızı düşünen biz Atatürkçüler sorunlu olduğumuz kesimlerle daha rahat, korkmadan ve bilinçli bir şekilde dialog kurarız. Atatürkü başka türlü sevdiremezsiniz, zorla ve dayatmayla. Onun için insan olduğunu önce biz kabul edelim. Bu başlarda yutması zor olan bir ilaç olsada. Saygılar

  13. Bu kadar kısa zamana hayal edilemeyecek işler sıgdıran (savaşan yazan devrimler yapan cumhuriyeti kuran) bir kahramanın özel hayatını didiklemek paparazzilikten başka bir şey değildir. Psikolojik tahliller yapmak da Can Dündar!a düşmez bence.

    Sonra hem nalına hem mıhına hiç yakışmamış. Maksatlı duruyor. Şık olmamış Can Dündar adına.

    Hele filmin bitimindeki o lirik ağıtsal sözlü feryat figan Şarkıya sinir oldum.

    Bence bu Atatürk belgeseli değil..Can Dündarın öyle görüp oyle yaptığı Mustafa filmi olmuş.

    Şimdilerde bir padişahın filmini çekmeyi düşünüyormuş..hiç heves etmesin..bildiği konuyu calışıp anlatamayandan ne beklenir.. benden şimdiden süslü bir sıfır.

  14. Can Dündar yaziklar olsun size!!Atatürk ü asagilamak ve onu kücük düsürmek sizemi düstü.o olmasaydi acaba siz ne olurdunuz?siz yine tabiiki dogru insanlarla rahat bir hayat sürerdiniz.gemisini kurtaran kaptandir mantigi ile calisiyorsunuz ve hic de renk vermediniz simdiye kadar.
    Atatürk TÜRK MILLETININ kalbindedir ve siz anca etkileyebilecek kisileri etkileyebilirsiniz.KARA CAHILLERI!!zaten film icin gelen parada belli nereden geldigi.
    siz nasil bile bile böyle bir film yapabildiniz?yüreginiz rahatmi?hicmi vicdan azabi cekmiyorsunuz?
    NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE¨!!! ATAM RAHAT UYU,SENI COOK SEVIYORUZZZ..

  15. Ne kadar garip değil mi körü körüne bilmeden bakmadan yaşamak .Gösterileni görmek önüne konulanı yemek sonra hazmetmek …Sonrası ise malum …Hiç tercih yapmadık sadece hazmettik şimdi ise zorumuza gidiyor olmaz olamaz böyle bir şey diyoruz bu bizim tanıdığımız kişi değil…Belkide biz başka birini tanıyoruzdur olabilir mi acaba…Kimler araştırma yapmış bu konuda soruyorum sizlere Türk halkı …bu arada yine klasik söylemlere devam ediyoruz (o olamasaydı şimdi sen burada olmazdın )…Sen hiç kendine baktın mı varlığının farkında mısın sen …Nasıl bir bedenin var bu nasıl oluştu mükemmel bir şey ama imkansız …Bence önce sana bu mükemmel bedeni karşılıksız vereni bulmalısın ona teşekkür etmelisin ….TEŞEKKÜRLER

CEVAPLA