Ters Ninja 23. Ankara Uluslararası Film Festivali’nden bildiriyor! Vol. 2

23. Ankara Uluslararası Film Festivali tüm hızıyla devam ediyor. Bu sene festivalin öne çıkan bölümlerinden biri de Robert Altman retrospektifi; festivalin ikinci gösterim gününde yönetmenin başyapıtı Hayal ve Görüntü (Images, 1972) bu bölüm kapsamında Ankaralı sinemaseverlerle buluştu.

  Ercan Dalkılıç

Hayal ve Görüntü, Altman’ın bilindik kalabalık kadrolu filmlerinden biri değil. Film neredeyse tek mekânda geçiyor ve yedi-sekiz tane oyuncuya sahip. Hikâye de gayet yalın, Altman’ın çok öykülü filmlerine hiç benzemiyor. Susannah York’un başarıyla canlandırdığı Cathryn, yazdığı çocuk kitabını bitirebilmek için çocukluğunun geçtiği dağ evine yerleşir. Fakat bu dağ evi, Cathryn’in yaratıcılık sorununu gidermek şöyle dursun, onu daha da buhrana sokar. Roman Polanski’nin Kiracı’sına (Le locataire, 1976) ilham kaynağı olduğunu öne sürebileceğimiz Hayal ve Görüntü, tür bakımından da Cinnet (The Shining) vb. yaratıcılık dönemi krizi filmlerinin en başat örneklerinden biri. John Cassavetes’le birlikte Amerikan Bağımsız Sineması’nın en büyük isimlerinden biri sayılan Robert Altman’ın Hayal ve Görüntü’sü, John Williams’ın muhteşem müziklerinin de yadsınamayacak katkısıyla büyüleyici bir etki bırakıyor izleyenin üzerinde.

Hayal ve Görüntü (Images)
[xrr rating=5/5]

Retrospektifte gösterilen/gösterilecek olan diğer Robert Altman filmleri ise şunlar; Bizim gibi Hırsızlar (Thieves Like Us), Brewster McCloud, Cephede Eğlence (M*A*S*H), Vincent & Theo, McCabe ve Bayan Miller (McCabe ve Mrs. Miller) ve son olarak Üç Kadın (3 Women).

Ulusal Uzun Metraj Film Yarışma’sının sekiz filminden üçünü görebildim henüz, ama daha festival bitmedi! Görebildiğim yarışma filmlerinden Canavarlar Sofrası, tek bir mekanda geçen, ilk distopik Türkiye filmi olma gayretinde oldukça ayrıksı bir deneme. İranlı bir baba ve Türkiyeli bir annenin oğlu olan Ramin Matin’in ilk uzun metraj denemesi olan film aynı zamanda İngilizce çekilmiş. Bunun nedenini burada anlatmak biraz zor, filmi izlediğinizde anlamanız mümkün olabilir ancak. Gelecekteyiz, maden suyunun dahi yasaklandığı bir devirde, şekerin çok ama çok kıymetli olduğu bir yoklar çağında. J. ve M. akşam yemeğinde Avrupa’dan yeni dönmüş, uzun zamandır görmedikleri K. ve D.’yi ağırlarlar. Yemek sırasında dışarıda polisler birini öldürür kimse aldırmaz, çiftler birbirlerinin eşine sarkar kimse ses çıkarmaz, kısacası sistem bütün değerleri altüst etmiştir. Canavarlar Sofrası, çöküş çağının alegorisine soyunan çok cesur bir film, eksiklikleri yok mu, var fakat bu ufak tefek kusurlar onun öneminden pek bir şey eksiltmiyor.

Canavarlar Sofrası
[xrr rating=3/5]

Daha önce çok görmek istediğim, ama hiçbir festivalde denk getiremediğim, vizyonda da kaçırdığım Ümit Ünal’ın Nar’ını burada nihayet izleyebildim. Nar, yönetmenin Dokuz ve Ara filmlerinin biçimsel bakımdan tamamlayıcısı niteliğinde. Öz olarak da hayli provokatif; Serra Yılmaz’ın canlandırdığı Asuman adlı falcı kadının, bir küçük burjuva evinde yarattığı dehşeti anlatan film, bana bazı Haneke filmlerini çağrıştırdı. Ölümcül Oyunlar (Funny Games) ve Benny’nin Videosu’nda (Benny’s Video) da alt sınıftan bir karakter, üst sınıftan bir ailenin hayatına ışıldayan bir bıçak gibi dalıyor, aileye hayatı zindan ediyordu. Film sonrası yapılan söyleşide yönetmenin kendisine Haneke’den etkilenip etkilenmediğini sordum. Fakat cevap olumsuzdu; Ünal, Ölümcül Oyunlar’dan çok rahatsız olup yarım bıraktığını, Bilinmeyen Kod’u (Code inconnu) ise izlediğinde çok sevmiş olduğunu belirtti. Bunu da anekdot olarak aktarmış olalım.

Nar
[xrr rating=4/5]

İzlediğim üçüncü yarışma filmi Entelköy Efeköy’e Karşı’ydı. Yüksel Aksu’nun deyişiyle, ikinci uzun muhabbeti olan film, en az önceki filmi Dondurmam Gaymak kadar orjinaldi! Yönetmen sinema dilinin henüz oluşmadığını söylese de, perde tam aksini söylüyordu. Yine imece usulü kotarılmış olan film, metropolden bunalmış bir grup ekolojistin Ege’nin bir köyünde kömün yaşam sürme teşebbüsünü anlatıyor esasen. Yüksel Aksu, üslubunu çok iyi oturtmuş bir yönetmen bana kalırsa. Günümüz Türkiye Sineması’nda seçkincilik hastalığından mustarip olmayan belki de tek yönetmen kendisi. Popüler olana yaslanmadan, seçkinci bir dil kullanmadan, söyleyeceğini kamunun anlayabileceği şekilde söylüyor, söylemine kamuyu da dahil ediyor. Entelköy Efeköy’e Karşı da biçim ve öz olarak gerçekten çok dürüst bir deneme. Doğru şeyleri, doğru bir ifadeyle anlatan Yüksel Aksu muhabbetinin aynı çizgide sürmesi dileğiyle…

Entelköy Efeköy’e Karşı [xrr rating=4/5]

23. Ankara Uluslararası Film Festivali yazı dizisinin üçüncü ve son bölümünde görüşmek üzere…

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin