Ters Ninja Pazar Öyküleri: Sadık Yemni’den ARAFORİAN 101

Ölümün hemen sonrası zihin bedenden sıyrılırken oluşan düşünceleri dört boyutlu olarak kaydeden sistem 2014’den beri bilinmekteydi. Bazı bilim insanları biri çözülen, diğeri normal seyrinde olan iki zihni interaktif olarak birbirine bağlayan şeyin 5. boyut, bilinç boyutu olduğunu iddia etmekteydi. Ölüm Esnasındaki Zihinsel İlişki teknolojisi henüz emekleme çağındaydı, ama küresel ölçekte büyük bir heyecan yaratmıştı. İki yıl sonra şu anda bütün dünyada bilinen 848 başarılı kayıt vardı. Başarı oranı sofistike aparatlara rağmen on binde ikiydi. Bu içinde bulunduğum seyirin kaydı 849. olacaktı inşallah. Başarılı seansların kayıtları belli işlemlerden geçtikten sonra sıradan bir Dvd oynatıcısında bile izlenebilmekteydi. Youtube’de de dolanmaktaydı bazıları.
Arafor – Sadık Yemni (2010)

Ölüm Esnasındaki Zihinsel İlişki denen şey karşıt evrenlerin arasındaki eşiğin geçilme sürecinden başka bir şey değildir. Tekinsizliğin kalıcı misafirliğine ramak kaldı.
Yazı Meyyin – 2019

“10 saniye.Geri sayıyoruz.”

Nöro fizyolog profesör Ahmet Bora nefesini tutmuştu. Bakışları test koltuğunda oturan genç kadınla karşılaşınca gülümsedi. Kafasına yirmi bir adet elektrot takılı kadın kabloların arasından ona yarım yamalak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Gözleri elem ve heyecan yüklüydü. Saniyeler tepeden aşağı inen kayakçı gibi hızla geçip gitti. Teknik personelin başı Yaşar Nalıncı süreci başlatan düğmeye bastı. Kontrol panelindeki bir dizi lamba yandı. Cini hapis tutan şişenin tıpası açılmıştı. Her seans öncesi bu espri yapılmaktaydı. Çünkü henüz bir yılını doldurmamış kullanımlar her türlü beklenmedik sonuca açıktı.

Şu ana kadar kadar on yedi ülkede canlı deneklerlerle 307 adet test gerçekleştirilmişti. Bu testler daima belli sayıda bilim insanlarına, medya mensuplarına ve gözlemciye açık olarak yapılmıştı. 307 seanstan sadece ikisinde denekler hafif beyin hasarı görmüştü. Bu da verilen bütün yatıştırıcılara rağmen deneye gönüllü olarak katılan kimselerin aşırı heyecanlanmalarından kaynaklanmıştı. Bu yirmi birinci ve elli üçüncü testler esnasında vuku bulmuştu. Sonrasında bu tür tek bir vakaya bile raslanmamıştı. Sakinleştirici prepatlarda uyarlanmaya gidilerek bu sorun inşallah aşılmıştı.

Araforian 101 internet devrimi kalibresinde bir devrimin ismiydi. 22 milyar dolar yatırımla, yedi yıl uğraşarak geliştirilmiş olan aparat ölüm sonrası bedenden çözülen zihin enerjisinin, ruhun geçirdiği metaformozu saptamaktaydı. Bu enerjiyle başka boyutlara ya da alemlere geçişlenmesi sırasında ilişki kurulması halinde o boyutların fizik yapısının keşfedilebileceği düşünülmekteydi.

Dünya çapında inanılmaz heyecan yaratan teori çok basit bir ilkeye dayanmaktaydı. Yerin derinliklerinde patlatılan dinamitin yarattığı şok dalgalarının geçtiği katmanların kimyasal yapısını açığa çıkartmasına benziyordu. Bu deneylerde patlatılan şey dinamit ya da C4 değildi. Sevgiydi. Aşktı. Araforian 101 çok duyarlı bir kayıt cihazından başka bir şey değildi.

Çok sevdiği bir yakınını kaybetmiş olan biri beyin ölümü gerçekleşmesinden itibaren ilk 34 saat içinde bu aparat yardımıyla o kimseyle ilişkiye geçebilmekteydi. İlk 3-4 saatte yapılan testlerde olumlu sonuç sıfıra yakındı. Bilim insanları bunu ruhun uyarlanma süreci sırasındaki çalkantıya yormaktaydı. Bedenini terketmiş zihin enerjisiyle ilişki için en verimli zaman aralığının 11. ile 15. saat arası olduğu kesinlikle bulgulanmıştı. Bu sırada ölüm nedeniyle aşırı elem duyan insanlar da kendilerini biraz toplamış oluyorlardı. İlk on saat bu nedenle de verimsiz olmaktaydı kuşkusuz.

Araforian 101’in bir yıl önce bir seri deney dünyada ilk olarak Amerika Birleşik devletlerinin Boston kentinde yapılmıştı. Projeye Arapça Araf kelimesinden türeyen Araforian 101 denmesi teknik sistemi kuran ekibin başı Mısırlı baba, Amerikalı anneden doğma Faruk Walter El Amun’un fikriydi. 101 eki de projede 101 adet bilim insanı ve mühendisin emeği bulunduğu için verilmişti.

İlişki esnasında ölü kimse holografik olarak görüntülenebilmekteydi. Bu daha önceki yıllarda daha düşük düzeyli aparatlarla başarıyla gerçekleştirilmiş testlerden çok farklıydı. O testlerde denekler sevdikleri kimselere kendi zihinleriyle, astral olarak, kısa süreli ve epey kararsız yapılı olarak ulaşabilmekteydi. Test sırasında bir çeşit baygınlık hali yaşıyorlardı ve uyandıklarında anlatabildiği şeyler çok sınırlıydı. İşin içine aşırı duygusallık ve hayal gücü karışıyordu. Başarı oranı on binde ikiydi üstelik. Dahası, başarılı olan bir denek ikinci test için isteksizleşiyordu. Duyguları aşırı yükleniyordu. DVD’nin üstüne zaptedilen görüntüler çok sınırlı bilgi vermekteydi. Montaj makineleri ve fotoshop yardımıyla yapılan uydurma cin ve hortlak filmlerini andırıyordu. Ayrıca daha kaliteli ve senaryosu bayağı heyecanlı binlerce sahte film dolanmaktaydı internette.

Şu anda oturur durumda hemen önünde duran gönüllü, Neriman Sandal adlı kadının bilinci açıktı. Kadın 6 yaşındaki kızını on bir buçuk saat önce kaybetmişti. Melike adlı küçük kız bütün çabalara rağmen kan kanserine yenilmişti. Neriman hanım tanınmış bir cerrahtı. 35 yaşındaydı. Sıhhi durumu mükemmeldi. Teknik olarak Araforian 101’in ne olduğunu ve daha önceki deney sonuçlarını iyi bilmekteydi. Yirmi sekiz aday arasından ittifakla seçilmişti.

Bugün İstanbul’da, Araforian 101 Türkiye’de ilk ve dünya ölçeğinde 308. seansını yapacaktı. Bunun için ünlü ve yabancı bilim insanları, politikacılar da dahil her kesimden 308 kişi davet edilmişti. Bunlar üst kattaki büyük salonda oturmaktaydı. Çay kahve içerek, lezzetli aperatifler atıştırarak duvardaki dev monitörlerden her şeyi rahatça izleyebilmekteydiler. Çok karmaşık bir yapısı olan aparatı çalıştıran dört kişilik teknik ekip sol taraftaki odada çalışmaktaydı. Aralarında şoka dayanıklı bir cam duvar bulunmaktaydı.

308. seansa Türkiye hariç 16 devlet talip olmuştu. İçlerinde İsveç, İtalya, Fransa ve Güney Kore de vardı. Bu deneyleri yöneten enternasyonel bir kurum olan ARAFORT İstanbul’u seçmişti.

Bu arada felaket guruları ve komplo teorisyenleri çok renkli kıyamet tabloları çizmekteydi haliyle. Daha önce CERN deneyleri için türetilen kitlesel dehşet teorilerini azıcık uyarlayarak yeni bir şekil vermişlerdi. Big Bang’den Big Crunch’a, büyük patlamadan içe göçüp çatırdamaya kadar geniş yelpazeli kıyamet hikayelerine Araforian 101’le yapılan deneyler de eklenmişti.

Din bazlı karşı çıkışlar giderek daha iyi organizeli bir şekilde devam etmekteydi. Üç semavi dinin taraftarları ve kurumları işbirliği yapmıştı. Ruh alemine sarkıntılık, maneviyatın ılgası, Otoriteryan-Ateistizm Kurumu, Şeytanın Tacını İade Şirketi, cennete giden yolun iptali, Tanrı Bağını Kesenler A.Ş. vb. cinsinden suçlamalar her yerdeydi. Bu deneylere katılıp olan biteni medyaya samimiyetle anlatanlar bu kesimin içinden epey taraftar toplamıştı. Bu nedenle 147. denek Hans Fasbinder, Berlin’de silahlı bir suikasta kurban gidince, diğer deneklerin korumaya alınması gerekmişti. Her büyük devrimin yüzyüze geldiği karşı dalgalardı bunlar. Ve üstelik daha henüz başlangıç aşamasındaydılar.

Camın arkasındaki teknik ekibin başı olan Yaşar Nalıncı eliyle ‘tamam’ işareti yapınca Ahmet Bora’nın nabzı hızlandı. 0,6 tera voltluk bir düzeye gelinmişti. Başlıyorlardı. Kendisi geçen yıl Boston’da yapılan 105. ve 112. deneylere gözlemci olarak katılmıştı. Neyle karşılaşacağını aşağı yukarı bilmekteydi, ama yine de heyecanlıydı. Sadece üst kattaki hatırlı zevatın değil, bütün dünyanın gözü üzerlerindeydi.

“Biyo veriler optimumda.”

Ahmet kontrol panelinde bütün rakamsal verileri görebilmekteydi. Çok hassas bağlantılar nedeniyle deri kayışlarla elleri ve ayakları oturduğu koltuğa raptedilmiş olan kadının nabzı dakikada 67 vuruş gibi harika bir ritimle atmaktaydı. Vücut ısısı, tansiyonu çok iyiydi. Beyinde teta hareketliliğinin ilk belirtileri başlamıştı. Her şey yolundaya benziyordu yani.
Birden ekranda kehribar renginde bir yüzey belirdi. Ardından yüzey üç boyutlu hale geldi. Bu bir odaydı. Yükseklik, en ve boylar kendi aralarında tıpatıp aynı olmadığı için garip bir dikdörtgen prizması söz konusuydu. Bu mekân Beyond Prisma adıyla popülerdi. Türkiye’de tuhaf ötesi öyküleriyle tanınan bir yazarın Öte Oda sözü de dillerdeydi.

Ahmet Bora, Melike Sandal odada belirince midesinin üşüdüğünü hissetti. Daha önce iki kez tanık olmasına rağmen petrol mavisi elbise, beyaz çorap ve ayakkabı giymiş, uzun saçlı kumral kızın rahat ve kendinden emin bir şekilde onlara bakmasından etkilenmişti.

“Melike sen misin?”

Kadının sesi azıcık titriyordu, ama gür çıkmıştı. Şu anda morgda yatan, gördüğü kemoterapi nedeniyle saçında tek tel kalmamış kızını karşısında böyle kanlı canlı, dahası aldırışsız ve rahat tavırlı görmek kolay değildi.

“Adım Melike. Siz kimsiniz?”

Klasik sorunlardan biriydi. Bedeni terketmiş zihin arkada bıraktığı yakınlarından kopuyordu bir süre. Sonra bu bağ çoğunlukla yenileniyordu. Yakınlarını tanımama vakası oranı % 77’di. Bunların teste katılan yakınlarını sonradan tanıma oranı da %91’di neyse ki. Neriman hanım bütün bu verilerden haberdardı. Bu duruma karşı uyarılmıştı.

“Neriman. Annenim.”
“Sesiniz benziyor, ama benim annem başka.”
“Nasıl başka yani?”

Küçük kızın alnı kırışmıştı. Kafasındaki şeyi nasıl söyleyeceğini bilemiyormuş gibi bir hali vardı. Bu hale yetişkin ölülerde bile raslanmaktaydı. İlk anların yarattığı uyum şaşkınlığına yorulmaktaydı.

“Başka türlü yani.”

Neriman hanımla bakışları karşılaşınca Ahmet hemen yanında duran kartlardan birini alıp kadına gösterdi. Beyaz kartın üzerinde PENCERE yazıyordu. Öte Oda’daki kimseler kendi algı verilerini pencere açarak gösterebilmekteydi. Bunun gerçekleşme oranı yüzde yetmişten fazlaydı. Toplam 307 testte açılan pencere ortalaması 1,4’dü. Hiç pencere açılmayan seansların yanı sıra üç pencereyle rekor kıranlar de vardı. Tek pencere açılımı bile paha biçilmez teknik veriler sunmaktaydı araştırıcılara.

“O zaman bana bir pencere aç ve göster.”

Ahmet bu sözler üzerine Yaşar’a başıyla ‘Tamam’ işareti yaptı. Ortamın eletro manyetik alan gücü biraz artırılacaktı. Soğuk ve sevimsiz saniyeler aktı gitti. Kız ne bir şey söyledi, ne de pencere açtı. Ahmet’in olumsuz sonuç bekleyen yanı şimdi iş burada kopacak demekteydi, ama sezgileri bunu şiddetle reddetmekteydi.

“Haydi, açmayacak mısın?”
“Sen benim annemsin galiba gerçekten?”

Kadının yanakları ıslanmıştı. “Tanıdın mı anneyi?”
Melike tek çocuktu. Birkaç yıl önce iki yumurtalığı da alındığı için Neriman hanım bir daha anne olamayacaktı. Ahmet, kadının duyduğu acının şiddetini hayal edebiliyordu.

“Tanıcam da… Şey ama…”
“Aç bir pencere ve göster.”

Neriman hanım kendini toplamıştı. Bu iyiydi. Biricik kızından biri hastane morgunda, diğeri de burada burnunun dibinde, iki metre ötede gibi algılanan büyükçe odadaydı.

“Aç anne için bir pencere. Haydi.”

Açılan pencere muhteşemdi. Kızın sol tarafında ortalama bir ev penceresi ebatlarındaydı. Perdesi, camı ve çerçevesi yoktu yalnız. Pencereden yıldızlı gökyüzü ve ağaçlar görünmekteydi. Geceydi. Ağustos böceği cızırtıları duyuluyordu. Isı 22 dereceydi. Bir yaz gecesiydi anlaşılan. Araforian 101 oradan gelen tüm verileri kaydediyordu. Onları en çok şaşırtan şeylerden biri takım yıldızların gökyüzündeki konumları olmaktaydı. Bazı ruhlar onlara pencerelerden 100 bin yıl önceki göğe ait yıldız kümelerini göstermişlerdi. Bu iki kez olmuştu. Diğer gökyüzü açılımlı pencerelerden gördükleri yıldızlar bu yılların konumundaydı.

Sadece görsel malzeme değil, arka plan ışıma, boyut belli etme enerjisi de denilen ölçümler de yapmaktaydılar. 11 boyutlu diye tahmin edilen evrenin bilgi çeyizi ve çetrefilliliği eşsizdi.

“Aferin.”
“Beğendin mi?”
“Çok.”

Ahmet ana bilgisayarın analizine göz attı. Pencereden görünen yıldızların konumu bu yıla aitti. Şu anda ekim başıydı. Yıldızların konumu kuzey yarım kürenin ağustos ortası göğüne aitti.

“Şu anda nerdesin Melike?”
“Açılış yeri diyor.”
“Kim diyor?”

Kız hafifçe omuzlarını silkerek sağ eliyle arkasını işaret etti. “O. O kadın.”
Bedenini terketmiş olan zihinler ‘O’tabirini tasvir edemedikleri kompleks yapılı şeyler için kullanmaktaydı genellikle. İngilizce konuşan zihin kalıntıları ‘It’ diyordu örneğin. Burada ilk kez cinsiyet vurgusu yapılmaktaydı.

“O kadın anlattı. Çok biliyor. Anlayışlı.”
“Nerede o kadın şimdi?”

Neriman hanım soruyu tam zamanında yöneltmişti. Kız neden bahsettiğini unutabilrdi çünkü. Bu sıklıkta olmaktaydı. Hele böyle yaşı küçük kimseler söz konusu olduğunda.

“Odanın duvarının arkasında.”

Kız yine arkasını işaret etmişti. Ahmet 308. seansın şu haliyle bile çok başarılı olduğunu düşünmekteydi, ama sezgileri tekinsiz şeyler fısıldamaya başlamıştı. Bir çığrından çıkma sinyali alıyordu, ama bunun teknik doğrulaması mevcut değildi neyse ki.

“Nasıl biri?”
“Sana benziyor ama… Aynı değil. İki tane anne olmaz di mi?”

Ahmet kadınla gözleri karşılaşınca hızla boş kartlardan birine ÇAĞIR yazdı ve kadına gösterdi.

“Çağırsana onu biraz.”
“Gerek yok.”
“Niye?”
“Geliyor zaten. O benim annem değil, ama beni seviyo. Çok seviyo.”

Ahmet’in sezgileri melanet hışırdatırken kızın arkasında bir kapı belirdi. Bu bir ilkti. Daha önce hiç olmamıştı. Sonra kapı aralandı. Ölçüm verileri bir arıza bildirgesi gibiydi. Kapının ardı -271 dereceydi. Arka plan ölçümleri ısı dışında suspustu. İbre acizliği derlerdi bu duruma kendi aralarında.

Düşünmeye zaman kalmadan kapının ağzında Neriman hanımın ikizi belirdi. Boyu, posu, elbiseleri, her şeyiyle kadının tıpa tıp aynısıydı. Bakışları farklıydı. Yüzü hiddetliydi çünkü. Ahmet’in düşünceleri iki kanala ayrılmıştı. Birincisi bu deney tek ve biricik olacak diyor ve seviniyordu. İkincisi ‘Hemen naşla biraderim yoksa halin harap’ diyordu.

Kaçacak zaman yoktu. Ne oluyor bitiyor anlamaya vakit kalmadan ikinci Neriman kızın önüne geçerek onlara baktı. Yüzünden çok öfkeli olduğu belliydi. Ellerini beline koymuştu. Birden sağ tarafa doğru hareket etti ve odadan silindi. Ahmet’in bu kadarla kalırsa yarın dünyaca ünlü biri olacağım diye düşünen yanı çok hevessizdi. Şov son gaz devam ediyor beklentisi çok güçlüydü.

Neriman hanım şoku biraz atlatmış olmalıydı. “Nereye gitti o kadın?” dedi.

“O anne değil, ama beni çok seviyo.”

Ahmet bu cevapta yamuk olan şey ne diye düşünürken teknik personelin bulunduğu bölme aydınlandı. Aydınlanma hafif bir tanımlamaydı. İçerde ışık bombası patlamış gibiydi. Ahmet gözlerindeki kararma sonlanınca on metreye beş metre ebatlarındaki makine dairesinde durumun iyi olmadığını gördü. Dört kişilik personelden üçü zamanında kapıya hamle ederek odayı terk etmişti. Kaptan gemiyi terk etmemişti. Yaşar deneyi durdurmak için harekete geçmişti. Sol arkasında bir ışık yoğunlaşması vardı. Adam bunu farkında değildi. Bütün gücüyle dev aparatı durdurmaya çabalıyordu. Bu kapatma işi birkaç aşamalı gerçekleşiyordu. Tek düğmeye basmakla olacak iş değildi. O günün şifresini de girmek gerekliydi. Bu arada açığa çıkan enerji nedeniyle aralarındaki şoka, ısıya dayanıklı kalın cam onlara doğru bombe yapmıştı. Sanki birisi camı sakız gibi patlatmak istiyordu. Fizikçi yanı hava yerine foton üfleniyor demekteydi. Başka bir şey de oluyordu. Yoğunlaşan ışık kendini kısınca suretin hatları belli olmuştu. Bu bir kadındı. Neriman hanımın diğer yandaki ikiziydi. Şu anda onların tarafına geçmişti. Boyut değiştirdiğinden enerjisi müthişti. Belki geçiş için elektrik kablolarını kullandığından tamamen dünyalı volt kaynaklıydı etrafa saçtığı enerji.

Diğer Neriman, Yaşar’ın sırtına dokununca adam bir anda kömür yığınına dönüştü. Dumanlar tüterek yere yıkılan ceset yüzünden Ahmet şoka girmişti. Beyninde atak duran yanı ‘Kırmızı Protokol’ diye haykırmaktaydı. İşler ters giderse ne yapılacağı yirmi küsur maddeyle tesbit edilmişti. Bunlardan ilk beşine kırmızı protokol denmekteydi. Daha büyük, kitlesel bir zararı engeleyebilmek için personeli ve deneği iptal etmeyi öngörmekteydi. Şu ana kadar lanet olsun tek bir kez bile uygulanmamıştı.

Bombeli cam parçalara ayrılıp dağılınca Ahmet’in donuk kasları harekete geçti. Sandalyede bir sürü aparata bağlı olarak yatan kadın da paniğe girmişti. El bilekleri ve ayakları sandalyeye bağlı olduğu için yerinden kalkamıyordu. Nutku tutulmuştu. Ağzından tek bir kelime çıkmıyordu.

Yanık et ve ozon kokusu burun kemiğini sızlatırken Ahmet ikinci Neriman’ın kendi bölmelerine geçtiğini gördü. Adımları sarsakçaydı. Parlaklığı iyice azalmıştı. Uyarlanıyordu. Zaman azdı. Neriman hanıma sakinleştirici verdikleri tüp bir kateterle sol kolundaki damara takılıydı. Hemen solundaki minik ecza dolabından küçük bir şişeyi kaptı. Bir enjeksiyonla şişenin içindeki sıvıyı çekti. Bunu o plastik tüpten verirse Neriman hanımı öldürecekti. Teorik olarak bu alemler araştırılırken fizikçilerin entity dedikleri bazı metafizik karakterli yapıların saldırısı öngörülmüştü. Bu durumda iki şey yapılacaktı. Makineleri istop ettirmek. Bunu yapamıyorlardı şu anda. Tasallut eden birimler denekleri kerteriz almadan yön bulamazdı. Deneğe giden yolu kesmek gerekiyordu. Bu bilincin tümüyle sonlanmasıydı.

Ahmet korkunç bir vicdan baskısı altındaydı. Kızı morgda yatan genç kadını öldürmenin yükünü nasıl taşıyacaktı ömrünün sonuna kadar? Bunu yapmazsa O felaket şey sokaklara da çıkabilirdi. Başkalarının enerjisini soğura soğura kimbilir hangi ölçekte bir yıkıma neden olacaktı. Dünya çapında yaratacağı şok ve panik de işin cabasıydı.

“Ahmet bey, çöz… Çözün beni ne olur.”

Ahmet içi kanayarak şırınganın ucunu tübe soktu.

“Ne yapıyorsunuz bana?”

Ahmet pistonu iktirmeye başlarken eli titriyordu. Şırınga yarı yarıya boşalınca durdu. Aklına bir şey gelmişti. Bu arada ikinci Neriman iki metre kadar yakınlarına gelmişti.

“Ahmet bey. Ahm…”

Kadın bayılmıştı. Gençti. Bünyesi sağlamdı. Bu yarı doza dayanacaktı inşallah. Ahmet ekrana baktı. Küçük kız korkulu gözlerle olan biteni izliyordu. “Söyle O’na. Anneye olmaz,” dedi Ahmet.

Küçük kız kararsızdı. Diğer Neriman’ın dokunarak içinden türediği kadını küle çevirmesine ramak kalmıştı. Sonra da sıra kendisine gelecekti.

“Söyle. Anneye olmaz. Anne seni çok seviyo. Çok ama. Söyle.”

Kız hâlâ tereddüt ediyordu. Ahmet’in baş parmağı pistonu ittirmek üzereydi. Diğer Neriman kadını kömüre çevirmekle kalmayacak, onun diğer bilgilerine de ulaşacaktı. Ondan sonra nasıl durdurulabileceğini Allah bilirdi.

“Anneye dokunma. Olmaz,” dedi küçük kız.

İkinci Neriman’ın işaret parmağı kadının sol şakağına iki santim mesafede durakladı. Başını çevirip kıza baktı. Gözlerinde çaresizlik ve öfke okunmaktaydı. Küçük kızın sözleri etkili olmuştu.

Ahmet riski göze alarak kadına daha fazla morfin vermedi. Bu arada ikinci Neriman’ın yapısında bir kararsızlık belirmişti. Önce dokunmak için uzattığı eli dirsekten kopup yere düştü. Sonra da kafası. Bedeni hızla tozumsu bir şeye dönüştü. Sonra da katı halden sıyrıldı ve göz açıp kapayıncaya kadar görünmez hale geldi. Onu meydana getiren yapı geldiği yere dönmüştü. Belki de süblimleşmişti sadece. İyot kristalleri de ısıtılınca sıvılaşmadan gaz haline geçerdi.

Ahmet kıza baktı ve “Şimdi yatma zamanı Melike,” dedi. “Kızın arkasındaki kapı yok olmuştu, ama belli olmazdı tabii. “Artık büyük kız oldun. Işığı sen kapat iyi mi?”

“Açık kalsa olmaz mı?”

Ahmet’in gözleri dolmuştu. “Şimdi kapat ve uyu.”
Kız uysalca başını salladı. “Rüya göreceğim ve sabah anneme anlatacağım.”
Ahmet başını salladı. Kalbi dana kalbi gibi genişlemişti.

Ekran söndüğünde laboratuvara bir sessizlik hakim oldu. Ahmet ikinci Neriman’ın atomlarını solumamak için nefesini tuttuğunu farkında değildi. 308. deneyle İstanbul tarihe damgasını basmıştı. Hem de ne biçim.

DAHA SONRA
Araforian 101’in İstanbul’da gerçekleştirdiği 308. test sonuncusu oldu. Medyanın kopartığı müthiş yaygara ve dünya çapında entelektüellerin tepkisi nedeniyle bu alandaki deneyler belirsiz bir süre ertelendi. Neriman Sandal deneyden sağ salim kurtuldu ve işine döndü. Ahmet Bora nöro-holografi alanında çalışmalarına devam ediyor. Araforian 101’in yeraltına indiği ve testlere orada son gaz devam edildiği üzerine hiç şüphesi yok. ARAFORT için 308. deneyin bir milat olduğunu düşünüyor ve için için bir korkuyla bir gün sokaklara çıkarak dokunduğu kimseleri kömüre dönüştürecek insanımsı suretleri bekliyor.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin