20. Ankara Film Festivali

20. Ankara Film Festivali’nde ilginç bir gelişme yaşandı ve Ulusal Belgesel Yarışması jürisi profesyonel kategoride birinciliği hak eden bir belgesel olmadığına hükmetti. Ulusal Belgesel Yarışması bölümünde Seçici Kurul adına ödülleri açıklayan Candan Murat Özcan, “teknik yeterlilik, anlatıda bütünlük, sinematografi ve estetik kıstaslar değerlendirildiğinde, profesyonel kategoride birinciliğe değer bir eser bulunamadığını” söyledi. Alin Taşçıyan, Cüneyt Cebenoyan, Necati Sönmez, Sevin Okyay, Emel Çelebi ve Ahmet Ilgaz‘a bu gelişme konusundaki görüşlerini sorduk.

Ters Ninja bunları sordu:
Siz böyle bir kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kararın belgeselcileri teşvik edecek bir sonuç olduğunu düşünüyor musunuz?
Yarışmada başka festivallerden ödül alan belgesellerin de olması bu duruma farklı anlamlar da yüklemiyor mu?
Bir önceki yarışmanın birincisinin jüri üyesi seçilmesi konusuna nasıl bakıyorsunuz?

Alin Taşçıyan

Alin Taşçıyan

Jürinin kararına saygı duymakla ve yaşadıkları sıkıntıyı gayet iyi anlamakla birlikte ben bir yarışmadaki filmlerin o yarışmanın düzeyi içerisinde değerlendirilmesinden yanayım. O düzey istendiği kadar yüksek olmayabilir, ama madem bir yarışma açılmış, o yarışmaya filmler seçilmiş, jüri de onlar arasında değerlendirme yapmayı kabul etmişse durumu kabullenmekte yarar var. Madem bazı filmler öne çıkıyor, sıralama da onlar arasında yapılabilir. Geçmişte örnekleri görüldü ama birincinin olmadığı yerde ikinciden söz etmek mantıksız geliyor bana.

Belgeselcilerin ödülsüz bırakılarak teşvik edileceklerini hiç sanmam. Belki derecelendirmeyi bir yana bırakıp sadece teşvik ödülü, mansiyon vb. verseler ya da ödül paylaştırsalar daha olumlu bir yaklaşım olurdu. Benim de hiç istemediğim halde ödül vermeyen bir jüride yer aldığım oldu sonuç sadece kırgınlık oluyor…

Farklı anlamlar yüklenecek bir durum yok ortada. Bir jüri diğerinden üstün değil. Her yarışma kendi içinde bir bütündür, her jüri de kendi kararlarını vermekte özgürdür. Bir yarışmaya katılanlar önceki başarılarını bir yana bırakıp centilmenlik gereği yeni değerlendirmeyi kabul etmelidir bana kalırsa. Ben jüride olsam tereddütsüz Lilit’in Kızkardeşleri gibi dünya çapında bir belgesele ödül verirdim, başka ödül kazanmamış da olsa fark etmezdi.

Bir önceki yarışmanın birincisinin jüri üyesi seçilmesi bence gayet isabetli bir karar.

Cüneyt Cebenoyan

Cüneyt Cebenoyan

Ben bu konuda görüşlerimi daha önce Antalya Altın Portakal’da benzer bir durum yaşandığında da belirtmiştim. Fikrim her zaman aynıdır. Yarışmalarda birinci seçilen film diğerlerine göre jürinin daha iyi bulduğu filmdir. Jüriden beklenen öne çıkan filmi    seçmektir. Jüri üyelerinin görevi, kendi yüksek standartları her neyse, ona uygun film
var mı yok mu belirlemek değildir. Bu tarz kararları yani “ödüle değer film yok” tarzını, “ego tribi” olarak adlandırıyorum. Çirkin ve ayıp buluyorum. İçinde bulunduğum bir jüri bir gün böyle bir karar verirse ve ben o kararı değiştirecek güce sahip olmazsam, o jüriden istifa ederim.

Açık ki teşvik edici değil.

Yüklüyor tabii ki. “O jürileri jüri olmaya değer bulmuyoruz” demek oluyor.

Olabilir.

Necati Sönmez

Necati Sönmez

Doğrusu bu konuda yorum yapmak bile artık zul geliyor. Hem belgeselcilerin hem de ön seçici kurulun emeğini hor gören, işini o yarışmaya katılan filmlerle sınırlamayıp “belgeselin evrensel kıstasları” adına kendine ulvi bir misyon biçen jürilerin bu türden değeri kendinden menkul kararları kabak tadı vermeye başladı. Ayrıca tekrar olacak ama, bu “ödüle değer bulamama” teranesi nedense sadece bu topraklara özgü bir adet haline geldi. İki satırlık muğlak bir gerekçe bildirmek yerine, şu evrensel standartları açıklama yükümlülüğünü de üstlenseler keşke, belgeselciler en azından standarda uymayan filmlerini göndermekten imtina etse. Ya da teknik yeterliliği bile olmayan bir filmi ön seçici kurul yarışmaya neden alır, bu çelişkiyi jürisi oldukları festivalle bir çözümleseler.

Ne diyeyim, belki de ulusal festivaller belgesel bölümlerini iptal etse herkesin içi rahatlayacak. Ki geçen yıl da, mesela Bursa İpek Yolu Film Festivali bu yolu seçmişti. Belgesele hizmet diye buna denir işte.

Sevin Okyay

Sevin Okyay

Herkes gerekeni söylemiş, edecek laf kalmamış gibi. Tekrar edeyim:
Ödül vermeyerek teşvik etme iddiasını sadece “küstahlık” olarak tanımlayabilirim. Çünkü herkesi aptal yerine koyduğunuz anlamına geliyor.

Bir önceki festivalde birinci olan filmin yönetmeni ertesi yıl o daldaki jüriye dahil olabiliyor, örneklerini görüyoruz. Ama ödül vermeyen bir jüride olmak, biraz şaibeli. Ayrıca, bana nakledildiğine göre, bu ödül vermeme durumunu, arkadaşlarımın söz ettiği “evrensel kıstaslar” bağlamak, düpedüz ayıp. Belki de bu uyarlamayı, yani ödüllü yönetmeni jüriye alma uyarlamasını, yeniden gözden geçirmek gerekiyordur.

Bir festivalin sizden önceki seçici kurulunun seçtiği filmleri ödüle layık görmemek, o kurulları da, festivali de hiçe saymaktır. Filmler sizin yüksek ve belki de soyut zevkinize uymasa bile, aralarından en iyi olanını seçersiniz. Size sunulan filmler kötü de olsa, bu sizin kabahatiniz değildir. Göreviniz, önünüze konanlar arasından bir birinci seçmektir. Her şeye burun kıvıran biriyseniz, o zaman da jürilerde yer almayı kabul etmezsiniz, olur biter.

Böyle bir beğenmezliği huy haline getirmeyelim. İnsanlar o filmleri ne emeklerle hazırlayıp, ne umutlarla festivallere sokuyorlar, hepimiz biliyoruz.

Emel Çelebi

Emel Çelebi

2007 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde jürinin yine benzer nedenlerle ödül vermeye değecek belgesel bulamaması kötü bir emsal teşkil etti gibi geliyor bana. Antalya’ya o yıl katılan belgesellerin pek çoğu sonradan ulusal ve uluslararası festivallere katılıp ödülle geri döndüler.

Aslında, keşke Türkiye’de de artık belgesele eleştirel bir bakışla bakılabilse. Yani, belgeselin seçtiği konu değil de anlatımda kullandığı sinemasal dil değerlendirilse. Başka bir deyişle, yurtdışında olduğu gibi artık Türkiye’de de belgesel üzerine uzmanlaşmış eleştirmenler yetişse. Buna şiddetle ihtiyaç var… Ama Ankara festival jürisinin vardığı karardan belgeseli teşvik edecek bir sonuç çıkacağına inanmıyorum. Osmanlı terbiyesi vermeye benziyor. Küçükken bize “Öğretmenin dövdüğü yerde gül biter,” falan derlerdi ya, onun gibi işte…

Bir önceki yarışmanın birincisinin jüri üyesi seçilmesi konusuna gelince, bunda bir sakınca görmüyorum. Bir önceki senenin kazananını onurlandırmak gibi düşünülebilir. IDFA’da da (Uluslararası Amsterdam Belgesel Festivali) böyle bir uygulama var.

Ahmet Ilgaz

Ahmet Ilgaz

Kararı çok olumsuz değerlendiriyorum. Daha önce de Antalya’da örneğini gördüğümüz bu karar ülkemizde sevimsiz bir alişkanlık olmaya başladı. Jüri sanki böyle bir karar vererek eserlerin önüne geçmek, rol çalmak istiyor. Bir “ego” problemi olduğunu düşünüyor, açıkçası anlamakta güçlük çekiyorum. Bence festivallerin devreye girerek (tüzük değişikliğiyle) artık bu keyfi alışkanlığın önüne geçmesi gerekiyor.

Teşvik etme gerekçesi komik. Adı üstünde, teşvik ödüllendirerek yapılır, ödül vermeyerek değil.

Normalde bir önceki yarışmanın birincisinin jüri üyesi olmasında bir sorun yok. Ama ertesi sene ödüle layık eser bulamayan jüride yer alıyorsa akla soru işaretleri geliyor.

Yeri gelmişken burda ben de filmimin gösterimine yemekten 10 dakika geç gelerek, filmi durdurtup yeniden başlatılmasına neden olan jüriyi, “film izleme adabında yeterlilik, salondaki izleyicilere saygı ve jüri olmanın sorumluluğun taşıma” gibi kıstaslarla değerlendirdiğimde oldukça yetersiz bulduğumu söylemeliyim.

Not: Yarışmada Emel Çelebi ve Ahmet Ilgaz’ın belgeselleri de vardı.

1 YORUM

  1. FESTİVALE BELGESELE VE YALANLARIMIZA DAİR

    Ankara Film Festivalinde birincilik ödülü verilmemesi tartışılmaya başlanmış,işte tam da istenilen buydu, tartışılsın, gerekirse kavgalar edilsin, nerde hareket orada bereket. Jüri her zamanki gibi toplanacak, kendine göre iyi kötü bir üç belirleyecek, kazananlar memnun, kazanamayanlar hakkının yendiğini düşünecek ve bu kısır terane güzel güzel aynen sürüp gidecekti. Jüri başına gelecekleri öngörmüş ama bu kısır dizgeyi bozmak adına doğru bildiğini yapmıştır. Bu gözünü sevdiğimin “yalnız ve güzel” ülkesinde ne zaman sorunun kaynağı tartışıldı ki, bütün kavgalar çaresiz sonuçlar üzerinedir zaten. Elinde bıçak, üçüncü sayfa travestileri gibi ortada kalakaldık anasını satayım, o bıçağı aldıran nedir diye soran yok.

    Şimdi bir takım zatlara sormuşlar jürinin kararını, onlar da yok “ego tribi” yok “rol çalma” küstahlık , gak guk, ebelek göbelek vs buyurmuşlar.

    Bir kere baştan şunun altını çizmek isterim, hiçbir jüri en iyiyi seçemez, her film de kendine göre en iyi olabilir. En iyi filmi belki yönetmeni yarışmaya göndermemiş veya gelen yüzlerce film arasında daha ön elemede kaynamış gitmiştir, yurdum belgeselcisi bunu hiç konuşmaz mesela, genellikle ön elemede yüzlerce filmi çok da konuyla alakası olmayan bir ademoğlunun başına yıkıp hikmetinden sual etmezler ama iyi kötü meslek erbabı 5 ayrı adamın tartışa tartışa aldığı kararı işte böyle saçma ilan ediverirler, asıl küstahlık,ego tribi,rol çalma budur.Ah bu jüri olmasa, birinci seçilse ne güzel olacaktı, Türk Belgeselciliğinin önü açılacak sıçrama yapacaktı,herkes belgesel yapacak izleyecek belgesele doyacaktık, yerim ben sizin bu duyarlı itirazlarınızı, keşke bu itiraz sahipleriyle bütün belgeselleri teker teker baştan izlesek de öyle konuşabilsek.

    Bir kere daha önce de başka jürilerde bulunmuş biri olarak bu jürinin tertemiz bir jüri olduğunu söyleyebilirim,açık yüreklilikle herkes ne düşünüyorsa söyledi, tartıştık(temiz olmayanı da mı var diyecekler ki evet var,kendi arkadaşı yada siyasi görüşü ya da kurumunun çıkarları için çamura yatan çok jüri üyesi gördüm ) bir de jüride yer aldık diye dünyanın merkezi değiliz, her şeyi en iyi biz bilmeyiz mesela, yarışan arkadaşların bazıları bizden daha yetkin de olabilir, izafiyet çerçevemiz de bu kadarcıkmış ne yapalım yani. Ancak biz beş fukara nın bu saçma sapan değerlendirmesinden başka da yol yoktur , diğer beş fukara değerlendirecekti o zaman,belki onlar sorun çıkmasın başımız ağrımasın deyip gidişata taş koymazlardı da amanın ne güzel, birincimiz de var deyip mutlu olurdunuz hep birlikte.

    Genellikle yarışmalarda para ödülü olunca festival ya da dernek her neyse para kasaya kalsın diye jüriye ikide bir vermek zorunda değilsiniz arkadaşlar vs diyip durur, bizzat şahidi olan biri olarak söylüyorum. Eğer öyle bir durum olsa en başta ben itiraz eder, ödülü verdirmek için elimden geleni yapardım ama neyse ki burada para ödülü de olmadığından yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunun altını çizmek ve mesajımızı iletmek için böyle bir çare düşündük, kim ne derse desin klasik 1-2-3 sıralamasından sonra ne söylerseniz söyleyin hepsi davulcu osuruğu gibi arada kaynar gider ve tarih sadece sıralamayı yazar,bunları yazmaz. Zaten ortalık hayatla ilgili bir derdi olup film yapmaktan ziyade bir punduna getirip yönetmen sayılmak isteyen adamlarla dolu (gerçi bu da anlaşılabilir bir şeydir ayıplamak için söylemiyorum ama fotoğrafını gösteriyorum sadece, mesleğimizden midir nedir?)

    Festivalde belgeseller amatör ve profesyonel olarak iki kategoride yarıştılar, amatör ya da profesyonel nerde başlar nerde biter, bilen beri gelsin de önce oradan konuşmaya başlayalım. Bana kalsa iki kategoride de filmlerin çoğu kategori değiştirmeliydiler, zira amatör kategorideki bazı işler profesyonelim diyenleri utandıracak kadar iyiydiler, böyle olunca profesyonel kategorinin çıtasının daha yüksekte olması gerekmez miydi acep? bir de buradan baksak diyorum mesela.

    Hatta önce yarışmanın katılım koşullarından başlayalım, madde çok açık, yarışmaya sadece yaratıcı belgesel sinema ürünleri katılabilir diyor tv belgeselleri,bilimsel belge vs değil.ben şahsen belgesel sinema diye kelleler geçidi izlemekten bıktım, bir takım adamlar çıkıp boyuna sızlanıyor eskiden iyiydi şimdi kötü diye siz bıkmadınız mı? (sırf kelle olmasın diye araya allah ne verdiyse görüntü serpiştiriliyor neyse ki),şimdi alternatif olarak şöyle bir akım da var genellikle bunda kelle olmuyor , kamerayla birini nereye giderse takip ediyor üzerine de kuş sesi vs koyuyorsunuz.Belgesel yapmanın zor olduğunu en iyi bilenlerdenim ama sırf yapmış olmak için her şeyin en kolayını seçenlere de gıcığım var, kendim dahil.

    Kimse kusura bakmasın amatörlere diyecek lafımız yok, birkaç çok sevimli öğrenci işine ödül vermeyi çok istedik ama veremedik malum tekne küçük ama profesyonel kategori söz konusu olduğunda en azından amatörlerden daha iyi iş beklemek anamızın ak sütü kadar hakkımızdır, Ödül töreninde sahnede tesadüfen kibar bir bayan arkadaşımız vardı da olay büyümedi yoksa ben kafası bozuk bir adam olarak muhteris bir yarışmacının son derece saygısız ve küstah çıkışına hak ettiği cümleyi kurardım.Düz mantıkla düşünene birincinin olmadığı yerde ikinci nasıl olur vs mantıklı gelecektir,ama bu mudur be kardeşim,oradaki mesajı anlayanlar da vardı neyse ki, anlamak istemeyene de kanımca yapacak bir şey yoktur.

    Bana göre profesyonel kategoride belgesel sinema denilebilecek tek film her ne kadar ödül arsızlığı yapsa da “Yaşam Arsızı” idi, ilk dakikalarda resmen yerime mıhlanıp işte bu, dedimse de çok sürmedi, müthiş bir belgesel film nasıl katledilir e örnektir, belgeselci kimdir, nerede durmalıdır, bir insanlık trajedisi nerede sömürüye evrilir hepsinin cevabı bu filmde var.Sinemada,tiyatroda artislik güzel amma mevzu belgesel olunca işin rengi değişir.
    Film tamamen elenmekle birinci olmak arasında gidip geldi çok tartıştık, sonunda kıyamadık.

    Son söz olarak şunu söylemeden geçemeyeceğim o her şeye duyarlı belgesel aşığı zatları salonlarda da görmek isteriz, yemin ederim çoğu belgeseli koca salonda yönetmeni bile olmadan sadece beş kişi izledik (kapıda duran görevli çocuklar bazen can sıkıntısından girip izliyordu haklarını yemeyelim),belgeseller 2 saatlik blok olarak üçer dörder gösterilirken de bir belgesel bitince 2-3 kişi çıkıp yerine başkaları geliyordu gösterilecek belgeselin sahipleri ile biten belgeselin sahiplerini oradan anlayabiliyorduk yani, yurdum belgeselcisi bir başkasınınkine tahammül edemiyordu anlayacağınız, biz beş akılsız da organizasyon hatası sonucu bir filme 5 dakika geciktik diye paparayı yemişiz güzel bir kardeşimizden, kimsenin gözünden de kaçmıyor hani,her şeyin hesabı da soruluyor netekim.Şimdi bu belgeselcilerin hiçbiri çıkıpta benimki ötekinden daha iyiydi diyemez ,zira birbirlerinin belgeselini izlemiyorlar bile,tabii bütün suç bizim eğer birinciyi seçsek sorun yoktu, kokmaz bulaşmaz tavşan boku olsak,zar atıp sıralamayı yapsak herkes razıydı yani, ulan yine tepem atmaya başladı çıkıp bir hava alayım en iyisi, tövbe tövbeee…
    Candan Murat Özcan
    -Hain Jüri Üyesi
    -Görüntü Yönetmeni

    (İşbu yazı tarafıma aittir jürideki diğer kibar arkadaşları bağlamaz)

    “gittim bir kuyudan su çektim
    halka boynumdan geçti
    geçti boynuma kemend
    d harfine bak dedim
    nasıl da soylu duruyor sonunda kelimenin
    harfe bak harfe dokun harfin içinde eri
    harf ol harfle birlikte kıyam et
    harf of harfler ummanına bat
    çünkü gördüm ne varsa sonunda kelimenin
    çünkü böndür altında kaldığım töhmet
    uğradığım kinayeler bön ve berbat.”
    İ. Özel

CEVAPLA