Tunç Başaran: “Futbolu seviyorduk biz. Şimdi insanlar ellerinde palalar, satırlar, döner bıçaklarıyla geliyor maça.”

Tunç Başaran

Sinema sevdası yüzünden Vefa Lisesi’ni yoklama kağıtlarını çalarak bitirmek zorunda kaldı. O günlerde dört bir köşede onlarca bulunan küçüklü büyüklü sinema salonlarında geçirirdi tüm vaktini. Sabah girdiği sinemadan gece geç saatlerde çıkardı bazı zamanlar. Bu Karagümrük’lü, çocukluğu sokaklarda geçmiş delikanlıyı disipline eden tek şey sinemaydı. Sinema adına ne öğrendiyse, edebiyat fakültesinde okurken kendisine asistanlık teklif eden hocası Memduh Ün’den öğrendi. Atıf Yılmaz, Lütfi Akad ve Halit Refiğ gibi isimlere de asistanlık yapmaktan geri durmadı. Biri ve Diğerleri, Uçurtmayı Vurmasınlar, Piano Piano Bacaksız gibi unutulmaz filmlere imza atan Tunç Başaran’la sizler için 15. İzmir Kısa Film Festivali’nde sinemadan futbola uzanan kısa ama keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Uzun metrajda usta bir isimsiniz, kısa film sizin için ne ifade ediyor, neden önemlidir kısa film?

Bu festivalde şimdiye dek düşünmediğim bir şey düşündüm; 55 senedir bu mesleğin içinde biri olarak bir kısa metraj film yapsam şimdi ne olur acaba? Çok değerli bir alan kısa film; şiire benzer, bir romanda bir sürü şey anlatabilirsiniz, bir şiirde bir romanda anlatılan şeyin tamamını anlatabilirsiniz. Kayseri’de yapılan kısa film festivalinde de jüri başkanıydım. O festivalde çok güzel geçti ama bu kadar zengin filmler yoktu. Burada Ulusal’da, Uluslararası’nda da birçok önemli film var. Gençleri sinemaya hazırlaması açısından da olumlu buluyorum kısa filmleri. Kötü çekebilir, hiçbir şey ifade etmeyebilir, ama genç bir daha çekecek o filmi. Bu festivalde dördüncü kısa metrajını çeken yönetmen var sözgelimi.

15. Uluslararası İzmir Kısa Film Festivali

Kariyeriniz boyunca dizi filmlere hiç sıcak bakmadınız. Bunun sebebini öğrenebilir miyiz?

Sadece bir tane dizi yaptım. Bana göre bir iş değil dizi yapmak. Türker İnanoğlu’ydu yapımcı. 50 senelik arkadaşım. Müjdat Gezen’in senaryosundan çektik. Başlarda ratingler iyi gitti, sonradan düştü. Fakat biz 13 bölüm çektik diziyi. Sonra hiç diziye girişmedim.

Çok büyük bir Fenerbahçelisiniz? Nasıl başladı bu futbol sevdası?

6-7 yaşındayken Fenerbahçe’ye yakın bir arsa vardı. Orada top oynuyorduk. Cihat uçuyormuş dediler, ben sandım gerçekten uçuyor. Sonradan onların hepsini izledim tabii. Cihat’ı, Murat’ı, Galatasaraylı Reha’yı izledim. Kimsenin hatırlamadığı Galatasaray kalecisi vardı, Erdoğan isminde. Adam 1,65 boyundaydı, ama gol atmak mümkün değildi ona. Metin Oktay’ın çok maçını izledim, Fenerbahçeli olarak, ağızlarımızın suyu akıyordu. Futbolu seviyorduk biz. Şimdi insanlar elinde palalar, satırlar, döner bıçaklarıyla geliyor insanlar maça. Düşünüyorum da, bizim zamanımızda tepkiler şu şekildeydi: Fenerbahçe, Galatasaray’a yenildi diyelim, Mithatpaşa Stadyumu’nun (şimdiki İnönü Stadı) önünde üzerine Fenerbahçe bayrağı sarılı bir tabutu kaldıran Galatasaraylılar, Taksim’den İstiklal Caddesi’ne iner, İstikal Caddesi’nde meşhur şekerci Ali Muhittin Hacı Bekir’in dükkanının önüne gelirdi. Hacı Bekir, korkunç bir Fenerbahçeliydi. Yüzlerce Galatasraylı geldiğince Hacı Bekir, ne yapardı peki, biliyor musunuz? Onlara akide şekeri atardı. İnanabiliyor musunuz. Nereden nereye geldik…

Röportaj: Ercan Dalkılıç

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin