Zühtü Bayar: Bir Bilimkurgu Şövalyesi a.k.a. Per Aspera Ad Astra*

11 yaşındaki çocuk büyülenmişçesine kitabın kapağına bakıyordu. Resmedilen sahne müthişti kapakta: Jules Verne’in kitaplarından fırlamış dev bir ahtapot gemiye saldırıyor. Ama işin ilginci bu saldırı bir okyanusta değil uzayın derinliklerinde gerçekleşiyor. Evet, tam üstüne bastınız, gemi dediğimiz de aslında bir uçandaire…

Kapalıçarşı’daki büyük yangının başlamasının üstünden günler geçmiş ama alevler hala tam olarak söndürülememişti. Küçük çocuğun içinde peydah olan yangın ise bambaşkaydı. Samatya Caddesi’nde anneannesiyle yürürken yanından geçtikleri bir gazete bayisinde görmüştü kitabı. Karşısında dikiliyordu ama benliği çoktan o resimden içeri girmişti bile.

Uçandairedeki adamlardan bir ateş ediyordu canavara. Diğer ikisi de yardıma geliyorlardı. Bir arkadaşları ise güvertede değildi. Biraz daha uzaktan seyrediyordu bu korkunç manzarayı. Ama kimbilir belki de niyeti uzay ahtapotunun arkasına dolaşmaktı. Hiç ağırlığı ve sürtünmesi olmadığı için boşlukta sessizce süzülüyordu.

Çağlayan Yayınevi’nden çıkan Yeni Dünyalarda serisinin üçüncü kitabıydı bu: Feza Canavarları**. Ne kapakta ne künyede kitabı kimin yazdığına dair hiçbir ipucu yoktu. Yalnızca çeviren: Necati Kanatsız.

Küçük çocuk yanındaki anneannesine yalvarmaya başladı. “Anneanne, ne olur alır mısın bana bu kitabı?”  Anneanne hiç oralı olmadı ama çocuğun yalvarışları bitmek bilecek gibi değildi. Çaresiz bir gümüş lirayı verdi. Farkında değildi ama torununun geleceğini şekillendirmişti o anda.

1954’de anneannesine o kitabı aldıran küçük çocuk artık ne yazık ki aramızda değil. Zühtü Bayar’ı dün kaybettik. 18 Kasım 1942’te doğan Bayar bir süredir yoğun bakımdaydı.

Çizgi romanları, Jules Verne’leri saymazsak, ciddi biçimde bilimkurgıu okumaya 1983’te başladım. 11 yaşımda başlamışım demek ki. Aşağı yukarı 1954’teki Zühtü Bayar ile aynı yaştaymışım.  Tarih konusunda eminim, çünkü Baskan Kurgu-Bilim Dizisi çıkmaya başlamıştı ve ben ilk sayıdan itibaren alıp okumaya başlamıştım bu serinin kitaplarını. İlk sayıyı tatil için İzmir’de teyzemlerde kalırken okumuştum. Peter Randa’nın yazdığı Uzayda Dehşet Tora. Bir tür ritüeldi benim için. Her ay yeni kitabın çıkmasını beklemek, koşa koşa bayiye gitmek (kitapçılarda değil, gazte bayilerinde satlıyordu yanlış hatırlamıyorsam), dönüşte bakkala uğrayıp Koska şeker almak (vişneli ya da muzlu), sonra odaya kapanıp kitabı bir çırpıda okumak.  Evde zamanında abimin biriktirdiği Okat Yayınevi’nden çıkan Uzay Serisi olsa da,  ben bilimkurgu okumaya kendi harçlığımla aldığım bir seriyle başlamayı tercih etmiştim nedense.

Üniversiteye başlayıp İstanbul’a geldikten sonra Moda pasajının alt katında keşfettiğim ve hemen müdavimi olduğum bilimkurgu sahafı sayesinde kitaplığım iyice zenginleşti, hatta Türkçe’de yayınlanan tüm çeviri bilimkurgu eserlerini toparlamayı başardım. Sözünü ettiğim sahafın sahibi tam bir “sci-fi geek” idi, – Ersoy’du sanırım adı – benim ufkumu epey geliştirdi, bilmediğim pekçok kitapla tanıştırdı beni. Sonraları benim gibi bilimkurgu aşığı olan, hatta ara ara Moda’da çaybahçesinde buluşup bilimkurgu sohbetleri yapan bir grupla tanıştım. Çok katılma fırsatı bulamadım aralarına ama bilimkurgu dergileri çıkarmış ya da bu dergilerde yazarlık yapmış Bülent Ağabey (Akkoç) gibi bir bilirkişi, güzel bir insan girmiş oldu hayatıma. Zühtü Bayar ismi ilk o zamanlar kulağıma çalınmış olmalı. “Türk bilimkurgu yazarı” kavramı gelişmemişti daha. Öyle bir kavram versa bile içi boştu. Fanzinlerdeki öyküleri yazanlar bu boşluğu doldurabilecek gibi değildi. Selma Mine’ninkiler çocuk kitapları olarak kategorize edilmekten kurtulamıyordu. Ama Zühtü Bayar’ın ismi o zaman bile, bilimkurgu edebiyatı olmayan bir ülkede dahi bilimkurgu yazını ile özdeşleşmişti. Oysa bir kitabı bile yoktu daha bilimkurguyla ilintili. En ünlü yapıtı 1 Ocak 1973’te yayınlanan ve bilim-kurgu özel sayısı olarak tasarlanan Türk Dili dergisinde yer alan öyküsü, Tutuklu Bilinç idi. Yıllar içinde çeşitli dergilerde ya da derlemelerde görünmüştü bilimkurgu öyküleri. Ama kitap haline ancak 1999 yılnda geldiler. (Geyşa Android Şirketiİnkılap Yayınevi). Aynı yıl Sahte Uygarlık adlı romanı da yayınlandı.

Zühtü Bayar’ı ne yazık ki kaybettik. Ölüm haberlerinde hak ettiği üzere “bilimkurgu yazarı” olarak anıldı Bayar. Ben kendisiyle hiç tanışmadım ama ismini her duyduğumda içimden yükselen saygı hissi hep aynı kaldı. Zaten bana bu yazıyı yazdıran da aynı histir. Bilimkurgunun para etmediği bir ülkede, kalbi bilimkurgu için atan ve menfaat düşünmeden bu konuda üretim yapan bir adam saygıyı hak eder çünkü. Hayalleriyle yaşayan, hayalleriyle mutlu olan ama o hayalleri başkalarıyla paylaşmaktan geri durmayan bir adam, en azından ölümünün ardından konuşulmayı hak eder.

Umutla yıldızlara doğru, Zühtü Bayar… Per Aspera Ad Astra…

* Umutla yıldızlara doğru
** A. E. Van Vogt
Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin