Buhar adlı başarılı kısa filmiyle tanıdığımız Abdurrahman Öner’in ilk uzun metrajı Aydede (Road to the Moon), 90’lı yıllarda, dedesinin ölümünün ardından annesiyle yalnız kalan ilköğretim çağında bir çocuğun yaşadıklarını anlatıyor. Antalya’nın Elmalı ilçesinde çekilen yapımın başrolündeki çocuk oyuncuya Ezgi Mola ve Mehmet Özgür eşlik ediyor.

Bu yazıyı yönetmeni bir şekilde tanıdığım için öznel bir dille, bolca “ben” diyerek yazacağım ve profesyonelliği bir kenara bırakıp dürüstçe içimden gelenler için affına sığınıyorum. Öncelikle yetenekli bir yönetmenin ilk uzun metrajını izleyecek olmanın verdiği heyecanla oturduğum koltukta gördüğüm açılış sahnesi beni heyecanlandırdı. Tek plan, uzun bir kaydırma ve mezarın içinden yapılan çekim hoş görünüyordu. (Bu sahne işlevi tartışmalı olsa da iyi ki var dedirtti ve ne yazık ki bu tarz büyük emek gerektiren sahnelere sonrasında pek rastlamadım.) Ardından, şahsen en sevmediğim türde bir film izleyeceğimi anladım: Şiveli konuşan (elbette köylü), sevimli (mümkünse dişsiz), hırçın (çünkü hayalleri gerçekleşmeyen), okula da gittiğini mutlaka göreceğimiz bir çocuğun başrolde olduğu bir yerli yapım. Bu sınıflandırmaya uyan en başarılı filmlerden biri olan Sivas’ı bile (Kaan Müjdeci, 2014) takdir etsem de ilginç bulmamıştım çünkü dediğim gibi, başrolünde sümüklü çocukların olduğu filmler sinema yazarı kimliğimi bir kenara bırakırsak, seyirci olarak bana hitap etmiyor ve 10 yıl önce bu furyanın bitmiş olması gerektiğini düşünüyorum.

Kişisel ilgisizliğimi bir tarafa bırakıp filmi analitik değerlendirmeye çalıştığımda mezar başında ağlayan kadın oyuncunun başarısızlığı gözüme çarpan ilk problem oldu. “Yalandan ağladığı” feci halde belli olan Ezgi Mola, film boyunca da beni köylü kadını olduğuna ya da şiveli konuştuğuna ikna edemedi. Köyde yaşayan karakterleri canlandıran amatör-profesyonel başka hiç kimse şivede problem yaşamazken; şehirli kadınlığından sıyrılamayan Ezgi Mola’nın role bir türlü giremeyişini üzülerek izledim. Aynı sahnede olduklarında Bekir’i oynayan çocuk oyuncunun performansıyla onu ezişi, çok iyi oyuncular dışında kalanların bu denli zor rollere soyunmamaları gerektiğini bir kez daha göstermiş oldu. Böyle filmlerde ne varsa amatör oyuncularda var. Gişe beklentisi dışında Ezgi Mola’nın bu projede neden yer aldığına kendimce sebep bulamıyorum.

Senaryo oldukça detaylı bir çalışmanın ürünü belli ki. 80’lerde çocuk olmuşların özlemle hatırlayacağı, sanat yönetimiyle de kusursuz desteklenmiş (o dönemde olmayan 5TL’lik banknot hariç) parçalarla dolu. Ne gördüysem, ne yapıyorlarsa içimden “ben de yaptım” dedim, tatlı bir nostalji oldu. Çocukların dünyası ve okul hayatı gerçeğe oldukça yakın ancak çevreleyen köy ve köylüler dekor olarak kalmış, nefes almıyorlar. Bir de annenin tamirci adama neden tutulduğunu bir türlü anlayamadım. O tipte, o davranışlarda bir adama neden, nasıl ve ne zaman aşık olduğu soruları cevapsız kalıyor.

Aydede en iyimser tabirle “eli yüzü düzgün”, izlenebilir, yapmak istediklerini yapabilen bir film. Eksik değil, fazla değil, aciz değil. Geçmişi 8 yıl öncesine dayandığı söylenen yapım benim bakış açımlaysa “bayatlamış” ya da kibarca geç kalmış bir iş. Abdurrahman Öner’den fark yaratacak bir proje beklediğim için belki benim için ekstra hayal kırıklığı oldu ve Ay Dede’yi tek cümleyle özetle deseler “yetenek israfı” diyebilirim. Daha iyilerini görmek umuduyla.

Filmin puanı: 6/10

HENÜZ YORUM YOK