BİZİ TAKİP ET...

Sitede ara...

Festival

Berlinale 2017: The Dinner

The Dinner filminde yönetmen Oren Moverman bizlere ahlaki bir soru yönelterek neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda bir tartışma başlatıyor. Herman Koch’ın romanından beyazperdeye uyarladığı hikayede iki erkek kardeş ve eşlerini bir masa etrafında toplanmış “geleceği” tartışırken görüyoruz.

Bir tarih öğretmeni olan Paul Lohman’ı (Steve Coogan), eşi Claire (Laura Linney) ile birlikte bir lüks bir restorandaki yemek için hazırlanırken görüyoruz. Paul’un bu yemeğe katılmama isteğinin ardında yatan sebep olarak ise erkek kardeşi Stan Lohman (Richard Gere) yattığını ise çok geçmeden öğreniyoruz. Politikayı her daim eleştiren idealist tarih öğretmeni Paul, kongre üyesi ağabeyinin idealizmden uzak dünyasını, sistemin bir parçası haline gelmiş hayat tarzını kabul etmiyor. Ancak kendince bir dönüm noktasında olan ve geleceğe dair büyük planlar yapan Stan için bu yemek büyük bir önem arz ediyor. Zira kendi Paul’un oğlu Micahel ve kendi oğlu Rick’in bulaştığı korkunç olayın artık bir karara bağlanması gerekiyor.

Aslı Amsterdam’da geçen hikayenin beyazperde uyarlamasında Amerika’da buluyoruz kedimizi. Amerika’da pahalı bir restoranda yapılan bu buluşmayla eş zamanlı olarak da çocukların hikayesini tanık ediyoruz. Aperatiflerle başlayan ve tatlıya kadar farklı bölümlere ayrılan hikaye gerçekte her ne kadar bir süreci temsil ediyor olsa da yönetmen Oren Moverman bu süreci perdeye yansıtmakta, bu süreçlerle sofrada konuşulanlar arasındaki ilişkiyi anlatmakta sorunlar yaşıyor. Buna ek olarak Paul’un hikayesini –ki asılda hikayeyi bir anlamda da Paul’un gözünden anlatmaya çalışıyor, zira kişilik bozukluğu/şizofreni benzeri bir rahatsızlığı olan Paul’un yaşadığı ana uzaktan bakma gibi bir özelliği de var, her ne kadar filme aktarılmasa da– fazla uzatarak yemek, çocukların yaşadığı olay ve Paul (anlatıcı) arasında bir  denge kurmakta zorlanıyor. Bu dengesizlik beraberinde de hikaye karmaşık bir hal alıyor, karakterlerin hangi argümanları neden öne sürdüğü ya da neye neden nasıl tepki verdiği konusu tam bir netlik kazanamıyor.

Özünde çocuklarının ve kendilerinin geleceği hakkında karar almaya çalışan 4 ebeveynin hikayesini anlatan The Dinner, konudan sapmalar yaşaması ve detaylar inde kendini kaybetmesine karşın meselenin tartışıldığı final kısmında sunduğu argümanlarla farklı bir yöne doğru gitmeyi başarıyor. Öyle ki yönetmen Moverman eğer bu argümanlar üzerine yoğunlaşsa, hatta tartışmaya bir noktadan sonra Paul’u da katarak genişletse dikkatlerden kaçmaması gereken filmler arasına girebilirmiş bile. Ancak karmaşık kurgusuyla insana farklı bir perspektif sunmaktan ziyade yoruyor daha ziyade…

Bunları da beğenebilirsiniz...

Liste

80'ler dendiğinde akla ilk gelen şey o dönemin şarkıları olsa gerek. O dönemin bir başka alameti farikası da tüm yurdu saran Betamax, sonrasında da...

Bana Onun Portre-sini Getirin

Tarık Akan’ın, Ediz Hun’un, Hülya Koçyiğit’in, Necla Nazır’ın, Oya Aydoğan’ın, Selda Alkor’un, Tamer Yiğit’in, Süleyman Turan’ın, Gülşen Bubikoğlu’nun, Ajda Pekkan’nın… Bu isimler ilk kez...

Gezdim, Gördüm, Doydum

Topağacı’nda yeni yapılan bir apartmanın altına, tam olarak MOC’un sağına konumlanan Gasto Street & Local Food adından da anlaşılacağı gibi yerel sokak lezzetlerini şık...

Liste

Sırf o güzel şarkıları bir kez daha anmak adına yaptığımız Tüm Zamanların En İyi 15 Türkçe Rock Şarkısı araştırmasının bir parçası oldular.

Copyright © 2008 - 2026 Ters Ninja

  • Bizi takip et