BİZİ TAKİP ET...

Sitede ara...

Basın Bülteni

Suç ve Ceza Film Festivali Biletleri 6 Kasım’da satışta!

Festival programında kadın yönetmenlerin ödüllü yapıtları ve kadın hakları mücadelesi ağırlık kazandı, Akademik Program İstanbul Sözleşmesi’nin hukuki geleceğini masaya yatırıyor. Festival, 36 ülkeden toplam 35 uzun ve kısa metrajlı filmle adalet ve eşitlik mücadelesini sinemanın zirvesine taşırken, İstanbul Sözleşmesi’nin 20 ülkedeki uygulamasını irdeleyerek hukuk alanında ses getirecek bir çalışmaya imza atıyor. 

Adalet ve Sinema Derneği tarafından “Herkes İçin Adalet” ilkesiyle düzenlenen 16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 26 Kasım’da İBB Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenecek açılış töreninin ardından 27 Kasım – 2 Aralık tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşacak. Prof. Dr. Adem Sözüer’in başkanlığında, Prof. Dr. Bengi Semerci’nin festival direktörlüğünde ve Alin Taşçıyan’ın program direktörlüğünde gerçekleştirilecek festival, dünyanın farklı coğrafyalarından adalet temalı filmleri İBB Beyoğlu Sineması ve Kadıköy Belediyesi Sinematek/Sinema Evi’nde izleyiciyle buluşturacak. Festivalin biletleri 6 Kasım’da Passo üzerinden satışa çıkacak. “Herkes için festival, herkes için sinema!” ilkesi doğrultusunda bilet fiyatları gündüz seanslarında 100 TL, 21.30 seanslarında 150 TL, öğrenciler için ise tüm seanslarda 50 TL olacak.

Altın Terazi Uluslararası uzun ve kısa metraj film yarışmalarının yanı sıra üç farklı bölümden oluşan film seçkisi, Akademik Program ve VisionIST etkinlikleriyle sinema ve hukuk dünyasını bir araya getiren festival, adalet kavramını farklı yönleriyle tartışmaya açacak. Çeşitli üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla hazırlanan Akademik Program‘da bu yıl kadına yönelik şiddet suçları, yargılama süreçleri ve İstanbul Sözleşmesi’nin geleceği ele alınacak. “Quo Vadis İstanbul Sözleşmesi?” sorusundan hareketle sözleşmeye taraf ülkelerden uzmanların ülke raporları sunacağı programda, Türkiye raporu akademisyenler ve öğrenciler tarafından hazırlanacak. VisionIST kapsamındaki panellerde güncel toplumsal meseleler sinema ekseninde tartışılacak.

16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 26 Kasım akşamı Agnès Jaoui’nin Kreşendo filmiyle açılacak. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yenilenen Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Figaro’nun Düğünü operasının sahnelenmesi sırasında geçen bu film sayesinde Mozart’ın müziğiyle dolup taşacak. Festivalin açılış gecesinde Mahamat-Saleh Haroun ve Handan İpekçi’ye Sinema Onur Ödülleri, Prof. Dr. Liane Wörner’e Akademik Onur Ödülü, Azize Tan’a ise Sinemaya Katkı Ödülü takdim edilecek.

Festivalin Altın Terazi ödül heykelciğine modellik eden adalet tanrıçası Themis, bu yıl İlke Büyükkalaycı imzalı festival afişinde Yerebatan Sarnıcı’nın tarihi sütunları arasında yükseliyor. Geçen yıl İstiklal Caddesi’nin ikonik tramvayından Beyoğlu’na inen Themis, İstanbul’daki yolculuğunu bu yıl da sürdürüyor.

Sorgulayan ve sorgulatan filmlerle dolu bir yarışma

Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Altın Terazi Uluslararası Uzun Metraj Yarışma filmleri, dünyanın farklı coğrafyalarından adalet, özgürlük ve insan hakları mücadelesini odağına alan, her biri önemli festivallere seçilmiş ve ödüller kazanmış olan 13 filmi bir araya getiriyor. Kadın haklarından göçmenliğe, ayrımcılıktan siyasi baskılara, savaşın yıkıcı etkilerinden bireysel vicdan ve toplumsal eşitsizliklere uzanan seçki, adalet kavramını farklı hikâyeler ve sinemasal yaklaşımlar üzerinden sorguluyor. Seçkide yer alan filmlerden Başa Baş, Ben Önemliyim, Çilekler,  Çöküş, İbrahim’in Kızları, Kızkardeşler, Kızlar Kaykay Yapmaz, Milo, Son Sığınak ve Üç Yakın Arkadaş Eurimages Awudentia Ödülü için de yarışacak.

Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan Ghasideh Golmakani imzalı Başa Baş / Sar beh Sar, İran’da yasaklara rağmen film çekmeye çalışan bir kadın yönetmenin mücadelesini keskin bir mizahla ele alıyor. Ghasideh Golmakani de festivale konuk olarak gösterimin ardından izleyicilerle buluşacak. Alina Şerban’ın Venedik Film Festivali’nde Seyirci Ödülü kazanan otobiyografik nitelikli ilk uzun metrajlı filmi Ben Önemliyim / I Matter, yetiştirme yurdunda büyüyen Roma kökenli genç bir kadının oyuncu olma mücadelesini ve toplumsal ayrımcılığa karşı direnişini anlatıyor. Alina Şerban, festival kapsamında filminin gösteriminin ardından izleyicilerle bir araya gelecek.

Laila Marrakchi’nin Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yarışan ve Fas’ın Oscar adayı olarak seçilen Çilekler / La Mas Dulce adlı filmi, İspanya’da çalışan Faslı mevsimlik kadın işçilerin maruz kaldığı sömürüyü, ayrımcılığı ve dayanışma arayışını anlatıyor. Manuela Martelli’nin Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde dünya prömiyerini yapan ve Şili’nin Oscar adayı olarak seçilen Çöküş / El Deshielo adlı filmi ise Pinochet diktatörlüğünün ardından geçmişin karanlık izleriyle yüzleşmeye çalışan Şili toplumunu bir kayıp hikâyesi üzerinden ele alıyor.

Hanaël El Yousfi’nin, uluslararası prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan ilk uzun metrajlı filmi İbrahim’in Kızları / Les filles d’Abraham, farklı dinlere mensup iki genç kadının dostluğu üzerinden ataerkil baskıyı, siber zorbalığı ve kadınların özgürleşme mücadelesini işliyor. Hanaël El Yousfi, filminin gösterimi sonrasında izleyicilerle buluşacak. Juan Pablo Sallato’nun Kırmızı Hangar / Hangar Rojo filmi, 1973 Şili darbesi sırasında bir subayın vicdanıyla askeri görevleri arasında yaşadığı çatışmayı anlatıyor.

Ione Hernández Sáenz’in, Elena Anaya ve Emma Suárez’i buluşturan ilk kurmaca uzun metrajı Kızkardeşler / Hermanas, aile içinde ortaya çıkan bir cinsel saldırı suçlamasının ardından sevgi, sadakat ve adalet arasındaki çatışmayı merkeze alıyor. Ione Hernández Sáenz de festivale katılarak gösterim sonrası izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. Dina Duma’nın, Tribeca Film Festivali’nde Nora Ephron Ödülü kazanan ve Kuzey Makedonya’nın Oscar adayı olarak seçilen Kızlar Kaykay Yapmaz / Skejtanje ne e za devojčinja, kaykay yarışmasını kazanma hayali kuran 11 yaşındaki bir kızın hikâyesiyle erken yaşta evlilik, yoksulluk ve ataerkil geleneklere karşı özgürleşme mücadelesini anlatıyor. Dina Duma, festivale katılarak gösterimin ardından izleyicilerle söyleşi gerçekleştirecek.

Ünlü Fransız yönetmen Nicole Garcia’nın, Marion Cotillard, Laure Calamy ve Théodore Pellerin’i başrollerde buluşturan ve San Sebastián Film Festivali’nde yarışan filmi Milo, geçmişiyle hesaplaşan bir annenin hikâyesi üzerinden suç, toplumsal eşitsizlik ve adalet kavramlarını sorguluyor. İranlı yönetmen Mahnaz Mohammadi’nin yönettiği, başrolünü Melisa Sözen’in üstlendiği ve dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Panorama bölümünde yapan Rüya / Roya, İran’daki Evin Hapishanesi’nde ağır işkenceye direnen bir kadının çözülmesini sağlamak için düzenlenen entrikayı konu alıyor. Mahnaz Mohammadi, festivale katılarak filminin gösteriminin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

Sundance Film Festivali’nde başlayan festival yolculuğunda pek çok ödül kazanan Janay Boulos ve Abd Alkader Habak’ın yönettiği Savaş Kuşları / Birds of War, Suriye savaşının ortasında yolları kesişen bu iki gazetecinin aşk öyküsünü anlatırken savaşın yıkıcılığını sergiliyor ve gazetecilik etiğini sorguluyor. Maria Sødahl’ın Son Sığınak / Paradis adlı filmi ise Kanarya Adaları’nda Afgan bir mülteciye arabayla çarpan Danimarkalı bir çiftin yaşadığı ahlaki ikilem üzerinden Avrupa’daki ırkçılığı, göçmen karşıtlığını ve toplumsal ikiyüzlülüğü ele alıyor. Maria Sødahl da festivalde filminin gösteriminin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayacak.

Milena Aboyan’ın, Shida Bazyar’ın romanından uyarladığı Üç Yakın Arkadaş / Drei Kameradinnen, Almanya’da göçmen kökenli üç kadının dostluğu üzerinden ırkçılığı, ötekileştirmeyi ve adaletin işleyişini sorguluyor. Filmin başrol oyuncularından Bayan Leyla, gösterim sonrasında salonda olacak ve filme dair merak edilenleri yanıtlayacak.

Zengin, çeşitli ve çarpıcı bir kısa film seçkisi

16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali‘nin Altın Terazi Uluslararası Kısa Metraj Film Yarışması, dünyanın farklı coğrafyalarından 12 filmi bir araya getiriyor. Savaş, göç, ayrımcılık, toplumsal baskı, vicdan ve adalet arayışını farklı açılardan ele alan seçki, bireysel hikâyeler üzerinden evrensel meselelere odaklanıyor.

Roddy Dextre imzalı Göğün Yedinci Katında / Allá En El Cielo, Lima’nın kenar mahallelerinde şiddetle yüzleşen bir çocuğun hikâyesine odaklanıyor. Omid Abdollahi’nin yönettiği Güzel Bir Gün / Yek Rooz-e Shirin filmi, hapisteki eşiyle yeniden bir araya gelen bir kadının romantik anlar yaratma çabasını konu alıyor. Ecre Begüm Bayrak‘ın İstiğfar ya da Kar / Repentance or Snow filmi, cemaatinin işlediği cinayete tanık olan genç bir kadının vicdanıyla bağlılığı arasında yaşadığı çatışmayı ele alıyor.

Antanas Skucas yönetmenliğindeki Kondüktör / Dirigentas, herkesin kendi melodisine sahip olduğu bir şehirde tek bir orkestra şefinin hayatın ritmini belirlemesini konu alıyor. Ferdi Ayaz imzalı O / It feodal yapının cinsiyet anlayışı üzerinden “namus” kavramını ele alıyor. Sergios DeLaurentis’in Ölüm Sessizliği / Crimson Silence filmi, ortak bir travmanın ardından hesaplaşmak zorunda kalan dört arkadaşın hikâyesini anlatıyor.

Anne-Sophie Girault‘nun Radyasyonlu Topraklara Ziyaret / Visite En Terre Irradiée filmi, nükleer felaketin ardından radyasyonlu bölgede düzenlenen turistik gezilere odaklanıyor. Klondike filmiyle Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen seçilen Maryna Er Gorbach imzalı Rotasyon / Rotatsiya, savaş nedeniyle orduya katılan Ukraynalı genç bir kadının değişen hayatına uyum sağlama çabasını anlatıyor.

Ibrahim Omar‘ın Senden Sonra Boşluk / La shay’ yahduth ba’da ghiyabik filmi, köyüne film göstermek için dönen bir adamın Sudan’da başlayan savaşla birlikte değişen hayatını anlatıyor. Nadine Misong Jin‘in Suskun Sesler / Silent Voices filmi ise New York’ta yaşayan Koreli göçmen bir ailenin yalnızlıklarını ve birbirlerinden sakladıkları yaralarını ele alıyor. Yasmin Najjar imzalı Şafak 28 / tj28, Finlandiya ordusunda görev yapan Filistin kökenli bir kadının yaşadığı içsel çatışmalara odaklanıyor. Carlo Francisco Manatad‘ın Ya Thuy Olmasaydı / Et si Thuy n’existait pas filmi, yeni bir ülkede yaşam kurmaya çalışan belgesiz bir göçmenin deneyimini aktarıyor.

Filmlerin gösterimleri sonrasında yönetmenler Yasmin Najjar, Antanas Skucas, Sergios DeLaurentis, Ferdi Ayaz, Ece Begüm Bayrak ve Maryna Er Gorbach izleyicilerin sorularını yanıtlamak üzere salonda olacak.

Altın Terazi Yarışma Jürileri 

16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan filmler, yönetmen Mahamat-Saleh Haroun başkanlığında, Bulgar yapımcı Rossitsa Valkanova, yönetmen ve senarist Tolga Karaçelik, Ukraynalı yapımcı Olena Yershova ve İsviçreli festival yöneticisi Margherita Cascio’dan oluşan jüri tarafından değerlendirilecek. Festivalde bu yıla mahsus verilecek Eurimages Audentia Ödülü’nün sahibini Eurimages temsilcisi Anne Christine Knoth, uzun metraj yarışması jüri üyeleri Tolga Karaçelik ve Olena Yershova belirleyecek. 

Uzun metraj film yarışmasında ayrıca Emre Eminoğlu, Doç. Dr. Fırat Sayıcı ve Yeşim Tabak’tan oluşan Sinema Yazarları Derneği (SİYAD) Jürisi de görev yapacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da başvuranlar arasından Rabia Arol, Nazlı Cihan, Ali Kısagün, Eren Kömürlüoğlu, Melike Zeynep Yardımcı’nın seçildiği Öğrenci Jürisi de uzun metraj yarışma filmlerini değerlendirecek ve bir ödül verecek.

Uluslararası Altın Terazi Kısa Metraj Film Yarışması’nın jürisi sinema yazarı ve festival programcısı Maria Giovanna Vagenas, yönetmen ve yapımcı Serpil Altın ile oyuncu Erdem Şenocak’tan oluşuyor.

Festivalin ödülleri arttı!

Festivalde bu yıl uzun ve kısa metraj yarışmalarında yer alan filmler, toplam yedi ödül için yarışacak. 450.000 TL değerindeki Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması Ödülü ve 60.000 TL değerindeki Altın Terazi Kısa Film Ödülü‘nün yanı sıra yeni ödüller de sahiplerini bulacak. 

Eurimages tarafından bir kadın yönetmene yeni filminde kullanılmak üzere 30.000 Euro destek sağlayan Audentia Ödülü, bu yıl festivale özel olarak verilecek. Ödül, kadın yönetmenlerin sinema alanındaki başarılarını görünür kılmayı ve yeni projelerini desteklemeyi amaçlıyor. Geçen yıl festivalde jüri üyeliği yapan Rashid Masharawi’nin festivalin adalet mücadelesinden etkilenerek oluşturduğu Masharawi Film Fonu Ödülü ise insan haklarını en güçlü biçimde vurgulayan filme 1.500 Euro para ödülü sağlayacak. 

Avukat Emre Özmen’in anısını yaşatmak üzere ailesi tarafından verilen 75.000 TL değerindeki Avukat Emre Özmen Ödülü, Öğrenci Jürisi’nin seçtiği filmin yönetmenine takdim edilecek. Uluslararası Kısa Metraj Film Yarışması‘nda ayrıca Çavuş & Coşkunsu Hukuk Firması ve Elmadağ Avukatlık ve Danışmanlık tarafından 30.000’er TL değerinde iki özel ödül verilecek.

Onur ve sinemaya katkı ödülleri dört saygın isme verilecek

Festivalde Sinema Onur Ödülü’ne layık görülen, Afrika sinemasının önde gelen isimlerinden Mahamat-Saleh Haroun, filmlerinde siyasal çatışmaları, aile ilişkilerini ve bireyin toplumsal koşullar karşısındaki mücadelesini ele alıyor. Kurak Mevsim / Daratt ile Venedik Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü’nü, Haykıran Adam / Un Homme qui crie ile Cannes Film Festivali’nde Jüri Ödülü’nü kazanan yönetmenin festivalde de gösterilecek son filmi Soumsoum, Yıldızlı Gece / Soumsoum, la nuit des astres ise Berlin Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülü’ne değer görüldü. 

Türkiye sinemasında politik ve toplumsal meseleleri insan ilişkileri üzerinden ele alan Handan İpekçi, Babam Askerde, Büyük Adam Küçük Aşk ve Saklı Yüzler filmleriyle ulusal ve uluslararası festivallerde birçok ödül kazandı. Büyük Adam Küçük Aşk ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini alan yönetmen, 2020 yılında Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nde Bilge Olgaç Başarı Ödülü’ne layık görüldü. İpekçi, bu yıl festivalin açılış gecesinde Sinema Onur Ödülü’nü alacak.

Festivalin bu yılki Akademik Onur Ödülü sahibi, ceza hukuku, karşılaştırmalı hukuk ve tıp ceza hukuku alanlarındaki çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Liane Wörner, 2019 yılından bu yana Konstanz Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Akademik çalışmalarında toplumsal cinsiyet, üreme hakları ve dijitalleşmenin hukuk üzerindeki etkilerine odaklanan Wörner, 2023 yılında Almanya’da üreme haklarına ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde çalışan bir gruba başkanlık etti ve 2025 yılında Alman Kadın Hukukçular Birliği’nin Üreme Adaleti Komisyonu başkanı seçildi.

Türkiye’de sinema kültürünün gelişimine ve bağımsız sinemaya yönelik çalışmalarıyla tanınan Azize Tan, bu yıl festivalde Sinemaya Katkı Ödülü’ne layık görüldü. 2006–2016 yılları arasında İstanbul Film Festivali’nin direktörlüğünü üstlenen Azize Tan, Köprüde Buluşmalar platformunun kuruluşuna öncülük etti. 2018 yılında Başka Sinema Ayvalık Film Festivali’nin kurucu direktörü olan Tan, 2022 yılında kurduğu Seyir Derneği’nin yönetim kurulu başkanlığını ve Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin direktörlüğünü sürdürüyor. 

Hassas terazide dört film tartılıyor

Festivalin yarışma dışı ana bölümü Adalet Terazisi, bu yıl farklı coğrafyalardan dört filmi izleyiciyle buluşturuyor. Aile içinde yıllarca saklanan sırları ve cezasızlığı, Çad’da ataerkil düzene karşı gelişen kadın dayanışmasını, Che Guevara’nın ölümünün ardından tarihin gölgesinde kalan bir hayatta kalma mücadelesini ve ölümcül bir kış fırtınasında evsizlere kapılarını açan bir papazın karşılaştığı toplumsal önyargıları konu alan filmler, adaletin farklı biçimlerini sorguluyor. Belgesel, dram ve fantastik anlatıları bir araya getiren seçki, adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, aile içinde, toplumsal ilişkilerde ve bireysel tercihlerde de arandığını hatırlatıyor.

Tunç Şahin‘in aynı adlı tiyatro oyunundan uyarladığı Canavar / Monster, aile içinde saklanan sırları, suskunluğu ve cezasızlığı merkezine alan sarsıcı bir yüzleşme hikâyesi. Uzun zaman sonra bir araya gelen kuzenlerin aile bağlarını yeniden kurma çabası, geçmişte yaşanan ve yıllarca üstü örtülen olayların ortaya çıkmasıyla beklenmedik bir hesaplaşmaya dönüşüyor. Tek mekânda geçen film, ataerkil aile yapısının ve toplumsal baskının bireyleri nasıl sessizliğe mahkûm ettiğini, suçların aile bütünlüğünü koruma gerekçesiyle nasıl gizlenebildiğini anlatıyor. Tülin Özen, Gülçin Kültür Şahin ve Hakan Emre Ünal‘ın performanslarıyla dikkat çeken yapım, minimal dekoru, güçlü diyalogları ve yakın planlarıyla etkili bir sinema dili kuruyor. Dünya prömiyerini yaptığı Adana Altın Koza Film Festivali’nde İzleyici Ödülü kazanan Canavar, suçluların cezasız kalmasının yanı sıra seslerini duyuramayan mağdurların yaşadığı ikinci travmayı da gündeme getiriyor. Gösterim sonrasında yönetmen Tunç Şahin, filme dair merak edilenleri yanıtlamak üzere izleyiciyle buluşacak. 

Che Guevara: Son Yoldaşları / Les Survivants du Che, Che Guevara’nın ölümünün ardından yaşanan ve uzun yıllar gölgede kalmış bir hikâyeyi gün yüzüne çıkarıyor. Christophe Dimitri Réveille‘in yönettiği belgesel, 1967’de Che Guevara’nın Bolivya’da öldürülmesinden sonra hayatta kalan altı gerillanın, peşlerindeki 4.000 askerden kurtulmak için çıktıkları 2.400 kilometrelik tehlikeli yolculuğu takip ediyor. Yönetmenin 22 yıla yayılan araştırmalarının ürünü olan film, gerillaların tanıklıklarını nadir arşiv görüntüleri ve animasyonlarla buluştururken Bolivya ordusundan ve CIA’den isimlerin bakış açılarına da yer veriyor. Vincent Lindon‘un seslendirdiği ve Cannes Film Festivali’nin Özel Gösterimler seçkisinde yer alan belgesel, direniş, sadakat ve ihanet kavramlarına tarihin gölgesinde kalmış insanların gözünden bakıyor.

İnayet / Down the Arm of God, inanç, vicdan ve toplumsal önyargılar üzerine gerilim dolu bir hikâye anlatıyor. Peter Brunner‘ın yönettiği filmde, ölümcül bir kış fırtınasının etkisi altına aldığı Amarillo kasabasına yeni atanan genç papaz Nick, dondurucu soğukta yaşam mücadelesi veren evsizlere kilisenin kapılarını açmaya karar verir. Bu karar, kasabanın kökleşmiş önyargılarını ve bastırılmış öfkesini tetikler. Kutsal alanlarında “ötekileri” görmeye tahammül edemeyen cemaat ve kasaba liderleri, çok geçmeden kendi papazlarına karşı cephe alarak kasabayı geri dönülmez bir kaosun eşiğine sürükler. Gerçek olaylardan esinlenen, Luc Besson‘ın yapımcılığını üstlendiği ve Caleb Landry Jones‘un başrolünde yer aldığı psikolojik dram, inanç, vicdan ve toplumsal ikiyüzlülük arasındaki ilişkiyi sarsıcı bir soruyla tartışmaya açıyor: Bir toplum, korumakla yükümlü olduğu insanları dışarıda bırakmak için ne kadar ileri gidebilir? Peter Brunner, İnayet filminin gösterimi kapsamında İstanbul’da olacak ve izleyicilerin sorularını yanıtlayacak. 

Bu yıl festivalde Sinema Onur Ödülü alacak ve Uluslararası Altın Terazi Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığını üstlenecek Mahamat-Saleh Haroun, yeni filmi Soumsoum, Yıldızlı Gece / Soumsoum, la nuit des astres ile Sahra Çölü’nün büyüleyici manzaralarında mitolojiyle kadınların özgürlük mücadelesini buluşturuyor. Çad’ın Ennedi bölgesindeki bir köyde yaşayan 17 yaşındaki Kellou, gördüğü gizemli görüntüler nedeniyle çevresindekiler tarafından dışlanır. Kendisi gibi toplumdan dışlanmış Aya ile tanışması, hem geçmişinin sırlarını keşfetmesinin hem de baskıcı geleneklere karşı çıkmasının yolunu açar. Haroun, filmde çocukluğunun efsanelerinden ve Çad’ın kadim sözlü anlatı geleneğinden beslenerek fantastik unsurlarla toplumsal gerçekliği iç içe geçiriyor. Dünya prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali Ana Yarışması’nda FIPRESCI Ödülü’nü kazanan ve Çad’ın bu yılki Oscar adayı olarak gösterilen film, kadın dayanışmasını, önyargıları ve kuşaklar boyunca aktarılan travmaları şiirsel bir sinema diliyle anlatıyor.

“Adalet, insanın insan olma hakkını tanımasıdır”

16. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, yakın zamanda hayatını kaybeden, Türkiye’de felsefe ve insan hakları alanının öncü isimlerinden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’yi, “Adalet, insanın insan olma hakkını tanımasıdır,” sözünden yola çıkarak “İnsanın İnsan Olma Hakkı” başlığı altında gösterilecek iki film ve bir panelle anacak. Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’nün kurucusu ve Türkiye Felsefe Kurumu’nun uzun yıllar başkanlığını yürüten Kuçuradi, etik, insan hakları ve insan onuru üzerine çalışmalarıyla düşünce dünyasında derin izler bıraktı. 2023 yılında 13. Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin Akademik Onur Ödülü‘ne layık görülen Kuçuradi‘nin anısına gösterilecek iki film, emek sömürüsünü, toplumsal eşitsizlikleri ve bireyin zor koşullar altında karşı karşıya kaldığı ahlaki ikilemleri odağına alıyor.

Dominik Locher yönetmenliğindeki İyi Tatiller Dileriz / Enjoy Your Stay, İsviçre Alpleri’ndeki lüks dağ evlerinde çalışan Filipinli belgesiz bir göçmen kadının, kızının velayetini alabilmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor. Ekonomik çaresizlik nedeniyle kendisini sömüren düzenin bir parçası hâline gelen Luz’un hikâyesi, göçmen emeğini, insan ticaretini ve kapitalist sistemin yarattığı eşitsizlikleri sorguluyor. Festivalin konukları arasında yer alan Dominik Locher, film gösteriminin ardından filme dair merak edilenleri yanıtlamak üzere salonda olacak. 

Kilian A. Friedrich’in yönettiği Memnun Kalmadığınıza Üzüldüm / Ich verstehe Ihren Unmut filmi ise bir temizlik şirketinde çalışan 59 yaşındaki Heike’nin, yönetimin talepleriyle çalışanların ihtiyaçları arasında sıkışırken yaşadığı ahlaki çatışmayı ele alıyor. Her iki film de insan onuru, çalışma koşulları ve bireysel sorumluluk üzerine sorular sorarak Kuçuradi’nin düşünsel mirasıyla buluşuyor.

İdealist bir genç hukukçunun portresi 

Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali, 8 Nisan 2023’te geçirdiği trafik kazasında 27 yaşında hayatını kaybeden Av. Emre Özmen‘i üç film gösterimiyle anıyor. Özmen‘in anısına hazırlanan seçki, adalet arayışını, insan hakları ihlallerini ve bireyin siyasi ve toplumsal güç karşısındaki mücadelesini farklı hikâyeler üzerinden ele alıyor. 

Bölüm kapsamında gösterilecek Barış Pehlivan‘ın yönettiği, senaryosunu Barış Terkoğlu‘nun kaleme aldığı 27 adlı belgesel Emre Özmen’in hayatını ailesinin, dostlarının ve meslektaşlarının tanıklıklarıyla aktararak idealist bir genç hukukçunun anısını yaşatıyor. Usta yönetmen Marco Bechis’in Venedik Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan filmi Buenos Aires’e Dönüş / Ritorno a Buenos Aires, Arjantin’deki askeri diktatörlük döneminde işkence gördükten sonra 33 yıl sürgünde yaşayan bir doktorun, sorumluların yargılandığı davalarda tanıklık etmek üzere ülkesine dönüşünü anlatıyor. Yönetmenin kendi deneyimlerinden izler taşıyan ve unutulmaz filmi Garage Olimpo’nun devamı niteliğindeki film, geçmişle yüzleşmenin ve adalet arayışının psikolojik boyutlarına odaklanıyor. Hüseyin Aydın Gürsoy‘un ilk uzun metrajlı filmi Bir Türk Meselesi / Une affaire turque, Fransa’da yaşayan Türk kökenli bir avukatın, ırkçı saldırıya uğrayan genç bir adamı savunurken Avrupa siyasetindeki yolsuzluk ve güç ilişkileriyle karşı karşıya kalmasını konu alıyor. Yönetmen Hüseyin Aydın Gürsoy, gösterimi sonrasında gerçekleşecek soru-cevap seansında izleyicilerle bir araya gelecek. 

VisionIST festivalleri, insan haklarını ve vicdanı tartışıyor

Uluslararası Suç ve Ceza Film Festivali’nin sinema, akademi ve farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getirerek özgür tartışma ve diyaloğa alan açan platformu VisionIST, bu yıl da zengin bir program sunuyor. Filmlerden hareketle güncel toplumsal meselelerin, insan haklarının, vicdan ve adalet kavramlarının tartışılacağı etkinlikler, 27 Kasım – 1 Aralık tarihleri arasında İBB Beyoğlu Sineması Pera Salonu’nda ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. VisionIST kapsamında bir ustalık sınıfı, üç panel ve bir film gösteriminin ardından söyleşi düzenlenecek.

VisionIST programı 27 Kasım Cuma günü saat 12.00’da, festivalin Sinema Onur Ödülü sahibi ve Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması Jüri Başkanı Mahamat-Saleh Haroun’un ustalık sınıfıyla başlayacak. Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilecek buluşmada, Afrika sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Haroun, sinema yolculuğunu, filmlerini ve yönetmenlik deneyimlerini izleyicilerle paylaşacak. 

28 Kasım Cumartesi saat 12.00’da, “Festival Yapmak Kolay mı?” başlıklı panelde festival düzenlemenin görünmeyen yüzü ele alınacak. Prof. Dr. Bengi Semerci’nin moderatörlüğünde gerçekleştirilecek panelde Azize Tan ve Margherita Cascio, festival düzenleme deneyimlerini, bu süreçte karşılaştıkları zorlukları ve kültür-sanat alanında festival yapmanın koşullarını konuşacak. 

29 Kasım Pazar saat 12.00’da, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi anısına düzenlenen panelde “İnsanın İnsan Olma Hakkı” tartışmaya açılacak. Zeynep İspir’in moderatörlüğünü üstleneceği panelde yönetmenler Emine Emel Balcı ve Erdem Tepegöz konuşmacı olarak yer alacak. Balcı’nın Nefesim Kesilene Kadar ve Tepegöz’ün Zerre filmleri, Kuçuradi’ye adanan bölümdeki yapımlar gibi işçi sınıfından kadınların yaşamlarına ve varoluş mücadelelerine odaklanıyor. Panelde, bu filmlerden hareketle insan hakları, çalışma yaşamı ve insan onuruna ilişkin meseleler ele alınacak.

30 Kasım Pazartesi saat 12.00’da, festivalin Adalet Terazisi bölümünde yer alan İnayet filmi bağlamında “Vicdan Bazen Sızlar” başlıklı panel düzenlenecek. M. Emin Önder’in moderatörlüğündeki panelde Bedirhan Üstün, “Ego ve Süperego Arasında Vicdan Azabı”; Halil Sözmen, “Vicdan ve İnsaf”; Sinem Acar, “Vicdan ve Adalet”; Hande Öğüt ise “Vicdan ve Kadın” başlıkları üzerinden vicdan kavramını farklı boyutlarıyla tartışacak ve psikolojiden hukuka ve kadın haklarına uzanan farklı yaklaşımların bir araya gelecek.

VisionIST programının son etkinliği 1 Aralık Salı günü saat 14.00’da, Av. Emre Özmen’in hayatını ve kişiliğini konu alan 27 belgeselinin gösterimiyle başlayacak. Beyoğlu Sineması’ndaki gösterimin ardından Prof. Dr. Adem Sözüer’in moderatörlüğünde filmin yönetmeni Barış Pehlivan, senaristi Barış Terkoğlu ve Av. Hüseyin Ersöz’ün katılımıyla bir söyleşi gerçekleştirilecek. Bu özel etkinlik bir adalet gönüllüsünün hayatını beyazperdeye taşıyarak genç kuşaklara örnek oluşturacak.

27 Kasım – 1 Aralık tarihleri arasında gerçekleştirilecek tüm VisionIST etkinlikleri ücretsiz olarak izlenebilecek.

Bunları da beğenebilirsiniz...

Gezdim, Gördüm, Doydum

Topağacı’nda yeni yapılan bir apartmanın altına, tam olarak MOC’un sağına konumlanan Gasto Street & Local Food adından da anlaşılacağı gibi yerel sokak lezzetlerini şık...

Liste

80'ler dendiğinde akla ilk gelen şey o dönemin şarkıları olsa gerek. O dönemin bir başka alameti farikası da tüm yurdu saran Betamax, sonrasında da...

Bana Onun Portre-sini Getirin

Tarık Akan’ın, Ediz Hun’un, Hülya Koçyiğit’in, Necla Nazır’ın, Oya Aydoğan’ın, Selda Alkor’un, Tamer Yiğit’in, Süleyman Turan’ın, Gülşen Bubikoğlu’nun, Ajda Pekkan’nın… Bu isimler ilk kez...

Liste

Sırf o güzel şarkıları bir kez daha anmak adına yaptığımız Tüm Zamanların En İyi 15 Türkçe Rock Şarkısı araştırmasının bir parçası oldular.

Copyright © 2008 - 2026 Ters Ninja

  • Bizi takip et