!F İstanbul 2010’dan 6 öneri: There is no “if”, just see it!

Festival başladı. Siz şimdi merak ediyorsunuzdur hangi filmlere gitmek lazım. Yanlış filme gidip (öyle bir şey yot, tabi!) ya da doğru filmi kaçırıp (öyle bir şey var işte!) Landlord’la papaz olmayalım şimdi (bu da var, bu daaa!) endişesi her bir lahzanıza yayılmıştır sizin. Müsterih olun, kurtarıcınız geldi! Ben sizin yerinizde olsam, şu filmleri izlerdim.

1

Yeong-hwa-neun yeong-hwa-da / Rough Cut
Yön: Jang Hun
Oyn: So Ji-sub, Kang Ji-hwan, Hong Su-hyeon

Sonsuz Yaşam pınarını henüz buan yok ama ben Güney Koreliler’in Güzel Film pnarını bulduklarından ciddi ciddi kuşkulanmaya başlıyorum artık. Üstelik öyle “cool” abiler çıkarmaya başladılar ki karşımıza, cool algımız mutasyon geçirmek üzere.

Konu: Film, hayatı şiddetin tam ortasında geçen ama aslında aktör olmak isteyen Gang-pae ile ünlü film yıldızı Soo-ta’nın hikayesine odaklanıyor. Ülkenin en büyük yıldızlarından biri olan Soo-ta, gözlerden uzak bir yaşam sürmek istese de peşinde bir paparazzi ordusuyla yaşamaktadır ve bu durum Soo-ta’nın giderek sinirlerini bozmaktadır. Yeni filminde gangster rolünü oynayan Soo-ta filmin kötü karakterini canlandıran oyuncuyu rolü gereği fena halde benzetince çekimler durmak zorunda kalır. Şans eseri Gang-pae ile tanışan Soo-ta, ondan filmde boşa çıkan bu rolü üstlenmesini rica eder. Hayalleri en sonunda gerçek olan Gang-pae’nin tek şartı vardır; filmin tüm dövüş sahneleri gerçek olacaktır. Soo-ta çaresizce bu teklifi kabul eder ve ikili bu büyük karşılaşma için kameraların önüne geçer. Çekimler devam ettikçe Gang-pae’nin tehlike dolu dünyası işin içine girer ve gerçek ile hayal arasındaki çizgi gitgide bulanıklaşır.

2

Bronson
Yön: Nicolas Winding Refn
Yön:Tom Hardy, Matt King, James Lance

Pusher üçlemesinin Danimarkalı yönetmeni. 3 Pusher filminden herhangi birini seyretmiş olsaydınız, bugün burda nefesimi tüketiyor olmazdım. Ama siz de haklısınız, nerden seyredecektiniz. Burada sözüm film şirketlerine: Sen bufilmi vizyon “korsan”, millet de gider seyreder. Şiddetin, daha doğrusu şiddeti içselleştirmiş karakterleri sade ama çarpıcı bir sinema diliyle anlatan Refn’i Hollywood da sonunda keşfetmiş gibi görülüyor.

Konu: Alt bilincinde ikinci bir karakter olarak Charles Bronson’u yaratan Michael Peterson 34 yıldır hapistedir bu sürenin çoğunu tecritte geçirmiştir. 1974 yılında, aklı havada 19 yaşında bir gençken soygundan hapse giren bu sosyopat dazlak hapisten üç yıl içinde kurtulabilecekken, sürekli arıza çıkardığı için hem durmadan dayak yiyor hem de hapishane günleri gittikçe uzuyor. Puccini ve Pet Shop Boys’u harmanlayan müzikleriyle Bronson, bir tür şiddet operası.

3

Ölümcül Kar / Dead Snow
Yön: Tommy Wirkola
Oyn: Charlotte Frogner, Stig Frode Henriksen

Son dönemde popüler sinema alanında atılım yapan bir diğer ülke de Norveç. Şeytanın Oteli 2 çouğunun gözünden kaçsa da yılın en iyi korku filmlerinden biriydi. Hatta iyi filmleri de arasındaydı. Ölümcül Kar 7a Yürüyen Ölü literatürüne Norveçsel bir katkıda bulunuyor. Zombieland kadar olmasa da o da filmde mizaha rol veriyor biraz.

Konu: Bir grup genç, tatil yapmak üzere yola çıktıklarında, karanlık tarihin sayfalarına adım attıklarından habersizdirler. Tatil için seçtikleri bölge, İkinci Dünya Savaşı sırasında herkese korku salan komutan Herzog yönetimindeki bir grup Nazi tarafından işgal edilmiştir. Üç yıl boyunca süren bu işgal altında her türlü dehşeti yaşayan insanlar sonunda, savaşın sonu yaklaşırken, Nazileri öldürürler. Komutan Herzog’un da aralarında olduğu bir grup Nazi ise kaçmayı başarıp dağlara sığınınca, soğuktan donarak ölürler. Yıllar sonra bölgeye tatile gelen bir grup genç istemeden de olsa bu şeytani gücü yeniden harekete geçirir. Kana susamış kalabalık bir zombi ordusu ile karşı karşıya kalan Vegard ve arkadaşları hayatta kalabilmek için kıyasıya bir ölüm kalım savaşına girerler.

4

Ölükız / Dead Girl
Yön: Marcel Sarmiento, Gadi Hare
Oyn: Shiloh Fernandez, Noah Segan, Candice Accola

Size yalan söyleyemem. Bu kadar hukukumuz var. Ne bu film, ne de yönetmeni hakkında fazla bir bilgim yok. Ama bir filmi önermem için o filmin Nöbetiç snema kuşağında yer alması yeterlidir benim için. Üstelik yetenekli olduğunu hissettiğim bir eleman bu Marcel, filmini de kalburüstü olduğunu hissediyorum. Altıncı hissim filmler konusunda iyi çalışır. Uuuuu… Çok spritüel gördüm kendimi.
Ne var! Televizyonda salak yarışmaların denyo yarışmacıları kutunun içinde ne olduğunu bilmeden “mavi hissediyorum, kırmızı hissediyorum” tribine girince cidiye alınıyor da, ben mi alınmıyorum. Alınıyorum ama…

Konu: iki yeniyetme Rickie ve JT, okulu asarak terk edilmiş bir akıl hastanesine giderler ve hastanenin bodrum katında gizemli bir oda keşfederler. Odaya girdiklerinde bir sandalyeye zincirlenmiş, plastik bir torbaya sarılmış halde bir kız görürler. İki arkadaş bu kızla ne yapacaklarına karar vermeye çalışırken kendilerini ciddi bir tartışmanın içinde bulurlar ve sonunda bir tanesi kıza sahip olmak ister. Bu karar kısa zamanda periyodik tecavüzlere dönüşecektir. Rickie ve JT bir süre sonra kızın aslında yaşayan bir ölü olduğunu ve asla öldürülemeyeceğini bizzat deneyimleyerek anladıktan sonra, aralarındaki bu korkunç sır artık ikisinin taşıyabileceğinden daha ağır hale gelir.

5

Food, Inc / Gıda, Ltd.
Yön: Robert Kenner

Çağımız en büyük suçu ne biliyor musunuz? Farkında olmamak… Sizi farkındalığa götürebilecek filmlerin sayısı çok az. Food Inc. onlardan biri. Mutlaka seyredin. Filmin neyle ilgili olduğunu öğrenmek için Serdar Akbıyık’ın yazısına da bir göz atın derim. Söylenebilecek şeylerin çoğunu o söylemiş çünkü.

6

Aptallar Çağı / Age of Stupid
Sunan: Pete Postlethwaite

İşte sizi farkındalığa çağıran bir başka önemli film. Konumuz Küresel Isınma.

Konu: İnsanlar genetik olarak, sadece çok yakındaki tehditleri önemsemek üzere mi programlanmış; mağaranın önündeki vahşi hayvanlar ya da sınırın ötesindeki düşman… Peki, iklim değişikliği mesela? Dünyanın sonunu getirebilecek olsa bile, daha uzak bir tehlike olduğu için insanlar bunu önemsemiyor, öyle mi? Eldeki verilere bakıp, “Evet” diyor Aptallar Çağı, filmin adından da anlaşılabileceği gibi… İklim değişikliği üzerine yapılan az sayıdaki belgeselden biri olan Aptallar Çağı, her şeyin sona erdiği bir gelecekten, çağımızın aptallığının kanıtlandığı bir zamandan, bugüne dönüp bakıyor. Pete Postlethwaite bilgisayar ekranı olarak kullandığı kameranın önüne oturmuş, dünyayı nasıl bitirdiğimizle ilgili görüntüler seçip, gelecektekileri aynı hatayı yapmamaları için uyarıyor. Bu görüntüler üzerinden Nijerya’ya gidiyoruz; topraklarında petrol bulununca giderek daha da fakirleşmiş olan ve doğası, balıkların bile pişirilmeden önce Omo’yla yıkanmasını gerektirecek kadar kirlenmiş Nijerya’ya. Sonra Ürdün’de yeni bir hayat kurmaya çalışan Iraklı mülteci çocuklara; New Orleans’da her şeyini kaybetmiş bir kasırga kurbanına; komşularının manzarası bozuluyor diye kendi topraklarına rüzgar enerjisi kurmayan İngiliz çifte; 80’lik bir Fransız dağcının, artık derin bir kanyona gömülmüş Alp buzullarına elleriyle dokunabildiği günlere dönüp gelecekten bakıyoruz. Yönetmen, Franny Armstrong, iklim değişikliğini, daha çok tüketime odaklanarak anlatıyor. Gelişmiş ülkeler, özellikle Amerika, daha az tükettiği takdirde dünya kaynaklarının ne kadar daha uzun dayanabileceği üzerine çarpıcı rakamlar veriyor. Belgesel, her şey için çok geç olmadan, insanlığa yapılan son bir çağrı niteliğinde.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin