Her albümleri daha da çarpıcı oluyor! (Arctic Monkeys / Suck It and See)

Son iki hafta boyunca Interpol konseri haricinde dinlediğim tek şey Arctic Monkeys’in Haziran başında çıkardığı Suck It and See albümü: dördüncü albüm ve grup çok daha iyi ve olgun bir grup olma yolunda oldukça emin adımlarla ilerliyor. Altı yıl içinde dört albüm (ve yan projeler) çıkartmayı başarmış grubun üyelerinin henüz 25 yaşlarında olduğunu düşününce takdir etmemek imkansız.

Burak İşyar

İki sene önce çıkardıkları Humbug’ın ardından Arctic Monkeys bu albümdeki birkaç şarkı dışında o ilk albümde tanıdığımız (ve o zaman için çok sevdiğimiz) teenage grup olmadıklarını bastıra bastıra gösteriyorlar. Bu da özellikle 17 yaşındaki çocuklara daha çok dergi satabilmek için Humbug’ı yetersiz bulan (“anlamayan”) müzik dergilerinin pek hoşuna gitmeyecek albümler yapmaya devam edecekler anlamına geliyor. Bence bu albümün ismi de (Suck It) geçen albümden kaynaklanan eleştirilere cevap niteliğinde.

Böylece henüz sadece beş yıllık da olsa, debut albümü Whatever People Say’in Arctic Monkeys için ne kadar eski bir sound olduğunu görebiliyoruz. Zaten Alex Turner’ın The Last Shadow Puppets ve geçtiğimiz günlerde Submarine filmi soundtrack çalışmaları sonrasında, o ilk günlerdeki punk/garage soundu beklemek bence yanlış olurdu. Yine de Arctic’in teenage günlerini özleyenler için Library Pictures ve All of My Stunts gibi hızlı tempolu, distortion dolu birkaç şarkı da bulunuyor yeni albümde.

Tabii buna rağmen grubun birkaç ay önce internetten bedava dağıttığı (ve davulcu Helders’in söylediği) Brick by Brick ve ilk single olarak yayınladığı biraz blues havasındaki Don’t Sit Down ‘Cause I’ve Moved Your Chair bu albüm ile ilgili beklentilerimden farklı iki şarkıydı.

Humbug’da Queens of the Stone Age’den tanıdığımız Josh Homme esas yapımcı olarak çalışırken, grup bu albümde yine ilk iki albümün yapımcısı James Ford’a dönmüş. Ancak Humbug’da Homme’dan kaynaklanan karanlık hava Suck It.. albümünün özellikle ortalarında ardarda gelen üç parçada yoğun bir şekilde hissediliyor: Reckless Serenade, Piledriver Waltz ve Love is a Laserquest. Piledriver Waltz A.Turner’ın Submarine albümünde de yer alıyordu, ancak burada grup olarak baştan kaydedilmiş.

Suck it and See’de ilk dikkatimi çeken şey basçı Nick O’Malley’nin daha önceki albümlere oranla biraz ön plana çıkması ve davullardaki Matt Helders ile mükemmel uyumu. Gitarlar yer yer The Smiths’i hatırlatıyor ki sanıyorum “yeni albümün soundu daha pop olacak” derken M.Helders bunu kastediyordu. Pop-gitar ağırlığı örneğin The Hellcat Spangled Shalala’da iyice öne çıkıyor. Jamie Cook’un gitarı albümde yer yer shoegazing havasında.

Reckless Serenade albümün bence en mükemmel şarkısı. Duygusal, balladımsı sounduyla ve surfing, rock’n roll gitarlarıyla daha önceki albümlerdeki 505 ve Cornerstone’u hatırlatıyor.

Albümün ikinci yarısı daha melodik, duygusal şarkılar ile devam ediyor. Kapanış parçası That’s Where You’re Wrong ise yine bir kapanış parçası olan A Certain Romance’ı (Whatever albümünden) andırıyor.

Alex Turner’ın en güçlü yönü ise her zaman olduğu gibi yumuşak sesiyle yorumladığı melankolik şarkı sözleri.

Yılın en başarılı birkaç albümünden biri olacağını düşündüğüm Suck It and See’de en beğendiğim şarkılar She’s Thunderstorms, Reckless Serenade, Love Is a Laserquest ve That’s Where You’re Wrong.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin