Oy Çokluğu Meselesi ve Gezi’de Gerçekten Ne Yaşandı… Barış Müstecaplıoğlu yazdı.

gezi-diren

Başbakan oy çokluğuna sahip, istediğini yapamaz mı diyor bazıları. Sandıktan çıkan oy makro politikalarda hükümete geniş yetkiler verir, ama mikro kararlar için aynı şey geçerli değil. Taksim gibi bir mekanda yapılacak düzenleme, sandıkta alınan oy fazlasıyla meşrulaşmaz. AKP’ye oy veren insanların yüzde kaçı Taksim’i, oradaki barları, gece kulüplerini, merdiven altı tiyatrolarını, rock konserlerini, film festivallerini hayatının vazgeçilmez bir parçası olarak görüyor?

baris-mustecaplioglu Barış Müstecaplıoğlu

Sultanahmet Camii’nin avizesi değişeceği zaman dindar olmayan insanlara sorulması nasıl gerekmiyorsa, çoğunluk olarak bizim kullandığımız, bizim için önemli olan mekanların bulunduğu bir yerin düzenlemesinde de tam tersi bize sorulması gerekiyor. İstanbulda sayısız “dindar aile mekanı” bulunuyor, buralarda yapılan düzenlemelerde kimse ayağa kalktı mı? Taksim meydanı bizim İstanbul’da kendimizi özgür hissettiğimiz, mutlu hissettiğimiz üç beş yerden biri, kendi nefes alma alanlarımızı korumaya çalışıyoruz sadece. Bizim sanatçı derneği toplantılarının yüzde doksanını Taksim’de yapıyor mesela, iki kadeh içip sanattan konuşuyoruz, islami cemaatler için Taksim vazgeçilmez bir toplanma mekanı mı? Gençliğimde farklı şeylere inanırken cemaatlerde de bulunmuşluğum var, hiç dini sohbet yapmaya Taksim’e gidelim demedik, gidecek mekan bulunmakta da zorlanmadık 🙂

gezi-diren2

Taksim belediyesi AKP’li, ama Taksim’i düzenli olarak kullananların çoğunluğu AKP’li değil, bu yüzden oy çokluğu burada yanıltıcı bir kavram. Bizim için değerli olan bir mekanda yaptığın düzenleme karşılığında bilmem nereye dikeceğin yüz bin ağaçtan bize ne, benim gitmeyeceğim görmeyeceğim bir dindar aile parkına ya da camii bahçesine ağaç dikmen benim sürekli gittiğim bir mekanın ruhunu yok etmenin karşılığı olmaz. (Her yere ağaç dikelim, o ayrı:-) CHP ya da BDP çoğunluk olduğu bir kentte AKP’lilerin değer verdiği bir mekana, bir camiiye, bir binaya gidip onları rencide edecek bir düzenleme yapmaya kalkarsa, o da doğru olmaz. İstanbul’un %40’ı senin gibi yaşamıyorsa, bu %40’ın nefes alabileceği alanları düzenlerken onların istediği şekilde düzenlemelisin, şehrin %60’ını da sana oy veren %60’ın mutlu olacağı şekilde düzenle, hep birlikte mutlu mesut yaşayalım. Şehir düzenlemesi masraflarını vergilerden ödüyorsun, benim maaşımdan, kullandığım elektrikten, sudan, içtiğim içkiden de vergi alıyorsun, dolayısıyla benim tercihlerimi de dikkate almak zorundasın. Benim nefes aldığım mekanları benim istediğim şekilde düzenlemelisin. Gerçek çoğunluk ve demokrasi tanımı budur.

gezi-diren5

Olayların bu noktaya gelmesi ise, başbakanın hoyrat tavrının ve tek adam olma hevesinin bir sonucudur. İlk gün gösteriler, polis barikatı önünde kitap okuyan birkaç sevimli gençten ibaretti. Polis onlara hunharca saldırdı, sivil kıyafetler giymiş zabıta çadırlarını yaktı ve devletin resmi haber ajansı, masraflarını vergileriyle ödeyen halka yalan haber yaptı, çadırları göstericiler yaktı dedi. Bir delikanlı olayı fotoğraflamış olmasaydı hepimiz öyle bilecektik. Bu fotoğrafları çeken genç de sonradan fena halde polis dayağı yedi, hastanelik oldu. İkinci gün bu yaşananlara tepki gösteren binlerce insan sokağa çıktı, yine hiçbir şiddet olayı yaşanmadı, kendiliğinden gelişen samimi bir tepkiydi. Polis onları da dövdü, basınçlı su ve biber gazıyla perişan etti, evlerine kadar kovaladı.

gezi-diren3

Üçüncü gün buna tepki gösteren on binler sokağa döküldü ve şiddet olayları başladı. Bu arada Kadir Topbaş, Bülent Arınç gibi makul insanlar olayları yatıştırabilecek yumuşak açıklamalar yaptılar, mahkeme Gezi inşaatını durdurma kararı aldı, benim gibi birçok sanatçı insanlara artık evlerinize dönün demeye başladı. Tam o anda başbakan televizyona çıkıp Gezi Parkı mutlaka yıkılacak, bu olayları yapanlar birkaç çapulcu dedi. Ortada konusu bile yokken AKM’yi de yıkacağım, Cami de yapacağım diye ekledi. Bunların hepsi ayrı ayrı tartışılabilecek konular ama insanların öfkesi burnundayken, o an böyle bir çıkış provokasyondan başka bir şey değildi. Konuşma tarzı, yüz ifadeleri bile orada yaşam alanlarını korumaya çalışan, polis şiddetine uğramış gençleri savunan, bu yüzden kendisi de şiddete uğrayan samimi insanları, sırf onun istediği gibi yaşamıyorlar, onun istediği gibi düşünmüyorlar diye ayyaş, çapulcu, düşman gördüğünü, aşağıladığını gösteriyordu. Bu tavır uzun zamandır başbakanın muhalifleriyle her ters düştüğünde takındığı, bugüne kadar insanların içine attığı ve biriktirdiği bir öfkeyi tetikliyordu.

gezi-diren4Orası sizin için önemli bir mekan olsa da ben istediğimi yaparım, kimsenin fikrini dinlemem, karşı çıkanı polise dövdürürüm, zaten bunların hepsi ayyaş ve çapulcu demek yangına körükle gitmekti. Öyle de oldu, hepimiz öfkeden deliye döndük, sonra evlerimizin içine kadar gaz sıkıldı, ben kendi evimin önünde, sadece sokakta ağlayan gençlere su vermeye inmişken, eşimle gaza maruz kaldım. Eşim yanımda baygınlık geçirdi. O gaz uzaktan rüzgarla geldiği halde yüzüm o kadar yandı, gözlerim öyle acıdı ki tarifi çok zor. Canım öylesine yanarken, eşim yanımda ağlayarak baygınlık geçirirken, etrafım perişan halde pırıl pırıl gençlerle doluyken hissettiğim öfkeyi tarif edeyim : Hayatında kimseye tokat atmamış olan ben, o an karşımda bir polis olsa tekme tokat saldırırdım ona. Mantıklı olduğu için ya da şiddeti sevdiğim için değil, o an bana çektirilen acıyla deliye döndüğüm için. Ve polis beni metrelerce uzaktan bu hale sokan o gazı, insanların suratlarına yakın mesafeden sıkıyor. Gaz mermilerini insanların kafalarına, midelerine sıkıyor. Bir insanın canını yakıp ondan bağırmamasını, karşı koymamasını, uslu uslu acı çekmesini beklemek, bu acıyla verdiği tepkileri eleştirmek, canice ve insanlık dışı.

galaksi

Üçüncü – dördüncü gün, olaylara marjinal gruplar, şiddet meraklısı örgütler de dahil oldu. Ama on binlerce sıradan, samimi insanın yanında birkaç yüzü bulmadı sayıları. Bu marjinal grupları polis nedense samimi göstericileri dövdüğü hevesle dövmedi. Bu grupları daha çok gerçek göstericiler dağıttı, ellerinden geldiğince engelledi, yirmi otuz hayvanın arabalarını sıkıştırıp linç etmeye çalıştığı polisleri koruyan göstericilerin videosunu izlemediyseniz izleyin derim. Gene de bu marjinal gruplar daha büyük olaylar çıkarsaydı bile bunun vebali olayları büyüten polisin ve onları buna sevk eden başbakanın omuzlarında olacaktı. Samimi bir şekilde bir haksızlığı protesto etmek isteyen insanlar, eylem alanına turnike koyup eylemcileri içeri elektronik kartla alacak değiller. Bu mantıkla kimse hiçbir haksızlığı protesto edemez. On binler sokağa dökülürse her zaman için araya marjinaller karışır, on binleri sokağa dökülecek kadar kızdırmamak, insanları yatıştırmak başbakanın görevi.

agac-gezi-parki

Tekrarlamak gerek; bu olaylar Sultanahmet Camii’nin avizesi nasıl olsun, ezan hangi dilde okunsun tartışmasıyla başlamadı. Darbeci zorbaların kendileri namaz kılmadıkları halde zamanında camiilere, ezana karışmaları nasıl yanlışsa, bugün başbakanın kendi tabanına çok hitap etmeyen, ama dindar olmayan insanlar için yaşamsal bir anlamı olan Taksim’i kafasına göre düzenlemeye kalkması o kadar yanlıştır. Haddini bilmeyen bir gazetecinin AKP’ye oy verenlere bidon kafalı demesi ne kadar yanlışsa, başbakanın muhaliflerine ayyaş ve çapulcu demesi o kadar yanlıştır, hatta başbakan olması nedeniyle çok daha yanlıştır. Bizler bu ülkede, bu şehirde hep birlikte mutlu mesut yaşamak istiyoruz. Dindar insanların yaşam alanlarıyla, hassasiyetleriyle bir derdimiz yok. Ama bize kendimizi özgür hissedeceğimiz, nefes alabileceğimiz bir alan bırakmazsanız, nefessiz kalan her normal insanın yapacağını yaparız: Nefes alabilmek için savaşırız. Bir konuya tepki gösterdiğimiz zaman bizi dinlemezseniz, bize ve sevdiğimiz insanlara hakaret ederseniz, aşağılanan her normal insanın yaptığını yaparız: Onurumuz için savaşırız. Bize sıktığınız gazın, üzerimize saldığınız TOMA’nın bizim vergilerimizle de alındığı hiç unutmadan…

Sesi çok çıkan birkaç yüz marjinali boş verin, biz yüz binlerce samimi insan hep birlikte huzur içinde yaşamak istiyoruz. Özgürlüğümüze, yaşam alanlarımıza, onurumuza dokunmayın yeter.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin