İngiliz Kadınının Haklı Savaşı: Diren

Erkek egemenliğindeki bir toplumda yaşamak kadınlar için oldukça zordur. Fakat asıl zorluk erkek egemenliğini kabul etmek, baskılara boyun eğmekten çok bu baskıya göğüs germektir. Kadınların eşitlik uğruna verdiği mücadelenin bu kadar uzun sürmesinin, sürüyor olmasının sebebi de budur; egemen olanın baskısı.

suffragette_dKepDx-e1452709642439

Emmeline Pankhurst İngiltere’de kadın hakları ve eşitlik adına savaşan isimlerin başında gelir. İngiltere’deki suffragette hareketinin liderliğini yapmış ve erkeklerin kadınlardan daha fazlasını hak ettiği düşüncesine karşı güçlü bir duruş sergilemiştir. Pankhurst’ın yanında yer alanlar ise çoğunlukla emekçi kadınlar olmuştur. Erkekler gibi çalışan, kimi zaman daha fazlasını veren ancak karşılığını daha az alan kadınlar, bu adaletsizlik karşısında daha fazla dayanamayıp haklarını elde etmek için suffragette kadınları arasındaki yerlerini almıştır.

“Iron Lady” ve “The Invisible Woman” filmlerinin senaristi Abi Morgan’ın kaleminden çıkan “Diren” (Suffragette), Pankhurst’ın izinden giden bir grup işçi kadının gerçek hikayesini anlatıyor. Sinemanın sessiz yıldızlarından Carey Muligan’ın başrolde olduğu filmin kadrosunda Meryl Streep ve Helena Bonham Carter gibi isimler de yer alıyor. Kendi halinde, kocası ve çocuğuyla mutlu mesut yaşayan Maud Watts’ın, nasıl bir suffragette haline geldiğini nedenleriyle birlikte işliyor.

suffragette_C6yzmF-e1452709571436Son dönemde vizyona benzerlerinin aksine “Diren” filmi gerçekten de güçlü kadınlara değiniyor. Hollywood yapımlarının aksine, kağıt üzerinde bir karakter yaratıp beyazperdeye yerleştirmekle yetinmeyip bu karakterin perdede yeniden canlanmasına izin veriyor. Kendi ayakları üzerinde durmayı başaran, bununla da kalamayıp etrafındakileri de ayakta tutmaya çalışan, evinin direği olan, çevresindeki herkesi kendine hayran bırakan Hollywood eseri kadınlardan biri olmamasına karşın Maud güçlü olmayı başarıyor. Büyük fedakarlıkların “güç” ile eşdeğer görüldüğü popüler kültüre rağmen Maud gücü fedakarlıktan değil, tam aksine bağlılıklarından alıyor. Oğlu George üzerinde hiçbir hakkının olmayışına duyduğu nefretle körüklediği enerjisini ve motivasyonu onu, oğluna kavuşmak mücadele etmeye şevk ediyor. Maggie’nin yaşamakta olduklarının kendi yaşadıklarından pek de farklı olmadığını görmesi de yine içinde bulunduğu adaletsiz dünyayı sorgulamasında etkili oluyor.

“Diren” sinema izleyicisine büyük vaatlerde bulunan bir film değil kesinlikle. Bir biyografi oluşu ve tarihsel altyapısı sebebiyle senaristin yaratıcılığı kısıtlayan yapım, işlediği konu itibariyle de yönetmeni yalın bir anlatıya mecbur bırakıyor. Alışılmışın dışında uçarı karakterlerin yokluğu da oyunculukların öne çıkmasına kısmen engel oluyor. Bu koşullar altında, bir dönem filmi olan “Diren”de prodüksiyon önem kazanıyor. Dönemin havasını yansıtma zorunluluğunun yanında konuyla da ilişkilendirildiğinden, perdeye yansıyan ancak üzerinden durulmayan her bir detaya görevler yükleniyor. Sade görünen sahnelerin arkasındaki bu görsel detaylar, kadınların içinde bulunduğu durumu daha da netleştiriyor.

suffragette_t8Fg0L-e1452709708841

Filmden aklımda kalan en çarpıcı kare Maud’un Sonny ile olan ilk tartışma sahnesi. George’a odasına gitmesini emreden Sonny’nin masaya oturduğu ve yanına çökmelen Maud’a bir daha kendini utandırmaması gerektiğini belirttiği bu sahnede kameranın Maud’a Sonny’nin hizasından, yani yukarıdan bakıyor olması benim için filmi özetliyor. Kadın ile erkeğin konumlanışını gözler önüne seren bu karenin tekrarlanmayışı da hem Maud’un yaptığı tercihi hem de İngiltere sınırları içinde kalmayıp tüm dünyaya yayılması gereken mücadelenin haklılığını gözler önüne seriyor.

 

 

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin