Yeni başlayanlar için sinemada eleştiri (3): “Yeni Sinema”, Temmuz 1967, Sayı: 8

Yazı dizimizin bu bölümünde, ülkemizde sinema eleştirisinin dönüm noktalarından biri anlamına gelen Yeni Sinema dergisini merkezimize alıyor ve derginin 1967 yılında gerçekleştirdiği, olay yaratan bir soruşturmaya değiniyoruz.

  Tuncer Çetinkaya

60’larda Bir Dergi: Yeni Sinema

60’lar, Burçak Evren’in “Sinema Dergileri” adlı eserinde de vurguladığı gibi Türk sinema yazınının patlama yılları olmuştu. “Türk Sinema Derneği’nin kurulması, Türk sinemasında yeni tezlerin ve bu tezlere ilişkin ayrıksı filmlerin yapılması, sinemanın seyirci açısından altın yıllarını yaşaması, dergicilik alanında da yansımasını bulmuştur.”

Gerçekten de, gelecekte sinema yazınına ağırlıkları ve öncü olma konumlarıyla damgasını vuracak kimi dergiler, Yeni Sinema başta olmak üzere yakın dönemlerde yayın hayatına atıldılar (Özgür Sinema / Ulusal Sinema, AS-Akademik Sinema Dergisi, Genç Sinema).

Yazımızın eksenini oluşturan Yeni Sinema, 18 Mart 1966 tarihinde yayınlanmaya başlıyor. 1 Mayıs 1970 tarihine dek önce aylık, sonra üç aylık periyotlarla serüvenini sürdürdükten sonra, 1980 Nisan ve Eylül aylarında çıkan son iki sayıyla (toplam olarak 32 sayı) yayınına son veriyor.

Sinematek Derneği’nin yayın organı olma özelliği taşıyan ve Şakir Eczacıbaşı’nın sahipliğini üstlendiği derginin Yazı İşleri Sorumluluğunu önce Hüseyin Hacıbaşıoğlu, sonra Onat Kutlar oluştururken, Yazı Kurulu’nda ise Onat Kutlar, Hüseyin Baş, Giovanni Scognamillo ve sürece sonradan dâhil olan Cevat Çapan, Tuncan Okan gibi önemli isimler yer alıyorlar.

 “Çıkarken…”

Yeni Sinema’da dergi imzasıyla yayınlanan ilk yazı “Çıkarken” başlığı altında, dönemin sinemasal koşullarını ortaya koyması açısından eşsiz bir belge:

“Günümüzün en etkileyici sanatı olan sinemanın ülkemizde oldukça uzun bir geçmişi vardır… Ancak yarım yüzyıla yaklaşan geçmişin hemen hemen büyük bir bölümü yine aynı derecede uzun süren bir sorumsuzluğun kötü izlerini taşımaktadır. Bir kaç sinemacının ve sinema yazarının iyiniyetli, gözüpek çıkışları bir yana bırakılırsa, iyiyi kötüden ayırabilen, köklü, sürekli bir sinema ortamının yaratılamadığı gerçektir. Bu uzun geçmişin ürünlerinin bile korunmadığı ülkemizde, hem bu koruma ve araştırma görevini yerine getiren, hem de sinemayı bir sanat olarak kendisine onurlu, saygıdeğer kimliği kazandırmaya çalışan bir kurumun doğması gerekli, hatta zorunluydu. Bu amaçla kurulan Sinematek Derneği, durumun bilincinde olan bütün sinema dostlarının gereksinmelerine cevap vermeye çalıştığı için kısa zamanda ilgi ve destek kazandı.

Yeni Sinema, bu çok yönlü çabanın ikinci adımıdır. Sinemanın ülkemizde tanınmayan başeserlerinin sürekli gösterilerde sunulmasının yanı sıra bu eserlerin ve genel olarak sinema sanatının derinlemesine kavranmasına yardım edecek, araştırıcı, eleştirici bir kaynak olacaktır. Bu yüzden ele aldığı konularda mümkün olduğu ölçüde ilk elden kaynaklara başvuracak, en yetkili yazarların düşünce inceleme ve yorumlarını yayınlayacaktır.”

İlk sayının başlıca yazıları arasında; Çağdaş Polonya Sineması (Stanislaw Grzelecki), Yeni Gerçekçilik ve Rosselini (Truffaut ve Zevattini), Yeni Dalga Tarihçesi ve Sinematek’teki Yeni Dalga Filmleri (Tuncan Okan) ve Bunuel (Marcel Martin, Baykan Sezer ve Tom Milne) bulunmakta…

Yeni Sinema’nın bir başka özelliği de Sinematek Derneği’nin aylık film gösterimleri hakkında bilgi içeren ve sonraki sayılarda farklı renkte ve küçük boyutta basılan “Gösteriler” adlı ek. (İlk sayıdan edindiğimiz bilgiye göre derneğin Mart programında yer alan filmlerin arasında Fellini’nin Aylaklar’ı, Rosselini’nin İtalya’da Yolculuk, Almanya Sıfır Yılı ve Paisa adlı filmleri ve Renoir’ın Toni’si de bulunmakta.)

8. Sayı

Söz konusu “Eleştiri” olunca, sinema yazınımızda öncü niteliği tartışılmaz olan Yeni Sinema’nın 1967 yılı Temmuz ayında yayınlanan 8. sayısını mercek altına almak kaçınılmaz oluyor.

Hemen her sayıda olduğu gibi dergi imzalı ve “Eleştirmenin İki Yönü” başlıklı ortak yazıyla açılan bu sayı, konuya genel bir tespitle dahil oluyor:

“Sinema eleştirmesinin önemi, üzerinde artık tartışılmayacak bir konu. Bugün eleştirmenin bütün sanat dallarında, o sanatın ayrılmaz bir öğesi olduğu biliniyor. Hatta bazı sanatlarda (roman, oyun, sinema) doğrudan doğruya sanat eserinin içine eleştirici özellikler giriyor.

Günümüzde sinema eleştirmesinin genel anlamda bir çok sorunu var. Bu sorunların kuramsal açıdan ele alınması, sinema eleştirmesinin nitelikleri, yöntemi, eleştirmecinin sinemaya etkileri elbette üzerinde önemle durulması gereken konular. Ama öbür yandan bir de sinema eleştirmesinin ülkemizdeki serüveni var.”

Dergi, değerlendirmenin ardından, başlıkta da vurgulandığı gibi iki konuya dikkat çekiyor:

1. Türkiye’de sinema eleştirmesi, başka hiçbir sanat alanında görülmeyen bir sertlik ve zaman zaman gülünç durumlar gösteren bir bilgisizlikle sinema çevreleri tarafından sinemanın dışına itilmek istenmiştir. (Ayrıntılarına aşağıda gireceğimiz tartışma, 1960’tan sonra düzenlenen iki “Sinema Danışma Toplantısı”nda kimi çevrelerin eleştirmenleri toplantıdan çıkarmak istemeleri sonucu başlamış ve istek yerine getirilmeyince ortam terkedilmişti. Yeni Sinema, bunun dışında tezini güçlendirmek için kimi yapımcıların eleştirmenleri mahkemeye vermek istediklerini ya da tekziplerle yıldırmaya çalıştıklarını vurguluyor.)

2. Türkiye’deki sinema eleştirmesine gelince, bu eleştirme geleneğinin, iyi niyetli çabalarının ülkemizde daha sağlam bir sinema anlayışının kurulması yolundaki öncü gayretlerinin yanı sıra, bazı eksiklikler bulunduğu da doğrudur. (İkinci madde, ‘çuvaldızı kendine batırma’ anlamını taşıyıp, bilimsel ve kuramsal çalışmaların azlığını öne çıkarıyor, Türk sinema eleştirmeninin ulusal sinemanın somut sorunlarına duyarsız kaldığına işaret ediyor.)

Giovanni Scognamillo

Olasılıkla, sinema tarihimizde ‘eleştiri’ üzerine derli toplu ilk incelemeler arasına girecek üç yazı; Ziya Metin, Coşkun Şensoy ve Giovanni Scognamillo imzaları taşıyor. Üç yazar, “Türkiye’de Sinema Eleştirmesi” başlığı altında 1918-1942, 1942-1952 ve 1952-1967 yılları arasında eleştiri tarihimizi ele alıyorlar.

Dergi, Jak Şalom’un 20 ve 21. sayfalarda yer alan ve “Eleştirme ve Bazı Sorunlar” başlığını taşıyan analizleriyle devam ediyor. Büyük çoğunluğu Cahiers du Cinema’nın 1961 yılı Aralık ayında yayınlanan 126. sayısında yer alan “L’Art d’Amier” adlı yazı kaynak gösterilerek kaleme alınan çalışma; “Eleştirme Nedir?”, “Eleştirmenin Yönelişi”, “Eleştirmeci, Eleştirmecinin Fonksiyonu ve Görevi”, “Eleştirmecinin Anlayışı ve Ben’i”, “Eleştirmecinin Gücü” başlıklarıyla devam ediyor. İşte kısa bir alıntıyla “Eleştirmenin Görevi”:

“Eleştirmeci zararlı bir yol gösterici olmaktan bir araştırmacı durumuna girmektedir ki ancak dürüstlüğünü korur. Yazılarında filmi, sinemayı araştırır. Bunu kendisinin bir görevi olarak kabul edip etmemek tartışmayı gerektirir. Araştırmasını yaparken bulgularının, başkalarının düşüncelerini daha doğmadan öldüreceğini düşünenler olduğu gibi, düşüncenin uzun yollarını kısaltabileceğini de savunanlar vardır. Denebilir ki eleştirmecinin belli olan bir görevi varsa, o da kendisine, sonra okurlarına karşı dürüst olmasıdır. Okurlarına karşı dürüst olması okur kavramı yüzünden değil, yazılarının bir insanın düşünceleri olarak okunacakları gerçeği yüzünden gereklidir.”

Soruşturmalar

Onat Kutlar

Yeni Sinema’nın sinema dergiciliğimizdeki öncü niteliğini bir kez daha kanıtlayan ve o zamana kadarki en kapsamlı eleştiri soruşturması anlamına gelen bölüm, “Eleştirmecilere Sorular” başlığını taşıyor ve Yayın Kurulu tarafından belirlenen 10 soru, sırasıyla; Tanju Akerson (Tercüman), Selmi Andak (Cumhuriyet), Sungu Çapan (Yeni Sinema), Atillâ Dorsay (Cumhuriyet), Ali Gevgili (Yeni Dergi), Zahir Güvemli (Yeni Gazete), Onat Kutlar (Yeni Sinema), Tuncan Okan (Milliyet), Mete Postacıoğlu (Dünya), Giovanni Scognamillo (Yeni Sinema), Jak Şalom (Yeni Sinema), Coşkun Şensoy (Ses), Sezer Tansuğ (A.B.C.), Rekin Teksoy ve Semih Tuğrul’a soruluyor.

Eleştirmenlere Sorular…

Soruşturmanın eleştirmen ayağında sorulan sorular, sırasıyla:

1. Sinema eleştirmesinin de edebiyat, resim, müzik eleştirmeleri gibi az çok “ihtisaslaşmış” kişiler tarafından yapılması gerektiği konusunda ne düşünüyorsunuz?

2. Yazılarınızı yazarken;

a) Halkın zevklerini

b) Yazılarınızın yayınlandığı gazete ya da derginin tutumunu ne dereceye kadar dikkate alırsınız?

3. Size göre seyirci eleştirmenden ne bekler? Kişisel düşüncesini mi, yoksa haftanın filmleri içinden göreceği filmi seçmesine yardım edecek mümkün olduğu kadar nesnel bir görüş mü?

4. Eleştirmelerini yapmayacağınız filmleri de görmenin herhangi bir yararı olduğuna inanıyor musunuz, niçin?

5. Bir filmin ticari başarısı üzerinde eleştirmenin etkisinin önemi sizce nedir?

6. Sinemanın sanat yönü ile ilgili gelişmesi üzerinde eleştirmenin doğrudan ya da dolaylı bir etkisi olduğunu sanıyor musunuz?

7. Bir eleştirmecinin taşıması gereken nitelikleri aşağıdaki verilere göre nasıl sıralarsınız?

a) Yazarlık ya da gazetecilik yeteneği bulunmak

b) Genel kültürü kuvvetli bulunmak

c) Sinema ile ilişkisi kuvvetli bulunmak

d) Sinema tekniğini derinlemesine bilmek

e) Sinemayı sevmek

8. Sizce sinema eleştirmesi estetik ya da etik bir yönteme mi dayanmalı, yoksa ‘an’ın izlenimlerini mi yansıtmalıdır?

9. Sizce sinema eleştirmesi

a) Amaçlarında

b) Olanaklarında gelişmiş midir?

10. Sizce eleştirmenin Türk sinemasına etkisi ne olmuştur? Nedir, ne olacaktır?

Sezer Tansuğ

Ve Yanıtlar

Yerimizin dar olması nedeniyle tüm yanıtlara yer veremediğimiz Yeni Sinema Eleştirmenler Soruşturması’ndan bazı alıntılar yapalım. İlk soruda yer alan sinema ve diğer sanatlar arasındaki ilişkiyi değerlendiren plastik sanatlar kökenli Sezer Tansuğ, “Sinema eleştirmeninin sinema tekniğini az çok bilen kişiler tarafından yapılması dilenir. Sinema da diğer alanlar gibi bir çeşit uzmanlaşmayı bekler. Ancak eleştirmeyi yine de kendi yaratıcı düzeyinde tutmayı bilmek gerekir.” diyor. Müzik çalışmalarıyla da tanıdığımız Selmi Andak ise, “Sinema sanatı; edebiyat, müzik, resim ve tiyatrodan daha sonra ve bu alanların bazı unsurlarından yararlanarak bağımsız bir sanat haline geldiğine göre, sinema eleştirmeni de önce bunları kapsayan genel bir kültürden esinlenerek belli bir dünya görüşüyle birlikte işlevini yerine getirmelidir” şeklinde bir yanıt veriyor.

Selmi Andak

Eleştirmenin yazılarını hangi kıstasa göre yazdığı şeklindeki soru, Sungu Çapan tarafından “Halkın zevklerini de, yazdığım derginin tutumunu da hiç önemsemem. Bencilce de olsa kendimi düşünürüm, önemli olan istediğim gibi yazmaktır. Ancak zaman zaman bu ikilinin baskılarıyla da karşılaşmadım değil. Örneğin bir-iki cümlenin çıkarılması, giderek tüm bir yazının geri çevrilişi gibi…” biçiminde cevaplanıyor.

Seyircinin eleştirmenden beklentilerini, listede yer alan yazarlar içinde sinema eleştirmenliğini günümüze dek sürdüren tek isim olan Atillâ Dorsay yorumluyor: “Seyirci genel olarak o hafta gideceği filmi seçmek için eleştirmeni okur. Ama o eleştirmeciyi tuttuğu andan itibaren de ondan kişisel görüşlerini aksettirmesini bekler, kendi düşünceleriyle kıyaslama yapmak, paralellik kurmak için…”

Sonraki soru, eleştirisi yapılmayacak bir filmi görmenin faydalı olup olmadığıyla ilgili. Tanju Akerson kısa ama net bir yanıt veriyor: “Filmi görmek, filmi eleştirmek demektir.”

Atilla Dorsay

Filmlerin ticari başarısıyla eleştirmen ilişkisi, günümüzle de pekâlâ ilişkilendirilebilecek bir soru. Zahir Güvemli pek umutlu konuşmuyor: “Gerçekler, pek de faydalı olmadığını gösteriyor. Bizde ve dışarıda…” Tuncan Okan ise buna katılmıyor: “Dışarıda ya da Türkiye’de bunu eleştirmenler etkileyebiliyor. Öyleyse neden eleştirmenler kötü filmlerin yapımını engelleyemiyor diye sorabilirsiniz. Ancak bu, her ülkenin sinema endüstrisini mali yönden besleyen, kolay para kazandıran filmlerle ilgili…” Okan, sözlerini kuvvetlendirmek için İstanbul’da daha önce iş yapmamış Bisiklet Hırsızları‘nın birkaç yıl sonra gösterime girdiğinde eleştirmenlerin etkisiyle çok sayıda seyirciye ulaştığını vurguluyor.

Sinemanın sanatsal gelişimine eleştirmenin katkısına net bir yanıt, üstat Onat Kutlar’dan geliyor: “Elbette… Ancak eleştirmenin aptal bir ortak olmaması gerekir!…”

Eleştirmenin yukarıda seçenekleri verilen nitelikleri konusunu bir başka değerli yazarımız Rekin Teksoy yorumluyor: “Bir sıralama gözetmeksizin sayılan niteliklerin tümünü taşıması gerekir…”

Rekin Teksoy

Coşkun Şensoy, eleştirinin amaç ve olanaklarında gelişmişliğine “Eleştirmenin sinemaya topladığı seyirci reddedilemez. Ancak olanaklar hala çok dar. Her yayın organına bir sinema eleştirmesi sokmak kolay gerçekleşmiyor” şeklindeki sözleriyle katkı koyuyor.

Ve son soru: “Eleştirmenin Türk Sineması’nın gelişimine gerçekten de katkısı oldu mu?” “Eleştirmeci Türk sinemasında bazı yapımcıları ve bir çok yönetmeni etkilemiş ancak iktisadî yapıyı etkileyememiştir.” (Mete Postacıoğlu), “Ülkemizde eleştirmenin güçlükle kabul edildiği tek sanat sinemadır. Eleştirmeciler hakkında ‘haksız rekabet’ gerekçesiyle dava açan sivri akıllıların olduğu bir ülkede eleştirmecinin etkisi ne olabilir ki?…” (Onat Kutlar) “Eleştirmenin radikalleştiği dönemleri, Türk sinemasında genellikle bir derlenme ve dinamizm dönemi izlemiştir…” (Ali Gevgili)

Gelecek bölümde kaldığımız yerden devam edeceğiz…

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin