Uzakdoğu mimarisinde, hem aydınlatma hem de süs elemanı olarak kullanılan kağıt fenerler, oldum olası ilgimi çeker. ‘Son derece ucuz ve basit bir sistemle yapılmasına rağmen kullanıldığı yerlere hoş bir hava veren kağıttan mamul bu nesne, ne menem bir şeymiş acebe?’ temelli araştırmam sonucu bulduğum Hong Kong’tan çıkma Human (Skin) Lanterns adlı film, bir yandan merakımı bir nebze olsa giderirken, öte yandan elimde tuttuğum her kağıt fenerin, kağıt olmayabileceği şüphesini de beraberinde getirdi. Kısacası, Hong Kong’ta korku filmleri açısından tehlikeli bir dönem olan 80’lerden gelen bir filmle yolumuza devam ediyoruz.

Tuğba Keleş

1982 tarihli Human Lanterns, Hong Kong Sineması’na damgasını vurmuş üç önemli ismi bir araya getirmesi açısından bereketli bir film. Sun Chung, kariyerine kung fu filmleriyle başlamış, asıl sükseyi ise özellikle suç/istismar -sexploitation ağırlıklı- filmleriyle (The Sexy Killer 1976, Big Bad Sis 1976 vs.) yapmış, elini eteğini film dünyasından çekmeden hemen evvel, Fangs of Cobra adlı (1977) tarihli filmle birlikte Human Lanterns’i çekerek, korku janrına da bulaşmayı başarmış bir yönetmen. Ni Kuang, adını daha önce bu sayfalarda zikrettiğimiz, 1967’de One Armed Swordsman ile başlayıp, The Blood Brothers (1973), Executioners From Shaolin (1977), 36th Chamber of Shaolin (1978) gibi nice ‘klasik’ mertebesine ulaşmış filmlerin senaristliğini yapmış, genellikle Chang Cheh ile birlikte çalışmış bir isim.

Son isim Tong Gai ise önemini, dövüş koreografisini üstlendiği filmlerden alıyor. Özellikle dövüş koreograflarının en iyilerinden Lau Kar-Leung ile birlikte çalışmış olan Tong Gai’nin Chinese Boxer (1970), The Return of the One Armed Swordsman (1969), The New One Armed Swordsman (1971), The Blood Brothers (1973), Men From Monastry (1974) vb. gibi filmleri var. Sizleri bu isimlerle, bu sayfalar izin verdiği ölçüde tekrar tekrar bunaltacağımdan, şimdilik tadında bırakalım diyor ve kült mertebesine yükselmiş mevzubahis filme törenle geçiş yapıyorum.

Human Lanterns, her ne kadar bir korku filmi olarak ön plana çıkmış da olsa, aslında dövüş sanatlarıyla korkuyu, kıvamında harmanlamayı başarmış bir film. Tüm o dövüş ekipmanı ‘müze’lik olan Shaw Brothers’ın elinden çıkan filmin, bu iki farklı türü bir araya getirerek, eldeki imkânları sonuna kadar kullanmasından daha doğal ne olabilir ki zaten? Film, Hammer filmlerindeki gibi bol iskeletli, dumanı üstünde tüten içi iskelet dolu bir kazana doğru, Chewbacca’dan hallice bir canavarın sıçrayışlarıyla açılarak kült mertebesine nasıl ulaştığının sinyallerini ilk elden veriyor doğrusu.

Birbirlerine rakip olan Efendi Lung (Lau Wing) ve Efendi Tan (yüce insan Chen Kuan-Tai), o yılın Fener Festivali’nde kimin fenerinin daha iyi olacağı hususunda bahse tutuşurlar. Efendi Tan’ın verdiği davette yeni yaptırdığı feneri görerek hasetinden çatlayan Efendi Lung, hemen kasabanın fener esnafına giderek, hiçbir masraftan kaçınmadan en iyi feneri yapmasını ister. Lâkin titrek ellerine bakarak alkolik olduğu her halinden belli olan usta, fenerleri kendinin yapmadığını, yapan kişinin de adını veremeyeceği dalaveresini öyle iyi çevirir ki, iki saniye sonra önüne atılan çil çil altın karşısında çenesini tutamayacak ve asıl fener ustasının adını ağzından çıkaracaktır.

Asıl fener ustası Chun Fang’ı (Hong Kong Sinemasında kötülüğün kitabını yazmış Lo Lieh tarafından canlandırılmaktadır), bulduğunda şaşkınlıktan küçük dilini yutar gibi olur Efendi Lung. Zira ‘izbe’ bir ortamda çalışan karşısındaki adam, yıllar evvel şimdiki karısı için düello ederek yenilgiye uğrattığı adamdan başkası değildir. Geriye dönüş anıyla (Flashback olarak da bilinir), seyirciyi bu düellodan da mahrum bırakmayan film, Chun Fang’ın kötülüğün ağına nasıl düştüğünü de gözler önüne serer. Efendi Lung’un, tek bir kılıç darbesiyle alnında açtığı yarıktan ruhunu kaybeden (!) Chun Fang, o andan itibaren tüm hayatını, Efendi Lung’unkini mahvetmeye adayacak, bunun için de elinden geleni ardına komayacaktır. Niyeyse ‘elele verelim dünyayı kurtaralım’ havasına giren Efendi Lung’un, kendisi için en iyi feneri yapmasını istemekte beis görmediği bu adam, içten içe kendini kemiren intikam duygusunu nihayet açığa çıkarmanın fırsatını bularak Efendi Lung’dan tek bir şey rica eder; o da feneri bitirene kadar kendisine ilişmemesi ve hakkında soru sormamasıdır.

Anlaşan ikili, görünürde kendi yollarına gitmek üzere ayrılmışlarsa da kısa süre sonra hem Efendi Lung’un hem de Efendi Tan’ın gözdesi olan kadınlardan biri ortadan kaybolunca, yeniden bir araya gelmek zorunda kalacaklardır. Ama ondan önce yer yer giallo estetiğini yakalayan kaçırma ve cinayet anından dem vurmak gerekirse; ta filmin en başında, seyirciye akrobatik hareketler göstermekten kaçınmayan Chewbacca patili yaratık, hamam sefası yapmaya hazırlanan güzel bir tazeyi korkutmak suretiyle kaçırarak, fenerlerle dolu mekânına getirir.

İşbu sahnelerde, tüylü yaratığın fener ustası Chun Fang olduğunu anlamamak için düpedüz aptal olmak gerekir. Hemen bir ağaç gövdesine bağladığı kadına, adeta ‘börek yapan teyze estetiği’nde elinde börek bıçağıyla yaklaşarak kafasından akıttığı kanı, bu defa ‘üfürükçü teyze estetiği’yle kurşun dökerek nazarlardan saklayan fener ustası, hemen ardından ince bisturi ile yufka olarak çıkardığı deriyi –ki abla halen canlıdır- son olarak ‘çamaşırcı kadın estetiği’nde dereye çalıp şöyle bir sallayarak, sanatının doruk noktasına ulaşmak için gerekli olan ilk malzemeyi elde etmiş olur.

Ama malzeme takdir olunur ki yeterli değildir ve dolayısıyla Chun Fang, daha fazla deriye ulaşabilmek adına en güzel kadınları –ki buna Efendi Lung’un Tanny Tien Ni tarafından canlandırılan karısı da dahil- kaçırmaya başlayacak, bu kaçırışlar ve cinayetler sırasında kendisi giallo estetiğinden uzaklaşırken, kaçırılmalardan işkillenen Efendi Lung ve Efendi Tan, Türk filmi estetiğinde birbirlerine yaklaşacaklardır.

Wuxia türünün efilliğinde uçanlar, takla atanlar ve kaykılanlarla dolu müthiş estetik dövüş sahnelerini bağrında barındıran film, ivme kazanarak finale doğru yol alırken, nihayetinde ustalığının doruğuna ulaşmayı başaran ama buna rağmen anlaşılamamış çoğu sanatçı gibi Chun Fang da alaşağı edilecek, aydınlatma amaçlı mevcudiyete getirdiği fenerler yerine, aslında sanatıyla insanoğlunun beynini aydınlatacağı yerde, kendisi alev topuna dönmek kaydıyla, ancak ortamı aydınlatmayı başaracaktır.

Tüm bu anlattığım şeylerden sonra hâlâ evindeki kağıt fenerden şüphe duyan yoksa aranızda, onu daha yüce bir kuvvete havale ederek kendi fenerlerimi kontrol etmeye gidiyorum sevgili okuyucular. Malum, Made in China diye bir gerçek var…

Fragman:

HUMAN LANTERNS shaw brothers kung fu horror spooky trailer
Yükleyen chikungfu. – Film ve TV kanalındaki diğer videolara göz atın

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA