yaşar alptekin

Lambada filmiyle kült bir figür haline gelen Yaşar Alptekin her şeyin ilahi bir plan doğrultusunda tecelli ettiğine inanıyor. Gönül Yazar’la sevgili olduğunda ise hakkındaki dedikodular bini buldu. Jigolo muydu? Roman mıydı? Eşcinsel miydi? Zeki Müren’le birlikte oldu mu? Nurculara mı karıştı? Her şeyi sorduk, hepsini yanıtladı. (Ters Ninja Arşiv)


Ege Görgün (Landlord)

“Öyle bara kafeye gitmeyelim,” diyorum, “Gel çay bahçesinde konuşalım.” “Tamam,” diyor. “Ben zaten artık içkili yerlere pek gitmiyorum.” Motorla geliyor. İrice bir scooter. Aslında chopper’cuymuş. 17 bin dolarlık bir chopper’ı varmış, çalmışlar. Çay bahçesinin kapısında buluşup içeri beraber giriyoruz. “Ben tek başıma buraya hayatta giremezdim,” diyor. “Buraya değil, hiçbir yere yalnız giremem, önünden bile geçemem. Sokakta yalnız yürüyemem.Acayip saplantılarım vardır benim.” Küçükken başlamış kompleksleri. Köfte Dudaklı diye dalga geçerlermiş oturur ağlarmış. Yaşar Kurtlu Kaşar derlermiş, oturur ağlarmış. Şimdi de kimi kompleksleri devam ediyor. “Aynaya bakamam, televizyonda kendi seyredemem. Beğenmem kendimi, sinirim bozulur” diyor. ‘Acayip bir adam vesselam’ diye geçiriyorum içimden. Manken olmuş, şöhret olmuş, hala kendini beğenmiyor. Ama o kendi söylüyor arkasından “Normal bir adam değilim ben!”

LambadaKompleksleriyle barışık, onlarla yaşamayı öğrenen Yaşar Alptekin, 19 yaşında yenmiş dudak kompleksini. Adana’da bir defilede kadını biri “Ne güzel dudakları var, aşka davet ediyor,” deyince. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’a ilk geldiğinde uzun süre işçilik yapmış Topkapı’da, Osmanbey’de. “O zaman konuşmuyordum kimseyle. Herkes ‘ne kadar efendi çocuk’ diyordu benim için. Alakası yok tabi. Şarköy şivesi yüzünden konuşmaya utanıyordum.” Örnek veriyor o şiveden. Bildiğiniz ‘tebe’li ‘abe’li romanca. “Roman mısın?” diyorum. “Yok,” diyor, “Çingene olsam söylerdim. Gurur duyarım çingene olmaktan. Zaten çingene ruhluyumdur ben. Çingeneler gibi günü yaşamasını severim. Herkes çingene olamaz.” Hala konuşması kayarmış bazen. Ertan diyemezmiş. “İrrtan” dermiş. “Memlekete gidince salıyorum kendimi ama.” Bu içine kapanıklığına rağmen Günaydın’ın organize ettiği dans yarışmasına yine de katılmış. Yaşar Alptekin’le ilgili enteresanlık bu zaten. Devamlı size “Bu ne perhiz. Bu ne lahana turşusu” dedirtiyor yaptıklarıyla. Birinci olmamış ama madalya kazanmış. Aynı yarışmaya katılan diğer ünlü Hakan Peker gibi.

Ben koymuyorum ama onun cümlelerin çoğunun sonuna “abi” ekleyin siz. Cümlelerin sonuna nokta kadar sık koyuyor abi kelimesini.

Yaşar Alptekin işçilik yaparken bile kendindeki farklılığı hissediyormuş. “Çimenlerin arasındaki papatya gibiydim. Sanatçı olunmaz doğulur derler ya. Doğruymuş. Onlar kahveye gider geyik yapar, okey oynardı ben midye kabuklarıyla oynardım. Giyimimle kuşamımla farklıydım.”

yasar-alpSonra bir kız arkadaşı, “Çok yakışıklısın, manken olsana sen demiş.” Alptekin ne cevap verse beğenirsiniz, bakın burası süper. “Kıroyuz ya. Dedim ki, kızım ben sıkıntılı adamım öyle saatlerce vitrinde hareketsiz duramam ben.” Mankenlik macerası böyle başlamış. Soner Arıca ve sosyetik sima Eran Tapan’ın da katıldığı Hürriyet Fotoroman Kralı yarışmasını kazanınca ise şöhret kapıları aralanmış. “Kadir İnanır’ın yeğeniyle, Paşabahçe’nin genel müdürünün oğlu da katılmış dediler, benim hiç umudum kalmadı zaten. Soner Arıca ve Eran Tapan’ın ardından üçüncü olsam yeter bana diyordum.” Onun için üçüncü ve ikinci açıklandığında peşinen pes etmiş Alptekin. Halit Kıvanç birinci olarak onun ismini anons ettiğinde bile kale almamış. Hem konduramadığından, hem de yarışmaya Alp Tekin takma adıyla katıldığını unuttuğundan. Halit Kıvanç “Alp” diye seslendikçe Yaşar Alptekin de “Kim bu lavuk” diye arkasına bakıyormuş. Halit Kıvanç, “Arkana bakma oğlum, seni çağırıyorum,” dediğinde ise… “Hani ağlarlar falan ya yarışma kazananlar. Ben o zamana kadar numara yapıyorlar derdim. Ben ağlamadım, resmen böğürdüm. Hem de Halit Kıvanç’ın boynuna sarılıp salya sümük ağladım.”

Film yapmaya niyeti olmamasına rağmen, ısrarlara dayanamamış. Daha doğrusu “Televizyonda görünür meşhur olursan fiyatın artar,” demişler de aklını çelmişler. Yücel Çakmaklı’nın Kuruluş dizisinde Orhan Gazi’yi oynayarak ilk rolünü üstlenmiş. Sonra Müjde Ar, Sevtap Parman, Derya Arbaş’la ardı ardına çekilen filmler gelmiş. “Yine de kendimi oyuncu olarak görmedim hiç. Görmüyorum da. Ama podyumda ve fotomodellikte kendime rakip görmüyorum. Bu konuda mütevazı olamam.”

Hidayete erme hikayesi de ilginç Alptekin’in. TV’de vefat haberini duyup hiç tanışmasa da hayran olduğu Sakıp Sabancı’nın cenazesine katılmış ve ilk elektriği orada almış. “Cahiliz ya. Kafada bandana, küpeler, deri mont, motor. Herkes bize bakıyor.” Söylediğine göre kısa süreliğine astral bir yolculuğa çıkmış, cenazeye gelenleri kuşbakışı izlemiş. Ruhu bedenine döndüğünde, yalnız gelemediği için cenazeye yanında getirdiği arkadaşına dönmüş ansızın, “Bana namaz kılmasını öğreteceksin,” demiş.

Kompleksleriniz yüzünden sizi kullananlar oldu mu? Biriyle sırf sizden hoşlandı diye birlikte oldunuz mu?

Bugüne kadar karşı cinsle “olmuş olsun” diye bir ilişki yaşamadım ben. Dışarıdan baktığında modern görünebilirim ama bir o kadar da Osmanlı’yımdır. Mesela, asla evli bir kadınla birlikte olmam. Asla bir kızla birlikte olmadım. “Git, olmaz” dedim gerekirse. Bu konuda anneme bir sözüm vardı çünkü. “Hiçbir kızın ahını alma!” diye tembihlemişti beni yıllar önce. Bugüne kadar hiçbir kadın tarafından reddedilmedim. Ama bunun sırrı benim çok yakışıklı falan olmam değil. Ben, asla beni reddedecek bir kadına teklifte bulunmadım. Ben gözlerine bakarım bana karşı bir arzu hissedersem yaklaşırım. Adım adım, hamle hamle. Kendime saygım var. Reddedilmek kimsenin hoşuna gitmez. Sonuca ulaşmayacak şeye hamle yapmam. Gol olmayacaksa topa vurmam yani.

Nasılsınızdır ilişkilerinizde?

Çok sıkıntılı bir adamım, mesela. Öyle fazla ilgi, alakaya da gelemem ben. Her dakika beraber olamam kız arkadaşımla. Benim bireysel bir hayatım da var. Kendimle de olmasını becerebilen bir adamım. Kendi kendime konuşayım, atlayıp motoruma Balat’a, Süleymaniye’ye kuru yemeye gideyim. Eyüp Sultan’a çıkayım isterim. Balık burcunun tipik özelliğini yaşayan bir karakterim ben. Balık burcu ele tutulamaz. Sen ne burcusun, abi?

İkizler…

Ooo, seninki de kötüymüş.

Ben memnunum burcumdan valla.

Sen memnunsundur da, bir de seninle birlikte olanlara sormak lazım asıl.

Bugüne dek ilişkileriniz hep sorgulandı. Pınar Altuğ sayesinde ayyuka çıkan “yaş farkı tartışmaları” hakkında ne düşünüyorsunuz?

Beni de sübyancılıkla suçluyor bazı arkadaşlarım, şakayla karışık. Bu doğa kanunu gibi bir şey diyorum onlara. Genç delikanlılar olgun kadınlardan hoşlanır. Burada gizli bir alışveriş var. Kadın diyor ki, bak bu yaşa geldim hala gençleri etkileyebiliyorum diyor. Sonra bu kadın genci elinde tutabilmek için bütün hünerlerini gösteriyor. Genç kız öyle değil. Umurunda değil ki onun, lay lay lom. Olgun kadınsa o güne kadarki tüm tecrübelerini kullanarak erkekliğini hissettiriyor genç erkeğe. Adamın yürüyüşü bile değişir. Sonra dönem değişiyor. Erkek büyüyor, tecrübeleniyor, para pul sahibi oluyor. Bu sefer o genç kızlara ilgi duymaya başlıyor. Genç kızlar da arkadaşlarına üstünlük taslıyor. “Bak, arabası ver, olgun ama beni seçti,” diye. Erkek de hala erkek olduğunu ispat etmiş oluyor bir yerde kendine.

İlişkilerde yaş farkı doğal diyorsunuz yani?

Öncelikle erkek çok eşlidir, kadın tek eşlidir. İkincisi; ben bu yaşta yaşıtımı bulamam ki. Benim yaşımdakiler evlenmiştir çoktan. Bir de bu eleştirilere fazla kulak asmamak lazım. Kendi pisliklerini kapamak için hedef şaşırtıyorlar biraz da. Kimse kimsenin nüfus kağıdına bakamaz ilişkinin başında. Ben sizden hoşlandım ama bir de yaşınıza bakayım. Olmaz böyle şey. Sevgidir, elektriktir bu. 10 yaş küçüğünle de olur, büyüğünle de. Her iki tarafın aldığı haz önemlidir. Ama üç gün sürer ama beş gün. Güneş de doğup batıyor, ömür bitiyor. Tabii ki bu ilişki de bitecek. Yaş farkı vardı da ondan sürmedi diyorlar. Ne biliyorsun. Yaş farkı olmayanlar çok mu mutlu?

Hidayete ermiştiniz. Bu yaşam tarzınız aynen devam ediyor mu?

Allah’a şükürler olsun. Hep dualar ediyorum. Gelirken motorda da okuyordum. Benim her gün okuduğum dualar var. 7 kere Ayet-el Kürsi, 7 kere Felak ve Nas suresi, 7 kere İhlas, 7 kere Fatiha okurum evden çıkmadan önce ve eve giderken. O dualar arasında hep şunu diyorum. “Şükürler olsun sana Allah’ım bana hidayeti lütfettin. Beni benle, beni sensiz bırakma yarabbim. Beni benle bıraktığında biliyorum ki yine şaşabilirim. Kaygan bir zeminde yaşıyoruz çünkü. Mesleğim, konumum, çevrem yüzünden kendime güvenmiyorum. Namaz abdestsiz dışarı çıkmıyorum. Bu sayede kendimi kontrol edebiliyorum. Namazımı bozacak şeylerden uzak duruyorum. Geçmişime baktığımda, cahiliye dönemimde çok günahlarım, çok pişmanlıklarım oldu çünkü benim. Ama yine da rabbim ben de bir ışık görmüş ki, beni affetmiş ve hidayeti lütfetmiş. Onun için kimse eskilerimi didiklemesin. Onları yapan ben değildim çünkü. Ben şu anda yaptıklarımdan mesulüm.

Hakkınızda söylentiler hiç bitmedi. Önce jigolo dediler…

Lambada’da bir jigoloyu oynamıştım, birkaç filmde jigolo havası olan birini canlandırdım. Üstüne Gönül Yazar’la birlikte olunca adımız jigoloya çıktı. Arabama bile yazdılar Pis Jigolo diye. Hayatımda bir kadından beş milyon aldıysam, para için benden büyük bir kadınla olduysam en sevdiğimin ölüsünü öpeyim. Yapıştı kaldı bana jigololuk. Biraz da benim kendimi ifade edemememin eksikliği var tabi.

İnternet güvenilir bir kaynak değil tabi. Ama derler ki Gönül yazar sizi Zeki Müren’e kaptırmış. Zeki Müren’le birlikte olmuşsunuz.

Ne? Nerede yazıyor bu, abi.

İnternette, muhtelif sitelerde…

Hadi be. Bakın ben herkesin ağzını kapatabilecek kadar zengin değilim. Onun için ben kendi kulaklarıma pamuk tıkıyorum. Zeki Müren’i hayatımda bir kere Valentino diye bir barda bir defile galasında gördüm. O gün tanıştırdılar beni. Yanağımdan makas alıp ‘hoş çocuk’ gibisinden değişik bir şey dedi bana. Utançtan kızarıp bozarmıştım. Beni çok marjinal biri sanıyorlar. Ben hayatımda üç defa Bodrum’a gittim. Diskoya falan gittik diye zamanında çılgın zannediyorlar. Ben evde disko da dinlemem, Enya, Lorenna McKennit falan dinlerim.

Peki eşcinsel olmanızla ilgili çıkan haberler, söylentiler?

Bir insan aynı anda hem jigolo, hem sübyancı, hem eşcinsel nasıl oluyor anlamıyorum. Hem koşup hem yoğurt yiyemezsin. Karar versinler. Eşcinselsem kadınlarla nasıl birlikte oluyorum, nasıl jigolo ya da sübyancı oluyorum.

Neden olmasın? Biseksüeller var mesela…

Yok, eşcinselsen, ruhunda varsa bu, nasıl kadınlarla birlikte olacaksın.

Eşcinseller kadınlarla birlikte olamaz diye bir kural yok ki. Olabileni de var bunun…

Olmaz abi, öyle şey. Kaç çeşit eşcinsellik var.

Görüyoruz ki Yaşar Alptekin’e bir sürü yakıştırma yapılıyor. Hem de çoğunlukla sizi tanımayanlar tarafından… Siz nasıl tarif edersiniz kendinizi?

Beni bilen bilir. Yıllarca hakkımda bir sürü spekülasyonlar yapıldı. Hiç kimseye bir şeyi ispat etmek zorunda değilim. Ne kız arkadaşıma cinsel gücümü, ne herhangi birine iman gücümü. Ben sanatçıyım, kardeşim. Ben sanatçı ruhu taşıyorum çünkü. Ben herkesin baktığı pencereden bakıp farklı şeyler görüyorum. Ben mobilya tasarımı yapıyorum. Sanatçı ayrı bir şey. Hayata bakışıyla, ilişkileriyle, çektiği sıkıntılarla, bohem yaşantısıyla, parayı nasıl kullandığıyla ya da kullanmadığıyla çok farklı kişidir sanatçı.

Fethullah Gülen’in dershanelerinde rehber danışmanlık yapıyorsunuz. Gençlere tecrübelerinizi aktarıyorsunuz. Gülen’le tanıştınız mı hiç?

Yok, nasip olmadı hiç.

Dini sohbetlere de katılıyorsunuz. Kılığınızla kıyafetinizle, duruşunuzla oralarda marjinal kalmıyor musunuz?

Kalmaz mıyım! Ama ne yapayım buyum ben. Onlar da beni böyle kabul ettiler artık.

Film Hakkında…

Lambada (1990)
Yönetmen:Samim Değer
Oyuncular:Yaşar Alptekin,Yasemin Evcim, Merih Akalın, İhsan Yüce

Hakan (Yaşar Alptekin) ünlü bir aktör ve dansçı olmak isteyen yakışıklı bir gençtir. Bu düşünü gerçekleştirmek için İstanbul’a, amcasının yanına gelir. Bir barda dansçı olarak çalışmaya başlar. Amacına ulaşmak için ilk adımı atmıştır ve gelecekten çok umutludur. Çalıştığı barda Meral (Merih Akalın) adlı zengin ve güçlü bir kadınla tanışır. Bu tanışma giderek tutku dolu bir birlikteliğe dönüşür. Hakan, bardan ayrılıp Meral’in işlettiği bir güzellik salonunda dans dersleri vermeye başlar. Meral’le ilişkileri de alabildiğine doludizgin sürmektedir. Hakan bir akşam diskoda çok güzel dans eden genç ve güzel Yasemin (Yasemin Evcim) ile tanışır. Yasemin birlikte geldiği arkadaşlarıyla, ilgisini sezdiği Hakan’ı kendisine aşık edeceği iddiasına girer. Hakan’a yakınlık gösterir, kendisini yoksul olarak tanıtır ve birlikte bir dans yarışmasına katılmaya karar verirler. Kısa sürede birbirlerine aşık olmuşlardır. Hakan’daki durgunluğun farkına varan Meral, bunun nedeninin başka bir kadın olduğundan şüphelenir ve kıskançlıklarıyla Hakan’ı yaşamından bezdirir. Rastlantı sonucu Yasemin’in aslında zengin biri olduğunu öğrenen Hakan, bir de oyuna geldiğini anlayınca genç kızdan ayrılır. Yasemin’in babası kızının Hakan’a aşık olduğunu öğrenince, yoksul bir gençle evlenmesini istemediği genç kızı unutması için yurtdışına göndermeye karar verir. Yasemin havaalanında Hakan’ı görünce çok sevinir. İki sevgili barışır ve büyük bir mutlulukla katıldıkları dans yarışmasında birinci seçilirler…

Yazı © Ters Ninja