Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (16 Eylül 2011)

Sezon henüz başlamadı. Özellikle geçen hafta ve bu haftaki filmlerin ortalamasından bunu anlamak mümkün. Kovboylar ve Uzaylılar maalesef vaat ettiği eğlenceyi sağlamaktan uzak kaldı. Normal bir haftada kolayca gözden çıkarılabilecek Goethe’nin İlk Aşkı filmi bu nedenle haftanın seçimi olarak bu sayfada yer bulabiliyor. Bize de bir futbol düsturunu tekrarlamak düşüyor: Önümüzdeki haftalara bakacağız…

Kovboylar ve Uzaylılar
Cowboys & Aliens

[xrr rating=2/5]
Yönetmen: Jon Favreau

Senaryo: Roberto Orci, Alex Kurtzman, Damon Lindelof, Mark Fergus, Hawk Ostby, Steve Oedekerk (Scott Mitchell Rosenberg’in yarattığı çizgi romandan uyarlama)

Oyuncular: Daniel Craig, Harrison Ford, Olivia Wilde

Yapım: 2011, ABD, 118 dk.

Son olarak Iron Man 2 filmiyle karşımıza çıkan Jon Favreau’nun yönettiği Kovboylar ve Uzaylılar, isminin cazibesinden doğan beklentileri karşılayamayacak düzeyde bir seyirlik. Western ve bilimkurgu türünü birleştiren hikayesi, yeterince özenli işlenmediği, sadece sırtını “bir vahşi batı kasabasına uzaylılar saldırırsa ne kadar ilginç olur” tezine yasladığı için yalnızca her iki türün belli klişe formüllerini kapsıyor.

Taşı toprağı altın olan Amerika’da, tez elden köşeyi dönmenin derdine düşen göçmen Amerikalılar, altın vb. kaynakları sömürme uğruna gerçek Amerikalıları (yerlileri) yerinden yurdundan edip bir yandan da öldürürken, uzaylıların aynı bölgeye altın toplamak için gelmesi filmin en ilginç, ama aynı zamanda, temellendirilmediği için de, en boş yanlarından biri. Demek Uzaylılar da Amerikan Rüyası’nın peşine düşmüşler. Tabii, aynen Soğuk Savaş döneminde çekilen uzaylı filmlerinde, ortak düşmana karşı bütün Amerikalıların birleşmesi gibi, filmde de yerlisi beyazı, hırlısı hırsızı, çoluğu çocuğu herkes uzaylılara karşı tek yürek oluyor. Fatih Terim motivasyonuyla uzaylılara karşı milli maça çıkan bu karma kovboylar, büyük bir teknolojik atılım yapmış, ama hala altın peşinde koşan uzaylılara karşı amansız bir mücadeleye giriyorlar.

Filmde uzaylılar tarafından kaçırılan, ama onların elinden hafızasını orda bırakarak kurtulan Jake Lonergan’ı canlandıran Daniel Craig’in filmdeki performansı, “ne kadar susarsan o kadar havalı, ne kadar asabiysen o kadar sert olursun” mantığını fazlasıyla zorlayan bir düzeyde. Harrison Ford da dahil diğer oyuncu performansları da vasatın üzerine çıkamıyor.  Heyecan uyandıran bir fikir daha Hollywood tarafından, sadece bu fikrin kendisinden ekmek çıkartma uğraşı adına heba olup gidiyor böylece.

[ Turgay Özçelik ]

Çılgın Çocuklar 4D
Spy Kids: All the Time in the World in 4D
Yönetmen: Robert Rodriguez

Senaryo: Robert Rodriguez

Oyuncular: Jessica Alba, Joel McHale, Rowan Blanchard, Mason Cook

Yapım: 2011, ABD, 89 dk.

 

Quentin Tarantino ile birlikte B Filmlerin ekmeğini en çok yiyen Meksikalı yönetmen Robert Rodriguez (ismindeki “o”yu atmasının da göstereceği üzere ne kadar Meksikalıdır, orası tartışılır), ticari bir markaya dönüştürdüğü Çılgın Çocuklar serisinin dördüncüsü ile karşımızda. Eski zamanın hafiye çocuklar çetesi naifliğini bol aksiyonlu, teknolojik temaşaya dönüştüren yönetmen, yeni moda 3D çılgınlığına kokuyla dördüncü bir boyut katmayı da ihmal etmemiş. Gösterim öncesinde dağıtılan 1’den 8’e kadar numaralanmış “kazı ve kokla” kartları sayesinde, ekranda beliren numaralara göre bu kartları çıkartıp burunlarına yaklaştıran seyirciler, karakterlerle aynı kokuları alıyorlar.

Filmin konusu ise emekliye ayrılmış ve ev kadını olmuş eski bir casus Marissa (Jessica Alba)’nın zamanı hızlandırarak dünyayı yok etmeye çalışan bir kötü adamı durdurmak için sahalara dönmesi. Elbette ki serinin başkahramanları Rebecca (Rowan Blanchard) ve Cecil (Mason Cook) da bu zorlu görevde ona eşlik ediyorlar.

Goethe’nin İlk Aşkı
Goethe!
Yönetmen: Philipp Stölzl

Senaryo: Alexander Dydyna, Christoph Müller, Philipp Stölzl

Oyuncular: Alexander Fehling, Moritz Bleibtreu, Miriam Stein

Yapım: 2010, Almanya, 100 dk.

Genç Werther’in Acıları ile Alman Romantizminin öncülüğünü yapan Goethe, bu romanı Wetzlar Alman Yüksek Mahkemesi’nde asistan olarak görev yaptığı sırada, arkadaşı Kestner’in nişanlısı Charlotte Buff’la yaşadığı aşkın ardından yazmıştı. Philipp Stölzl‘ün filmi de bu dönemi aktaran bir biyografi. Ancak tarihi gerçekliğe bağlı bir eser değil, söz konusu romanın melankolisinden beslenen bir romantik film. Dolayısıyla edebi bir şahsiyetin kişiliği hakkında bilgi edinmek için bir kaynak niteliği taşımıyor. Edebiyatçının hazin aşkı açısından Jane Campion‘un Bright Star (2009) filminin seviyesine ulaşması mümkün değilse de vasatı aştığı söylenebilir.

Karadedeler Olayı
Yönetmen: Erdoğan Bağbakan, Erkan Bağbakan

Yapım: 2011, Türkiye, 78 dk.

Karadedeler Olayı‘nın basın bültenleri dolaşıma girdiğinden beri 1999 tarihli The Blair Witch Project ile anılır oldu. Daniel Myrick ve Eduardo Sánchez, internet vasıtasıyla önce Blair Cadısı efsanesini gündeme oturtmuş, oluşan kamuoyu ilgisinin rantını da ormanda bulunan video kasetleri film haline getirdikleri iddiası ile toplamışlardı. Ancak Karadedeler Olayı‘nda bu tür bir ön çalışma yok. Filmin iddiası (bir taşra köyünde insanları öldüren esrarengiz yaratığın varlığı) filmin kendisiyle birlikte ortaya çıkıyor. Bu nedenle The Blair Witch Project‘in manasız bir tekrarı gibi duruyor. Yok, eğer [REC] ya da Cloverfield gibi el kamerasının sanal gerçekliğine yaslanan bir korku filmiyse gerçek bir olaya dayandığına dair yanılsama yaratma çabasına gerek yok. Dolayısıyla hiç de ümit vaat eden bir yapım değil.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin