Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (28 Ocak 2011)

Önemli bir vizyon haftasına giriyoruz: Yaşayan en önemli yönetmenlerden Iñárritu‘nun uzun zamandır beklenen son filmi Biutiful, CGI tekniğinin mihenk taşlarından TRON‘un devam filmi TRON Efsanesi, Şaşmaz Kardeşler‘in “şaşmaz” gişe kapısı Kurtlar Vadisi: Filistin… Haftanın filmi ise kesinlikle Biutiful. Herkese iyi seyirler.

Biutiful

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu

Senaryo: Alejandro González Iñárritu, Armando Bo

Oyuncular: Javier Bardem, Maricel Álvarez, Hanaa Bouchaib, Guillermo Estrella, Eduard Fernández

Yapım: 2010, İspanya, 148 dk.

La Sagrada Familia’yı görünce Barselona olduğunu anladığımız bir şehirde geçiyor filmin hikayesi. Uxbal, manik-depresif karısından ayrılıp iki küçük çocuğunun velayetini almış bir babadır. Büyük çoğunluğu Afrikalı olan kaçak işçilere çalışma imkanı yaratıp, bu işin rantını yiyen insanlardan aldığı komisyonlarla hayatını kazanmaktadır. Ne evde ne de sokaklarda mükemmel bir iş çıkardığı söylenemez, ama çok az bir ömrü kaldığını öğrenince hayat çok daha zorlaşacaktır onun için. Çocuklarını emanet edebileceği kimsesi yoktur çünkü.

Alejandro González Iñárritu önceki üç filminde –ki onlar Paramparça Aşklar Köpekler (Amores Perros ,2000), 21 Gram (2003) ve Babel (2006) idi- ortaya koyduğu farklı üslubuyla dünya sinemasının kendine has yönetmenlerinden biri haline gelmişti. Iñárritu’nun kurgu sihirbazlığı sayesinde sıradışı olarak kabul görmeye başlayan bu filmler, göz ardı edilemeyecek bir oyunculuk gösterisinin yanı sıra çarpıcı ve incelikle çizilmiş insan portrelemelerine de sahne oluyordu.

Iñárritu son filminde görmeye alıştığımız o “oyuncu” yönetmen karakterini olabildiğince geri çekmiş görünüyor (“olabildiğince”nin altını çiziyorum). Bu kez tek bir hikayeye, hatta tek bir karaktere yoğunlaşıyor. Ve daha da önemlisi hikayesini tek parça halinde ve düz bir zaman doğrusu üstüne oturtulmuş halde anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (No Country For Old Men, 2007) ile “side-kick” madalyası alan Javier Bardem’in, ne yüksek kalibredeki performansı ne de En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday olup Akademi nezdinde esas olan mertebesine yükselmesi sürpriz değil. Bu noktada şu soru takılıyor aklıma: Karşımıza hep iyi performanslarla çıkan ultra-başarılı oyuncular, gerçekten başkalarından daha mı iyi oyuncular, yoksa yalnızca bu konudaki şöhretleriyle iyi rollerin hep onlara gitmesinin rantını mı yiyorlar?

Değil haftanın, yılın önemli filmlerinden biri. Beş yıldızım olsa dördünü düşünmeden Biutiful’a veririm.

[ Landlord ]

TRON Efsanesi
TRON Legacy

Yönetmen: Joseph Kosinski

Senaryo: Adam Horowitz, Richard Jefferies

Oyuncular: Jeff Bridges, Michael Sheen, Olivia Wilde, Garrett Hedlund, Serinda Swan, Bruce Boxleitner

Yapım: 2010, ABD, 125 dk.

Dünyanın en ünlü bilgisayar oyunlarının yaratıcısı Kevin Flynn (Jeff Bridges), şirketi ENCOM’la birlikte gittikçe büyürken; bir yandan da eski huyunu devam ettirerek, gizli laboratuvarında geliştirdiği yöntemlerle, kendi yarattığı sanal âleme (Sistem) gidip, gelmektedir.. Günlerden bir gün Kevin, bir daha geri dönmemek üzere ortadan kaybolur..

Aradan yıllar geçer ve babası kaybolduğu sırada daha küçücük çocuk olan oğul Sam Flynn (Garrett Hedlund), koca adam olmuş, âkıbetini çok merak ettiği sevgili babasının maceracı genlerine haiz bir evlât olarak, ortalıkta tozu dumana katmaktadır.. Sam, babasının has arkadaşı ve iş ortağı Alan Bradley (Bruce Boxleitner)’in de uyandırmasıyla, pederinin hâlen kapalı vaziyette olan Atari Oyunları salonuna girer.. Oradaki gizli bir kapıdan, olağanüstü bir evren olan Sistem’e ışınlandığında, onlarca yıldır kayıp olan babasının da orada olduğundan -biz seyirciler kadar- o da emin gibidir.. Lâkin, babasının neden oraya girip de bir daha çıkmadığı ve genel olarak o âlemde neler olup bittiği konusunda emin olmadığı şeyler de bir hayli çoktur..

1982 yılında Steven Lisberger‘in yazıp yönettiği, Walt Disney Stüdyoları’ndan çıkma TRON, hele ki bilgisayar teknolojisinin henüz emeklediği o dönemde içerdiği özel efektlerle, bilimkurgu filmleri kategorisinde gerçekten de bir öncü, tartışmasız bir kilometre taşıydı.. Öncülü TRON‘un zamanla silikleşen izinden otuz yıl sonra yürüyen ve henüz ilk filmini çeken yönetmen Joseph Kosinski‘ye emanet edilmiş TRON Efsanesi, yirmi birinci yüzyılla birlikte -neredeyse her hafta- bilgisayar destekli filmlerin yeni bir örneğiyle karşılaşan biz sinema seyircisini, aynı oranda etkileyemedi tabii..

Konusu itibarıyla, ‘iyi ile kötünün savaşı’ klişesine sırtını dayayan, sanal uzayda geçen bir Star Wars macerasını, hatta -hafiften- Matrix‘i dahi anımsatan, bol atraksiyonlu TRON Efsanesi, senaryo zafiyetinden muzdarip.. Daha çok, konusuyla özdeşleşir şekilde, bir bilgisayar oyunu gibi başlayıp da biten; müthiş tasarımlarla zenginleştirilmiş görselliğinin yanında, Daft Punk‘ın yaptığı güzel müziğiyle de dikkati çeken film -her şeye rağmen- seyircisine, salondan eğlenerek çıkmayı vaat ediyor..

[ Numan Serteli ]

Kurtlar Vadisi: Filistin

Yönetmen: Zübeyr Şaşmaz

Senaryo: Raci Şaşmaz, Bahadır Özdener, Cüneyt Aysan

Oyuncular: Necati Şaşmaz, Gürkan Uygun, Kenan Çoban, Erdal Beşikçioğlu, Erkan Sever, Zafer Diper, Umut Karadağ, Mustafa Yaşar, Nur Aysan

Yapım: 2010, Türkiye, 110 dk.

Gazze’ye insani yardım malzemeleri götürmeye çalışan gemilere yapılan kanlı baskın üzerine Polat Alemdar ve arkadaşları Filistin’e gitmiştir. Yapılacaklar bellidir: Bu baskının askeri planlayıcısı ve yürütücüsü olan İsrailli komutan ele geçirilmelidir.

Filistinlilerle kurulan ilk temaslar sayesinde hedefine adım adım yaklaşmaya çalışan Polat Alemdar’ı bazı sürprizler beklemektedir. Hedeflerindeki kişi olan Moşe Ben Eliezer’in kural tanımaz gaddarlığı ve teknolojik imkânları işleri zorlaştırmaktadır. Polat, Moşe’ye ulaşmaya çalışırken, Filistin’de masum insanların nasıl öldürüldüklerini görür. Moşe, köyleri yıkmakta, çocukları öldürmekte ve Polat’a yardım eden herkesi hapse atmaktadır.

Ancak teknolojik imkânlar ve kural tanımazlık, Moşe’yi kurtarmaya yetmeyecektir.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin