Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (3 Şubat 2012)

Yoğun bir vizyon haftasındayız: sinemalarımıza konuk olan filmlerden Savaş Atı, Kevin Hakkında Konuşmalıyız ve Utanç uluslar arası festivallerde boy göstermiş, oldukça önemli yapıtlar. Savaş Atı, bu seneki Oscar’larda da adından söz ettireceğe benziyor. Karanlık Ülkesi serisinin son filmi Karanlıklar Ülkesi: Uyanış serinin takipçileri ve gişe gerilimlerini sevenler için uygun bir seçenek gibi görünüyor. Yerli film sevenler içinse 48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ni sürpriz bir şekilde forse eden Güzel Günler Göreceğiz ve yaratıcılarının “Türkiye’nin kuantum fiziği filmi” olarak adlandırdığı romantik bir deneme olan Eş Ruhumun Eş Zamanı vizyondaki yerini alıyor. Herkese iyi seyirler…

Savaş Atı

(War Horse)

Yönetmen: Steven Spielberg

Senaryo: Lee Hall, Richard Curtis, Michael Morpurgo (roman)

Oyuncular: Jeremy Irvine, Emily Watson, David Thewlis

Yapım: 2011 / ABD / 146 dk.

 

Dünyanın en çok alkışlanan, ödül kazanan ve kazançlı filmlerine imza atarak, tekrarlanması neredeyse imkansız başarılara imza atmış olan, yönetmen Steven Spielberg, bu kez Savaş Atı filmini seyircilerin beğenisine sunuyor. Hikaye, çocuklara ve gençlere yönelik eserleri ile tanınan Michael Marpurgo’nun kendi çocukluk dönemlerinde yaşadığı Devon kasabasında geçiyor.

12 yaşındaki Albert’in ona verdiği isimle ‘Joey’ aslında çiftçilerin aradığı özellikler olan geniş baldırlar, kısa boyun ve büyük toynaklara sahip bir at değildir. Ama babası Ted Narracott tüm varlığını Joey’e yatırmaktan çekinmez. Hem Narracott ailesinin ve hem de Joey’in kaderini belirleyecek gelişmeler böylece başlar. Birinci Dünya Savaşı başlar ve atın parasını ödeyemeyen Ted onu orduya satarak borcunu denkleştirir. Böylece, Avrupa’nın ‘düşman’ ulusları arasında savaşın gidişatına göre hizmet eden Joey, sonunda savaşlar üstü ulusların dostluğunun simgesine dönüşür.

Savaş sahnelerinde sinema tarihine unutulmaz resimler ve imgeler kazandırmış olan Steven Spielberg, Batı Cephesi’nde siperlerin arasında kalan ve İngiliz ve Alman askerlerin ortak çabasıyla tutsak alındığı dikenli tellerden kurtarılan Joey’in şahsında büyük bir barış çağrısına imza atıyor. Joey’in siperler arasında çaresizlik içerisinde koşturması ve sonunda dikenli teller dolanarak hareket kabiliyetini tamamen yitirmesinin anlatıldığı sahneler sinema tarihinin unutulmaz sahneleri olarak şimdiden kayda geçecek.

Steven Spielberg İngiliz kırsalında başlayan bir hikayeyi evrensel bir esere dönüştürmüş. Kuşkusuz, kendi tarzı ile. Panoramik kırsal resimleri, dinamik kurgu ile kurşunlanma hikayeleri anlatmak, “Amerikan” tarzı gürupta güneşin batışında ekinlerin kızıla boyanması gibi “tanıdık” resimler pek çok kez filmin bir İngiliz hikayesi anlattığını unutturuyor.

Ancak, babasının Güney Afrika’da gösterdiği “yararlıklar” nedeniyle aldığı sancağı atı Joey’e veren Albert savaş sonrasında babasının sancağını Fransız köylüden aldığında sadece atına tekrar kavuşmuş olmaz, aynı zamanda Amerikan tarzıyla İngiliz vatanseverliğini simgeler. ABD’nin küresel ölçekte süper güç vasıflarını yitirme dönemine girdiğinin sıklıkla tartışıldığını göz önüne alınca, Spielberg de, İngiliz hayalperestlerinin tekrar dünya devleti olma ihtimali üzerine gördükleri düşlere yardımcı olmak mı istemiş, diye sormadan edemedim.

[xrr rating=4.5/5]Ali Rıza Özkan

Steven Spielberg’in yönettiği Savaş Atı (War Horse) çarpışmalarda silah sesinden korkmayarak üzerine giden atlar üzerinden savaşın insan hayatlarını temelinden etkileyen yıkıcılığını anlatıyor. Savaş Atı esasında Michael Morpurgo’nun çocuklar için yazdığı aynı isimli kitabın uyarlaması.

Yaklaşık iki buçuk saatlik süresine ve oldukça fazla oyuncunun yer almasına karşın Savaş Atı seyirciyi hiç sıkmayan, sürekli ilgisini ayakta tutan bir film. Kimi sahnelerde Lassie’yi anımsatsa ve bir çocuk kitabından uyarlansa da Spielberg’in elinde tam bir savaş filmine dönüşmüş. Filmdeki en büyük başarı hiç kuşkusuz bir aktör gibi rol yapan Joey’e yada Joey’e hayat veren 14 ata ait. Olaylar karşısında bir insan gibi tepki veren Joey bütün seyircilerin kalbini kazanıyor. Ayrıca film boyunca savaşın anlamsızlığı ve özellikle çocuklar üzerinde nasıl yıkımlara yol açtığı ara karakterlerle çok güzel anlatılıyor.

Farklı ordularda farklı görevler için çalışan Joey kimi zaman izleyicinin aklına Stanley Kubrick’in Baryy Lyndon’ını anımsatsa da ikisi arasında büyük farklar mevcut. Spielberg ile birçok kez çalışmış olan ve Er Ryan’ı Kurtarmak (Saving Private Ryan) ile Schindler’in Listesi (Schindler’s List) filmleriyle Oscar kazanan sinematograf Janusz Kaminski yine harikalar yaratmış.

Er Ryan’ı Kurtarmak filminin açılış sahnesindeki muazzam çatışmaya karşın Savaş Atı’nın savaş sahneleri biraz daha sade. Sanki Spielberg iki savaş arasındaki kimi farkları çekimlerle de göstermek istemiş. Ayrıca Kubrick’in Zaffer Yolları (Paths of Glory) ve Lewis Milestone’un Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok (All Quiet on the Western Front) filmlerini anımsatan sahnelere sahip.

Savaş Atı’nın en çarpıcı yanlarından birisi de kahramanlık ve cesaret kavramlarının genel ele alınışından farklı olarak bazen hiç beklenmeyecek şekilerde insanın karşısına çıkabileceğini göstermesi. Bununla ilgili olarak Ted Narracott’un sessizliği ve Niels Arestrup’ın canlandırdığı büyükbabanın anlattığı güvercin hikayesi oldukça etkileyici. Ailenek izlenecek bir film olan Savaş Atı aynı zamanda savaş karşıtı filmler arasında da oldukça iyi bir yere sahip olacağı şimdiden belli olan bir yapım.

[xrr rating=5/5] Ali Abaday

.

Kevin Hakkında Konuşmalıyız

(We Need To Talk About Kevin)

[xrr rating=4/5]

Yönetmen: Lynne Ramsay

Senaryo: Lynne Ramsay, Rory Kinnear, Lionel Shriver (kitap)

Oyuncular: Tilda Swinton, John C. Reilly, Ezra Miller

Yapım: 2011 / İngiltere-ABD / 112 dk.

İskoç kadın yönetmen Lynne Ramsay’in üçüncü uzun metraj denemesi Kevin Hakkında Konuşmalıyız (We Need to Talk About Kevin), sorunlu bir anne-oğul ilişkisini konu alıyor esas olarak. Lionel Shriver’ın aynı adlı eserinden beyazperdeye uyarlanan film, geçtiğimiz seneki Cannes Film Festivali’inde Altın Palmiye için yarışmış, fakat kazanamamıştı.

Tilda Swinton’ın canlandırdığı idealist bir birey olan Eva, çocuğu Kevin için (Ezra Miller) kariyerini yarım bırakmak zorunda kalmıştır. Fakat Kevin kendisi için bunca fedakârlığa katlanan annesini bir türlü benimseyemez. Sanki annesi dünyaya getirerek Kevin’a bir ceza vermiştir. Tıpkı, Âdem’i Aden’den kovarak cezalandıran Tanrı gibi. Kevin da annesine deyim yerindeyse tam bir angarya gibi gözükmektedir.

Anımsayacağınız üzere 2009 yapımı Richard Yates uyarlaması Hayallerin Peşinde (Revolutionary Road) filminde April Wheeler adlı karakter de Eva gibi, toplumun kendine biçtiği rolü kabul etmiyor, sistemle özdeşleştirdiği çocuğa kendi elleriyle kıyıyordu. Burada daha çok Kevin’dan annesine doğru yöneltilen bir şiddet söz konusu. Ancak Eva, April gibi sürekli bir sorgulama halinde; kendini, Kevin’ı, içinde bulunduğu, bir türlü eklemlenemediği düzeni adeta nöbet geçirircesine durmaksızın sorguluyor. İki karakterin de düştüğü buhranın kaynağı kadının üzerindeki toplumsal hegemonya aslında.

Alışılagelmiş aile formunu tersyüz eden, dramatik açıdan Evdeki Düşman (Orphan), Problem Çocuk (Problem Child) gibi ‘sorunlu çocuk filmleri’nin izinden yürüyen bir aile draması olarak da tanımlanabilecek Kevin Hakkında Konuşmalıyız, bağımsız sinemadan beslenen dili, kronolojik olmayan anlatımı ve çizgi dışı biçimiyle oldukça ayrıksı bir seyirlik.

Ercan Dalkılıç

.

Utanç

(Shame)
[xrr rating=4/5]

Yönetmen: Steve McQueen

Senaryo: Abi Morgan, Steve McQueen

Oyuncular: Michael Fassbender, Carey Mulligan, James Badge Dale

Yapım: 2011 / İngiltere / 101 dk.

 

İlk uzun metrajlı filmi Açlık ile başta Cannes’da Altın Kamera ödülü kazanan Steve McQueen, ikinci uzun metrajlı filmi Utanç’ta seks bağımlılığını oldukça çarpıcı ve gerçekçi bir şekilde anlatmış. Açlık filminde Bobby Sands’i canlandıran Michael Fassbender Utanç’ta da etkileyici bir oyunculukla yine başrolde.

New York’ta yaşayan Brandon Sullivan (Michael Fassbender) başarılı, yakışıklı bir adamdır. Her şeye sahip gibi görünen Brandon esasında bir seks bağımlısıdır. Bunun için kimi zaman kadınları ayırtan Brandon, bazen para karşılığında bazen de kendi başına tatmin olmaktadır. Kendine ait bu dünyada kimseye yer yoktur. Bir gün Brandon’ın yanına kız kardeşi Sissy (Carey Mulligan) gelir. Sissy’nin gelmesiyle Brandon’ın tek kişilik dünyası bir anlamda sarsılır. Sissy Brandon’ın aksine sürekli hayatında birisine ihtiyaç duyan genç bir kadındır ve çocukluğunda yaşadığı tramva Brandon gibi onu da etkilese de gördüğü hasar daha büyüktür.

Fassbender’ın oyunculuğu ile Brandon’ın kimseyi kabul etmediği, hiçbir şekilde göstermediği iç dünyasına seyirci biraz da olsa yaklaşıyor. Aynı şekilde tatmin olması gerektiği zaman gözünün nasıl karardığını, tatmin olana kadar her şeyi yapabilecek bir duruma geldiği de görülüyor. Brandon bir açıdan bakıldığı Doktor Jekyll ve Mr. Hyde gib ama esas kişilik olarak Mr. Hyde görünüyor.

Bazı sahnelerde izleyicinin kendi içine dönmesini de sağlayan Utanç, toplum kurallarının kimi zaman nasıl da hayatımızı etkilediğini de çarpıcı şekilde ortaya koyuyor. Seyircinin tek başınayken çok da utanıp sıkılmadan izleyeceği Utanç, sinema salonunda bir kalabalıkla izlendiğinde ise istediği etkiyi yaratıyor. İzleyici film boyunca gördüğü çıplaklıklardan ve seks sahnelerinden rahatsız oluyor. Ancak dürüstçe itiraf etmek gerekirse filmi evde tek başına izleyen biri bu kadar sıkılmaz. Sadece gözleri kapatarak kaçılamayacak filmlerden biri olan Utanç izleyiciyi zorlasa da sinemanın gerçekçi dilini iyi kullanan filmlerden biri.

 Ali Abaday

.

Karanlıklar Ülkesi: Uyanış

(Underworld: Awakening)

Yönetmen: Måns Mårlind, Björn Stein

Senaryo: Len Wiseman, John Hlavin

Oyuncular: Kate Beckinsale, Michael Ealy, India Eisley

Yapım: 2012 / ABD / 88 dk.

 

Karanlık Ülkesi serisinin dördüncü filmi olan Karanlıklar Ülkesi: Uyanış’ın (Underworld: Awakening) yönetmen koltuğunda Mans Marlind ve Björn Stein bulunuyor. 3D olarak vizyona giren filmin başrollerinde serinin değişmez ismi Kate Beckinsale’in yanı sıra Stephen Rea, Michael Ealy ve Theo James bulunuyor. Vampirlerin atası Marcus’un ölümünün üzerinden 15 yıl geçmiş, dünyada vampir ve lycan ırklarını yok etmek için seferberlik ilan edilmiştir. Bu süreçte ele geçirilen ve uyutulan Selena, on yıl sonra uyanarak Antigen’e karşı mücadeleye başlar.

Güzel Günler Göreceğiz

 

Yönetmen: Hasan Tolga Pulat

Senaryo: Emre Kavuk

Oyuncular: Uğur Polat, Buğra Gülsoy, Feride Çetin

Yapım: 2011 / Türkiye / 112 dk.

 

48. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nün yanı sıra En İyi Senaryo, En İyi Kurgu ve En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü de kazanan Güzel Günler Göreceğiz, beş ayrı karakterin aynı gün içinde kesişen hayatlarını Iñárritu’vari bir metin tekniğiyle anlatmaya soyunuyor. Hasan Tolga Pulat’ın ilk uzun metraj denemesi olan filmin ana karakterlerinde Uğur Polat, Buğra Gülsoy, Nesrin Cevadzade gibi bazı ünlü isimler yer almış.

Eş Ruhumun Eş Zamanı

 

Yönetmen: R. Şanal Günseli

Senaryo: R. Şanal Günseli, Işık Elçi

Oyuncular: Uğur Çavuşoğlu, Aylin Kabasakal, Musa Uzunlar

Yapım: 2012 / Türkiye

 

Türkiye’in ilk kuantum filmi olma iddiasında olan Eş Ruhumun Eş Zamanı, R.Şanal Günseli ve Işık Günseli’nin birlikte yazdıkları aynı isimli kitaptan yine aynı isimler tarafından perdeye aktarılmış. Yarı-kurmaca yarı belgesel dille paralellikler ve tesadüfler üzerine kurulu bir aşkı anlatmaya girişen film oldukça deneysel bir çalışma gibi görünüyor.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin