Gölgesizlerlandlord

Numan Serteli‘nin Ümit Ünal‘ın en iyi filmi olarak ilan ettiği Gölgesizler’i izledim. Ara’yı görmedim ama şu ana kadar izlediğim en olgun, en olmuş Ümit Ünal filmini izlediğimi ben de kabul ediyorum. Ümit Ünal bu ülkenin en yetenekli yönetmenleri arasında anılmayı hak ediyor.

Gölgesizler’i izlerken kendimi çok eksik hissettim. Bu eksiklik Hasan Ali Toptaş‘ın bu filme dönüşen kitabını okumamış olmamdan kaynaklanıyordu. Öyle ya sen okumayanları, ya da okuma listesi yalnızca Orhan Pamuk, Elif Şafak, Ahmet Altan, Ayşe Kulin‘den oluşan kitleleri eleştir dur, ama kendin bir Hasan Ali Toptaş’ı okuma.

Siz de bu ismini sıraladığım yazarların kadrolu okuruysanız hemen yaygara koparmadan önce derin bir nefes alın, beşe kadar sayın ve şu soruma yanıt vererek özeleştiri yapın. İki filme gitme olasılığınız var. Biri Güneşi Gördüm, diğeri Gölgesizler. Hangisini tercih edeceksiniz? Cevap vermeden önce şunu da hatırlatayım, Gölgesizler taş çatlasa 50 bin, Güneşi Gördüm en az bir milyon kişi tarafından seyredilecek.  Okuma alışkanlıklarınıza bakarak bir milyon kişinin gittiği filmi merak edeceğinizi tahmin etmek için alim olmaya gerek yok.

Ben eksiğimi en yakın zamanda gidereceğim, peki ya siz Törkiş best-seller’ları okurken biriken onca eksiğinizi ne yapacaksınız?

Gölgesizler

Filme gelelim…

Bir… Uyarlama bir film siz de onun kitabını okuma isteği uyandırıyorsa o kötü bir film değildir.

İki… Film her haliyle zor bir metinden “ekmek” çıkarıldığını belli ediyordu. Ama havada kalan pek bir nokta bırakmıyordu geride. Bu uyarlama bir film için ciddi bir başarıdır.

Üç… Numan belirtmeyi unutmuş. Hasan Ali Toptaş’ın da küçük bir sahnesi var filmde. Bir anlamda kendi kendiyle göz göze geldiği bir sahne. Ve müzik konusunda Numan’a yüz yüz katılıyorum. Candan Erçetin‘in şarkısı başladığında tüyleriniz diken diken oluyor.

Üçten sonra kaç geldiğini bilmediğimden değil ama bu Ahmet Çakar usülünden sıkıldım şimdiden.

Toptaş’ın genel tarzı bu mudur bilmiyorum ama sembollerden oluşan bir hikaye anlatılıyor Gölgesizler’de. Görünürde genç bir kızın kaybolması üstüne karışan bir köy var. Ve başka bir zamanda ve mekandaymış gibi görünse de bu köyle bir bağlantısı olduğu anlaşılan İstanbul’da bir berber dükkanı…

Ama aslında anlatılan çok farklı bir hikaye. Yalnızca gören gözler için… İp uçlarını çözünce o köyün Türkiye’yi temsil ettiğini anlıyorsunuz. Gizem ve gerçeküstü öğelerin gotik bir atmosfer oluşturup seyirciyi izole etmekten  başka amacı yok aslında. Ortada öyle gerçeküstü bir sır yok. Bütün gerçekler gözümüzün önünde. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi. Yalnızca gören gözler için…

Gerçek hayatta da televizyondan duyup, gazetede okuduklarımıza inanmak, gerçekleri görmekten daha kolay, daha acısız gelmiyor mu bize. Üstelik bize bir sorumluluk yüklemiyor böylesi. Zaten istenen de tam olarak bu. Sorumluluk alma, karışma, sana verilenle yetin, öğretilenle avun, sıkıştığında batıla başvur, o da olmazsa… kaderimiz buymuş de katlan.  Bu durumun filme yansıması nedir derseniz…. Önce muhtar, sonra Dede kaybolan kızın bir ayı tarafından kaçırılmış olabileceğini söyler. Ama köyü çevreleyen dağlarda ayı yaşamadığını herkes bilmektedir. Yine de en yetkili ağızlardan çıktığı için bu söylenti gün gelir söylenti olmaktan çıkar.  Köylü topluca ayı avına bile çıkar. Filmin ve romanın bitiş cümlesinin de bununla ilgili olması manidardır. Gazetede bir haberdir: Köyde ayı kız kaçırdı!

Gölgesizler’deki her karakter görünürdeki hikayenin elemanlarından biri olmanın dışında, başka bir şeyi de temsil ediyor. Kimin neyi temsil ettiğini düşünmeye filmi izlerken fırsat bulamıyorsunuz. Filmden çıktıktan sonra düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz ama… Kaçta kalmıştık? Ha…

4. Seyrettikten sonra üstünde düşündürüyorsa sizi, o film kötü film değildir.

5. Selçuk Yöntem, Ertan Saban başta olmak üzere tüm oyunculuk performansları başarılıydı.

6. Son söz… Bu film Türk sinema tarihine en başarılı uyarlamalardan biri olarak geçecek.

Not: CNNTürk’de Beyaz‘ın programına konuk olmuştu filmin ekibi. Beyaz’ın film hakkında bilgisini sıfır olduğu o kadar aşikar ki, saçma sapan ya da klişe sorular soruyor.  Filmin konusu nedir? Bir zahmet internete gir oku be Beyaz. Konukların adını unutuyor.Ünlü olmaya gör, dedim içimden. İşini poponla da yapsan para kazanıyorsun. Hatta poponla yaptığında daha da çok kazanıyorsun sanırım 🙂

24 YORUMLAR

  1. Orhan Pamuk, Elif Şafak, Ahmet Altan, Ayşe Kulin‘i okuyanları neden eleştiriyorsunuz anlamıyorum. Nedir yani? Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarını okumak zorunda mıyız? Sevmiyorum köy romanlarını… Başlığınıza bakar mısınız? "Bu kafayla ayılar köyden daha çoook kız kaçırır!" Bu başlık bana ne bu kitabı okutturur ne de filmi seyrettirir… Aynen böyle… Biline…

  2. İşte, yarışmamızın birincisi…

    Kim lapin gibi atlayacak merak ediyordum. Etmiyordum aslında ya Never, ya Neva, ya Ezgi ya da benzer tatta bir yorum-savunma-üstüne alınma insanı olacaktı. Nedir ortak özellikleri bu zatların? İtiraza, tepkiye dünden hazırdırlar. Aslında memleketimiz için hoş sayılabilecek bu özellik, onların durumunda biraz renk değiştirir. Çünkü sırf itiraz edebilmek ve goygoy için ya okuduklarını tam okumazlar, ya da okurlar da, işlerine gelen kısımlarını görürler sadece. Bak, Ezgi aşağıdaki iki cümle arasında irice bir fark var. Bakalım bulabilcek misin? Sana ipucu da veriyorum…

    Benim cümlem…

    okuma listesi -yalnızca- Orhan Pamuk, Elif Şafak, Ahmet Altan, Ayşe Kulin‘den oluşan kitle

    Senin cümlen…

    Orhan Pamuk, Elif Şafak, Ahmet Altan, Ayşe Kulin‘i okuyanlar

    O başlığın manasını hiççççç anlayamamışın bu arada. Benim için sürpriz olmadı ya!

  3. landlord, beyaz hakkında o kadar haklısın ki..

    o programı ben de seyrettim ve yine sinir içinde kaldım, çünkü bundan önce de bir kaç kez aynı şeyi yapmıştı.. özellikle seyircisi az olacğı belli olan böylesi filmlerle dalga geçmeyi bir halt sanıyor.. emek verenlere, "seyirci gelmeyeceğine göre neden böyle filmler çekersiniz ki" mealinde aptalca sorular yöneltiyor.. filmi izlemiyor, hakkında bilgi de edinmiyor ama bu nasıl bir özgüvense, istediği gibi atıp tutabiliyor..

    neyse, seni kutlamaktır asıl amacım.. bu durumun öteden beri farkındayım ama işte benden o kadar.. oysa sen tam da gerçek bir gazeteci bakışıyla vaziyeti değerlendirip yazmışsın.. saşırmadım tabii, o da ayrı.

  4. Her türlü düşünce ve zevk dile getirilebilinmeli. Bence renktir olmalı bulunmalı.Ve de temsil ettiği bi kitlenin mevcudiyetinin realitesi yadsınamaz.Bizi biçimlendiren; okuduklarımız,seyrettiklerimiz,kulağımıza girenler,ağzımızdan çıkanlar(genellikle söylediklerimizin esiri oluruz bi süre sonra bunlar bizim gerçeklerimiz olur.) ve de genimize kazınan ebeveynlerimizin yaşam kırıkları.Ötekileştirmek biz ve diğerleri demek pek bize bi şey kazandırmaz diye düşünüyorum.Düşündürmeye yönelik halka rağmen sanat yapan hangi eser şimdiye kadar kendi döneminde hak ettiği değeri kazanmış ki.Bu her zaman tartışılmaya ve cevabını bulamamaya mahkum bi sorundur.İsmail Y.K. gerçeği varken en azından bi şeyler okuyabilen(magazin sayfaları hariç) insanları yargılamamak,gerekli bence.

    Not:İsmail y.k. dinlemekle kitap okumanın ne alakası var diye sorulabilir.Bence bu adamın insana değen herşeye zararı var.

  5. Ben Gölgesizler gibi gerçekten popülarite amacını gütmeyen ve izleyici sayısı 50 bin i geçmeyen filmleri tercih edenlerden olacağım hep.

  6. Ohoo… Elif Şafak'ın romanlarını çoktaaan bitirdim. Ama merak ettim. En kısa zamanda okuyacağım Hasan Ali Toptaş kitaplarını. Özellikle "Bir Hüzünlü Haz" kitabıyla başlayacağım. Gecikmiş Türk romantizminin başyapıtıymış. Okuyup, öğreneceğim.

    Sırf Landlord'un cevabına kıllık olsun diye Gölgesizleri ne seyredeceğim ne de okuyacağım. Ters bir adam kesinlikle… Zaten onaylamaz bu yorumumu.

    Bilsin ama… Landlord yüzünden… As la! As la!

    Sey ret me ye ce ğim!!! Kesinlike!!!

  7. Landlord, Beyaz'ı film hakkında hiç bilgisi olmamakla suçluyor ama kendisi Orhan Pamuk ve Elif Şafak'ı Ahmet Altan ile Ayşe kulin ile aynı kefeye koyarak cahilliğin daniskasını sergiliyor.Orhan Pamuk birçok edebiyat tarihçisi ve eleştirmenine göre gelmiş geçmiş en büyük yazarlardan biri kabul edilirken,yedi romanı,üç hatıra kitabı ve bir senaryosu yayınlanmış Nobel ödüllü bir yazarı küçük görmeyi kendince bilgiçlik sanıyor.

    Elif Şafak da kanaatimce Türk edebiyatının en başarılı kalemlerinden biridir.Bazı insanlar çok film izler,bazıları da çok roman okur.Lütfen film izleyenler okumadıkları romanlar hakkında atıp tutmasınlar.

    Bu satırların yazarının Orhan Pamuk'un yayınlanmış tüm eserlerini, onun ve eserleri üzerine yazılmış onlarca akademik makaleyi okumuş olduğunu da ek olarak belirtmek isterim; keza Elif Şafak için de aynı durum geçerlidir.

    ''Landlord''muş, işte tam bir aristokrat kibri!

    İmza: Landworker

  8. oo abi senin sayfaya ne ilginç tiple geliyor ya, ben hep elif şafak ı sadece ev kadınları okur zannetmişimdir, baksana emekçilerde elif hanımı takip ediyor.land worker ne ya:)

    her neyse, konu dışı ama elif hanımın nadide eserlerinin de uyarlamalarını inşallah sinemada görürüz, kendisi de başrolde oynarsa iyi korku filmi olur valla.

  9. Önce Numan Serteli,ardından Landlord'dan okuyup;bir de tesninja'daki yorumların kışkırtıcığıyla iyice merak edince, bu gün Gölgesizler'e gitmem şart oldu. Gittim. Öncelikle Doğunun Kafka'sı diye değerlendirilen,Hasan Ali Toptaş'ın kitaplarını okumamış olmaktan üzüntü duyduğumu ifade etmek istiyorum. En kısa zamanda edinip okuyacağım.

    Ayrıca bir ayıbım daha var. İlk kez Ümit Ünal filmi seyrettim. Bence bu da büyük bir kayıp. Oysa 9 ve Ara filmlerini de seyretmem gerekirdi. Önemli bir yönetmen bu filminden belli. Ayrıca önemli bir senaryo yazarı. Neyse ki senaryolarını yazdığı seyrettiğim filmleri var…

    Anlat İstanbul'u seyrettiğim ve bu filmi yöneten yönetmenlerden biri olduğunu bilmek de teselli etmiyor beni ama. Filmlerini seyretmeliyim.

    Peki bu film? Gölgesizler'e bayıldım. Uzun zamandır seyrettiğim en değişik Türk filmi. Resmen gizem dolu destansı bir anlatım, muhteşem oyunculuk ve şahane müzikleriyle koltuğa çiviledi beni.

    Tersninja bizim gibi küçük şehirlerde yaşayan insanların

    gözü kulağı oluyor. Neler kaçırdığımızı gösteriyor. Teşekkürler landlord!

    Ayrıca bütün bunları yazıyorum site sahibini kızdırmamak için. "Elif Şafak okuyan çakma proletarya…" öyle mi? Valla insan Elif Şafak'ın son kitabını yeni bitirdim demeye korkuyor:))

  10. Yok, ben artık pes ettim. Ben beceremiyorum demek ki kendimi, fikirlerimi ifade etmeyi. Bu kadar insan anlamadığına göre beni. Ters Ninja'yı da kapatmak lazım galiba…

    Neyse son bir kez, şansımı bir daha deneyeyim…

    Arkadaşlar, benim ne bu yazarlara, ne bu yazarları okuyanlara bir sözüm var…

    İtirazım… Edebiyat denen şeyin hamburger, çikolata, üç gün dinlenip unutulacak pop bir şarkı gibi pazarlanması ve kitaba hızlı tüketim maddesi muamelesi yapılması…

    İtirazım… Bu pazarlama tuzağına düşüp kendini geliştirmek adına değil sırf "diğerleri gibi olma, onlardan aşağı kalmama, modaya uymak" kaygısıyla kitap okuyan (aslında tüketen), toplam beş yazarın kitapları arasında gidip gelen topluluğa…

    İtirazım… Kitaplarını, cümlelerini içten gelen yazar güdüsüyle değil, bir iş adamının, mühendisin kafasıyla tasarlayanlara… Damar keşfetmiş bir madenci gibi aynı noktayı kazıp duran, hep aynı formüller üstünden giderek fabrikasyon üretim yapan yazarlara… Ki bunlar kitabın finalinden çok, kitabın PR'ı nasıl yapacaklarını, nerede tanıtım kokteyli vereceklerini, hangi gazetelere/televizyonlara röportaj vereceklerini ve bu röportajlarda sarf edecekleri hem dışarıya hem içeriye hoş görünecek demeçleri düşünmektedirler…

    İtirazım isimlere değil, üsluplara ve niyetlere… Okumanın her türlüsü güzeldir. Okumak keyif verir. Bazen en popülerinden bir yazar çıkar bam telinize dokunur mutlu olursunuz. Ama tüm bunlar, arka planda olup bitene gözünüzü kapamanızı gerektirmez. Gözünüzü açın, değerlendirin, yorumlayın, farkında olun… Çocuk değilsiniz ki, elinize bir şeker tutuşturulmuş gibi sesinizi kesip oturacaksınız…

    Bunları kör göze parmak anlatıyorum çünkü kendilerine ya da idollerine saldırılmış hissedip tepki verenler yüzünden konu benim hiç amaçlamadığım yönlere kayıyor.

  11. @ landlord:

    Neler olmuş burada böyle?! Ne kadar gereksiz muhataplıklar… Ne demişti Aşık Mahzuni Şerif? "Cahille sohbeti kestim!"

    " Ne dedimse halka hiç yaramadı

    Ben gittikten sonra ararlar beni

    Boşa cahillerin gözü karardı

    Kuru çene ile yorarlar beni

    Duman eksik olmaz her yüce dağda

    Bülbül eksik olmaz her yeşil bağda

    Atomun patlayıp bittiği çağda

    Onun ötesinde sorarlar beni

    Ebedi değildir bu yeşil bağlar

    Ebedi değildir şu yüce dağlar

    Öz kardaşım şu bizim softalar

    Mezarımda bile kırarlar beni

    Dövüştüm çekiştim ham sofuyunan

    Dikildi karşıma boş kafayınan

    Aşıklar gidemez bir sefayınan

    Böyle boşu boşuna yorarlar beni

    Mahzuni Şerif'im gayrı gam yemem

    Ondan ötesini kimseye demem

    Ufak vücuduma kefen istemem

    Varsa insanlıkla sararlar beni "

    Bir de, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi'den birkaç anımsatma yapayım da, saçma sapan yaratıklar için Ters Ninja'yı kapatmayı aklına bile getirme:

    "Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol!" [yani yorumlarını yayımlama, kaale alma, hiç var olmamışlar gibi davran]

    "Pişmişin hâlinden hiç anlar mı ham?

    Sözü kısa kesmek lâzım vesselam." [yanıt verme hiçbir surette]

  12. Ters Ninja’yı kapatmak mı?Aman Landlord aklınızdan bile geçirmeyin! Hem artık Ters Ninja sizin değil ki hepimizin. Buna izin vermeyiz böylece bilin:) Merak etmeyin, bence söyledikleriniz çok ama çok iyi anlaşılıyor. Sadece yarası olan gocunuyor.

    Nezaman bir degi çıkaracaksınız diye sormuştum size. Aslında manasız bir soru olduğunu şimdi daha iyi fark ettim. Artık Ters Ninja sadece bir sinema sitesi değil. Sinema, edebiyat,müzik ve kültür e –dergisi durumuna geldi bile. Bu tartışmalar fazla rahatsızlık vermemeli. Burası Ters Ninja toprakları ve kimi zaman tersleşerek doğru yolu bulma çabası buranın adetidir belki,kim bilir?

    Artemis’in ellerine sağlık. İlaç niyetine bir yazı yazmış. Doğru tespitleri var ,hakveriyorum ve yazdıklarına Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi den Ters Ninja’ya çok yakışan aşağıdaki alıntıyı eklemek istiyorum:

    “Bu denizde ne ölmek var bize

    Bu denizde ne gam, ne dert, ne keder.

    Bu deniz alabildiğine muhabbet

    Bu deniz iyilikten, cömertlikten ibaret.”

  13. ''Landlord için yalakalık vakti'' bittiyse eğer hepimiz zihin orucumuzu açabiliriz artık:

    1-Landlord benim için ''çakma proleterya'' demiş.Arkadaşımız edebiyat konusundaki cahilliğini siyaset bilimi alanında da sürdürüyor.Proleterya işçi sınıfı demektir;yani sevgili toprak ağamız bana şöyle demiş oldu:''çakma işçi sınıfı!''.Gördüğünüz gibi komik.

    2-''Elif Şafak okumaya devam et sen'' gibisinden aklınca küçümseyici bir ifade kullanmış ve proleteryanın (onun tabiriyle) Elif Şafak okumasnın yanlış olduğunu ima etmiş.Gerçekten komik.

    3-17 mart'ta landlord tarafından gönderilen iletideki fikirlere katıldığımı belirtmek istiyorum.Demek ki neymiş?İnsan bilip bilmeden atıp tutursa anlaşılmaz ve komik bulunurken, bilgi ve mantık süzgecinden geçirilen yorumlar gayet ''anlaşılır'' olabiliyormuş.

    4-Bilgi sahibi olmadan nolur fikir sahibi olmayalım.Hayatında hiç Orhan Pamuk okumamış, okusa da içselleştirememiş insanların, bilmiş bilmiş Orhan Pamuk'a bok atmaları ''ahir ömrümde'' beni en çok gıcık eden şeylerden biri olmuştur, ondan yani bu hırçınlığım, yoksa kim ister böyle güzel bir platformun kapanmasını?

  14. 1. …………………………………….. (Her şeyi dedilerdi de cahil dememişlerdi ömrümde. Yaşa! Bir cahilin blogunda olmak nasıl bir duygu anlatsana!)

    2. Hiç de komik değil. Küçümseme de yok. Versinler ilanını yayınlayayaım Elif Şafak'ın, bana ne. Ama işçi sınıfı da Elif Şafak okumaya başladıysa, bu memleket artık hayir etmez.

    3. …………………………………….

    4. ……………………………………………….

  15. @ landlord:

    E ama aşkolsun! Boşa mı söyledim onca lafı? Biraz daha söyleyeyim o halde:

    "Aptallarla tartışmayınız, dışarıdan bakan aradaki farkı anlamayabilir".

    Bir de şu var ki; müziği dinle, filmi anımsa, gül ve neşelen biraz diye: "Aptallığın/Aptalların öngörülebilirliğini asla küçümsememelisin".

    Kendime Not Gibi Özlü Söz

  16. A sevgili Tanrıçam,

    Susmayı becerebilsem, ne işim olur blogla, yazıyla…

    Ne başımıza geldiyse susamamaktan oluyor…

    Ama diğer yandan, düşünemeyen, fikrini savunamayan birindense böylesi daha iyi… Ne benim onu sevmem şart, ne onun beni… Doruk kardeşin yolu açık olsun… Adabıyla tartışabilecekse (örnekleri var), buyursun Ters Ninja okusun…

  17. Hayat böyle be landlord.Herkesi topyekün sevemeyiz ki.İnsanların sevdiğimiz yanları olduğu gibi sevmediğimiz yanları da olabilir.Mesela benim sen de sevdiğim çok şey var ama söyleyip seni şımartmak istemiyorum.

    Seninle tartışmak her şeye rağmen iyi bir zihin jimnastiğiydi benim için.Kalbini kırdıysam özür dilerim.

    İmza: İnsan (evet o, maymundan gelen hani)

  18. LW… Yorumunu onaylamadım çünkü bu tartışmayı uzatmak istemedim. Aynı şekilde kendi yorumlarımı da kırptığımı göreceksin. Anın hiddetine kapılıp fazlaca giriştik birbirimize, elimden geldiğince ve tartışmanın ruhuna zarar vermeden hasarın izlerini yok etmeye çalıştım.

  19. Tersninja’nın takdire şayan bir toprak olduğu su götürmez ve bence Tersninja üye yorumlarının üstünde ayakta durur. Üyelerinin yüreklerini yansıtır devasa aynalar gibi. Şayet o yürekler kapanır yada kararırsa tersninja da cazibesini kaybeder. Landlord sevmez sadece laf ebeliğini. Bunca kelimeye ne hacet!

    Evet, galiba insanoğlu anlamadığını kötülemeye meyilli sahiden. Tıpkı benim yaptığım gibi. İtiraza, tepkiye hazırım. Sırf itiraz edebilmek ve goygoy ( yeni öğrendim bu kelimeyi) için değil ama; ya okuduğumu tam okumuyorum,yada okuyorum da işime gelen kısımlarını görüyorum, Landlord’un dediği gibi. İki cümle arasındaki irice farka baktım. Landlord’un ipucundan da faydalandım. Anladım ki haklı.

    Never,Neva,Ezgi yazıyor şimdi bu yorumu.. Tamam, ben de özür diliyorum. Sırf kıllığına yorum yazdığım için.

  20. bu gün konusa konusa elif safak gibi siradan yazarlari mi konusacagiz nerde gercek sanat? bana göre cok basit ve belli kesimleri pohpohlayan belli kesimleri ise yerin altina sokan yazarlar neden bu kadar degerli oluyor hic anlamama türk halki bundan kaybediyor iste kim asalarsa bu milleti türk insanin kani isiniyor ona…cok üzgünüm nobel mobel beni ilgilendirmez onu kimler veriyor ne diye kime neden sorulari neden sorulmaz neden bu kadar gözü kapali bir milletiz????uyanalim artik böyle devam edemez.gölgesizlere gelince henüz izlemedim ama belliki cok basarili bir calisma nerden mi anladim öncelikle oyuncular cikis sarkisi ve ekranlarda cok fazla ses cikarmamasi.iste bir calisma ne kadar cok ses getirdiyse iste o benim gözümde basarisiz bos bir calisma oluyor.örenegin arog zamaninda osmanli cumhuriyeti vardi ne yazikki gene türlk genci kötü buldu veya izlemedi kötü bulanlar üzülerek söylüyorum filmin degerini anlayamadilar ve hic anlayamayacaklar arog gibi gereksiz bir filmse rekorlar kirdi osmanli cumhuriyetine gülmek icin gidilmisti cünkü cok basarili buldugum ata demirer vardi su hic unutulmasi o oyoncu sirf film merak edilsin diye vardi tabiki basarili bir oyuncu ama gencleri cekme ve uyandirma politikasiydi.neyse konuyu saptirdim aslinda yinede ayni yoldayimbu arad cok duyulmayan bir türk film daha öneririm sicak filmi ilgincti mustafa hakinda herseyde gayet basariliydi türk sinemasi bana göre olumlu yönde önemli adimlarla ilerliyor türk sinema ve tiyatrolari kücümsenmeden desteklenmeli

CEVAPLA