Gary Moore… Tepelerin ardında, çok uzaklarda…

20. yüzyılın 21. yüzyıla hediyesi, dünyanın gelmiş geçmiş en iyi gitaristlerinden olan Gary Moore‘u etkileyici uzun gitar soloları, insanın kanını kaynatan hard rock parçaları ve en romantik anılarımıza eşlik eden duygusal şarkıları ile hatırlamak üzere yolcu ettik.

Alper Canay

Ortaokul yıllarımızda elektro gitara özendiğimiz yıllarda karşımıza uzun gitar soloları ile çıkmış ve aklımızı almıştı. Parisienne Walkways şarkısındaki soloda gitar sesinin 10 sn kadar uzaması yeni hardrock meraklıları olan ben ve dostum Cenker’i hayretler içinde bırakmıştı. O zamanlar elektro gitar ve diğer efektleri bilmeyen bizler için Gary’nin gitarı ile yaptıklarını inanılmaz bulmak gayet doğaldı ancak şaşırtıcı olan, zamanla tüm o elektro gitar ve diğer donanıma sahip olduktan sonra da inanılmaz bulmamızdı.

Her zaman çok önemli gruplara çıkış noktası olmuş İrlanda’da doğdu Moore.  Blues, Hard Rock ve Jazz tarzlarında yeteneğini konuşturmasına rağmen Blues’un hayatında daha önemli bir yeri vardı kabarık saçlı gitaristin.

Bir röportajında, “Blues, müzikte samimiyet ve gerçeği aynı yerde bulabileceğiniz nadir alanlardan biri. Bu yüzden saygılı olmalı ve bir şekilde bu alevin koruyuculuğunu yapmalısınız. Birlikte çalıdığım bir çok eski Blues’cu hayatta değil artık ve fazla yeni Blues’cu da pek yetişmiyor,” diyerek bir nevi müzikteki misyonunu da özetlemişti.

Daha 8 yaşında akustik gitarı ile geleceğini yazmaya başlamış, solak olmasına rağmen sağ gitarda ustalaşmıştı. Elvis örneğinde de olduğu gibi daha ufak yaşlarda hediye edilen bir gitar, müzisyen oluşunun fitilini ateşliyor. Bu noktada biz Türk gençliğine mandolin ve flütle kaybettirilen zamana yanıyorum doğrusu.

16 yaşında iken, birçok grubun çıkış noktası Dublin’e gitmiş ve müzik dünyasındaki yerini ilk olarak Skid Row grubunda almıştı.

Tarzının oluşmasında çok sevdiği Elvis Presley, Beatles, Albert King; daha sonraki dönemlerde ise Jimmy Hendrix, Fleetwood Mac etkili oldu. Hatta Fleetwood Mac gitaristi Peter Green, Dublin günlerinde bir nevi koçluğunu yapmış ve gruptan ayrıldıktan sonra kullandığı ve kendiyle özdeşleşen Les Paul gitarını Moore’un almasını istemişti. Bir müzisyen için hayranı olduğu bir ustasının gitarına sahip olmak kadar sevindirici birşey olamaz herhalde.

Skid Row sonrası 69 yılında kurulmuş olan ve birkaç hit yakalamış Thin Lizzy grubunun vokal ve kurucu üyesi Phil Lynott tarafından farkedildi ve gruba dahil edildi. Grubun günümüze kadar gelen en popüler parçaları olarak Boys Are Back In Town, Whisky In The Jar sayılabilir. Blues Rock alanında Dublin’den cıkmış enteresan bir grup olan Thin Lizzy’nin çeşitli ırklardan ve din mezheplerinden oluşan bir yapısı vardı, bu da müziği daha zengin kılıyordu . Boys Are Back In Town parçası özellikle konser performanslarında olmak üzere Pearl Jam, Bon Jovi, Huey Lewis tarafından da seslendirildi. Whisky In The Jar ise aslında anonim bir İrlanda parcası iken Thin Lizzy’ nin yorumu ile yepyeni bir hal aldı ve bu versiyon daha sonra Metallica’nın yorumuyla da bizlere kendini sevdirdi.

Moore solo kariyerine yöneldiğinde de dinleyicinin beğenisini toplamaya devam etti. 73’ de ilk solo albümünü çıkardı . 79’da Phil Lynott ile ortak çalıştığı Parisienne Walkways adlı harika slow parça ile listelerde üst sıralara yerleşti. Gitardaki teknik yeteneğine duygularını da katarak çaldığı en güzel sololarından birini bu parçada dinledik.

Thin Lizzy ile tekrar çaldıgı albüm Black Rose ise İngiltere listelerinde 2 numaraya oturdu.

Hard Rock tarzında yaptığı Run to Your Mama, Wild Frontier ve özellikle benim için çok özel olan ve Nightwish grubu tarafından da yorumlanan Over the Hills and Far Away parçası vardır ki, trampet ritminin kalp ritmini hızlandırmaması imkansızdır. Okul zamanları bu şarkının etkisiyle az kalem kırmamışımdır sıralara vurarak. Parça harika bir Gary Moore vokali ve gitarının yanısıra keman, gayda ve trampetlerle renklendirilmiş ve çok güzel bir kliple sunulmuştu. Çok çalmak istemişimdir ama neresini ne kadarını çalabileceğimi hiç bilemedim.

90 yılında Albert King, Albert Collins ve George Harrison katkısının da bulunduğu Still Got the Blues albümü ile Blues’a çok sıkı bir geri dönüş yaptı. Albümle aynı adı taşıyan parça dünyada ve ülkemizde büyük beğeni kazandı, elektro gitarı sevmeyenlere bile şarkıyı defalarca dinletti , birçok sevgilinin dans parçası oldu. Gitar melodisi hemen kulağınıza gelmiştir eminim. Bu parçanın İngilizce bilmeyenler için olsa gerek, Asım Can Gündüz bir de Türkçe versiyonunu sundu bizlere; Gönlümdeki Acın Silinmedi 🙂

Blues’a dönüşü sonrası birçok Blues efsanesi ile aynı sahneyi paylaştı ve bundan herzaman gurur duydu. BB King ile sergilediği Thrill Is Gone performansını seyredenler Gary Moore’un sanki müziğe yeni başlarmışcasına tatlı bir heyecanla çaldığını farkedebilirler.

Geride bıraktığı 20 stüdyo albümü yanısıra konser albümleri çıkardı ve diger efsane Rock’çılarla Rock koleksiyon albümlerinde yer aldı. Mütevaziliğini bozmadan üretimini aralıksız sürdüren Gary Moore tam bir müzik adamı olduğunu gösterdi bizlere.

Hayatımızın belirli dönemlerine mutlaka bir parçası soundtrack olan ve daha unutulmaz kılan büyük gitarist, vokal, besteci Gary Moore‘u artık daha bir “bluesy” dinleyeceğiz.

“Gary is over the hills and far away, and still got blues “


Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin