Güney Amerika’nın Atatürk’ü: Simon Bolivar

“Atalarımın tanrısının, şerefimin, vatanımın üzerine ant içiyorum ki, İspanyol muktedirlerin bizi boyunduruk altında tutmak için kullandıkları zincirleri kırana dek bedenimin ve ruhumun huzura kavuşmasına izin vermeyeceğim.”               Simon Bolivar

Güney Amerika’yı bir İspanyol sömürgesi olmaktan kurtararak dünyanın gördüğü en büyük liderlerden ve özgürlük savaşçılarından biri olan Libertador Simon Bolivar, beş parasız, sürgün ve kendi halkı tarafından dışlanmış yalnız bir adam olarak ölmek zorunda kalmıştı.Simon Bolivar: Latin Amerika’yı Özgürlüğüne Kavuşturan Adamın Hayat Hikayesi adlı kitap sayesinde bu büyük lideri daha iyi tanıma fırsatı buluyoruz.

 Ege Görgün (Landlord)

1998’de Venezuela’da iktidara gelen kapitaizm ve neo-liberalizm karşıtı Hugo Chavez’in gerçekleştirmeye çalıştığı “sosyalist devrimin” bayrağı olarak adı daha da anılır hale gelen Simon Bolivar bir başka Güney Amerikalı devrimcinin daha idolüydü. Bolivar’ın yazdığı ya da onunla ilgili yazılan her şeyi okumuş olmasıyla gururlanan Fidel Castro onun için “O insanlık tarihinin en büyük figürlerinden biriydi” diyordu.

1783 yılında çok varlıklı bir ailenin çocuğu olarak doğan Bolivar gençliğinde ailesinin servetini önce Avrupa’yı gezmek ve şehvetini dindirmek için – tabi çok sevdiği karısını ateşli bir hastalığa kurban verdikten sonra – harcamıştı. Aristokrat olması sayesinde özel hocalardan en üst düzeyde eğitim alan Bolivar savaşlarla çalkalanan Avrupa’yı gözlemleyerek, Avrupalı düşünürlerin eserlerini okuyarak siyasi ve felsefi bir aydınlanma yaşadı. Başarılarını ilgiyle takip ettiği Napoleon ülkeleri birer birer dize getirmesini ardından 1804 yılında Notre Dame Kilisesi’nde Papa’nın ve coşkulu tebaasının huzurunda İmparatorluk tacını takarken o da izleyiciler arasındaydı. Kaderi bu muhteşem askerinkinden çok da farklı olmayacaktı.

Ülkesine döndüğünde İspanyollar’a karşı patlak veren isyanda üst rütbeli bir komutan olarak görev alan Bolivar zaman zaman uğradığı ağır yenilgilere rağmen, askeri, stratejist dehası ve liderlik karizmasıyla önemli zaferlere imza atıp, özgürlük savaşının en önemli komutanı haline geldi. Tüm servetini vakfettiği bu savaşla sonunda Venezuela, Ekvador, Kolombiya, Panama, Peru ve daha sonra Peru’dan türeyen Bolivya’yı içine alan ve o zamanlar Büyük Kolombiya olarak adlandırılan bölgeye bağımsızlığını kazandırdı. Bu ülkelerin her birine devlet başkanlığı yaptı. Ancak köleliğe karşı olan, Güney Amerika’nın geleceğinin ülkelerin birleşmesinde olduğuna inanan Bolivar’ın ne siyasi hayalleri gerçekleşti, ne de yazdığı anayasa uygulandı. Ülkelerin aralarındaki çekişmeler neticesinde ortaya çıkan farklı siyasi görüşe sahip yeni iktidarlar Bolivar’ı istenmeyen adam hatta vatan haini ilan ettiler. Bolivar öldğünde ülkesiz, beş parasız ve mutsuzdu.

Norbert Rehrmann’ın yazdığı ve İletişim Yayınevi’nden çıkan Simon Bolivar: Latin Amerika’yı Özgürlüğüne Kavuşturan Adamın Hayat Hikayesi adlı kitap yalnızca El Libertador’un kapsamlı bir portresini çıkarmıyor, onun ve düşüncelerinin günümüzdeki yansımalarını da dikkatli biçimde etüd ediyor. Tarihin en büyük devrimini gerçekleştirmesine rağmen önemi ne kendi zamanında, ne de bugün yeterince bilinen Simon Bolivar iyi tanınmayı fazlasıyla hak ediyor. Onu iyi tanımak yalnızca dünü değil, bugünü anlamak adına da önemli.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin