Pazar Geyikleri: Terk edilme terk et…*

Terk edileceksen de yiğitliğe bok sürdürme…
mustafa hakkında her şey

Siz bu cümleyi okuduğunuz sırada kalbi kırık bir erkek daha sevgilisi tarafından terk ediyor. Olabilir, hepimizin başına gelebilir. Mühim olan ilk şoku hasarsız atlatalım, arkasından gelecek artçıl şoklara dayanalım, sonra da “yenilen pehlivan güreşe doymaz” misali yeni bir kadının peşine düşelim.

* Bu yazı bir erkek dergisi için, yani erkeklere hitaben eril bir bakış açısıyla yazılmıştır. Ve bu ikinci baskı askerdeyken terk edilen tüm erkeklere ithaftır. Yazı eğlence amaçlı kaleme alınmıştır, yazıda geçen tavsiyelere uyanların uğrayabileceği zararlar konusunda sitemiz kesinlikle mesuliyet kabul etmez. Görseller Çağan Irmak‘ın Mustafa Hakkında Herşey ve aldatılma kavramı üstüne en başarılı Türk filmi sayılabilecek Zeki Demirkubuz filmi İtiraf‘tandır. Konuyla ilgili Agah Özgüç imzalı derinlikli bir sinema yazısı okumak isterseniz de tek yapmanız gereken tıklamaktır.

Bu yazıyı işine yarayacağını düşündüğünden değil de, “bakalım ne yazmış bu zırtapoz” halet-i ruhiyesiyle okuyan özgüveni abartmış arkadaşlara sesleniyorum. Ne kendinize, ne de (hatta özellikle) gözünüzden sakındığınız sevgilinize fazla güvenmeyin. Kadın milleti dalgalı denizde yüzen ceviz kabuğuna benzer, her an ters dönebilir.

Terk edilmek denen meşum olay her erkeğin tepesinde asılı olan Demokles’in Kılıcı’dır. Onun için havalara girmeyin hiç. Terk edilmemenin formülüne kimse sahip değildir. Çünkü öyle bir formül hiç varolmamaştır. Hiç terk edilmediyseniz, bu bir tek anlama gelebilir sadece. Çok şanslısınız! Çok zengin ya da çok enayi olmanız da etkili olabilir ama şans faktörü olmadan onlar da tek başına yeterli değildir.

Terk edilen her erkek eninde sonunda bu işin sorumlusunun kendi olduğunu düşünmeye başlar. Kendi bir mazaret bulamazsa, “Neden, neden” sorularıyla boğduğu eski sevgilisi ilk aklına gelen birkaç olumsuz yanını ona sayacak ve öyle hissetmesine yol açacaktır. Ne yapsın kız, “ben artık başkasıyla sevişeceğim” demesi mümkün değildir sonuçta. Zaten bunu kendine bile itiraf edemez, çünkü yaparsa kendini “ucuz” hissedecektir, terk etmesinin de tüm suçunu üstlenmiş olacaktır.

Terk edilmeniz illaki sizin hatalı olduğunuz anlamına gelmez, bu yüzden “neden terk edildim” sorusuyla kendinize hiç eziyet etmeyin. Terk edildiniz çünkü bir kadınla birlikte oldunuz. Terk edildiniz çünkü o kadın sizi terk etmek istedi. O aksini söylese bile, burası çok önemli dikkat edin, SİZ HATALI DEĞİLSİNİZ. (Ekstrem durumlar dışında elbette; şiddet uyguladıysanız, evinizde kendi yatağınızda yakalandıysanız, çavuşu esas duruşa geçiremiyorsanız, buraya kadar söylediklerimi unutun ve bu yazıyı okumayı kesin! Şiddet uyguladıysanız barbarsınız, yakalandıysanız salaksınız, sorun sonuncuysa ise hastasınızdır çünkü)

itiraf - Zeki Demirkubuz

Çeşitli terk edilişler vardır ama en kötüsü hazırlıksız yakalandığınız terk edilmelerdir. Aşağıdaki kardeşimize bir bakın mesala, üzülmemek elde mi?

Selim ve Selin iki senedir çıkmaktadırlar. O gün ikinci yıldönümleridir. Selim, Selin’in en sevdiği çiçekler elinde, buluşacakları kafeye ilerlemektedir. İki gündür görüşmemişlerdir çünkü Selin haftasonunu ailesiyle Kumburgaz’daki yazlıklarında geçirmiştir. Selim aslında biraz bozuktur. Çünkü Selin Cumartesi akşamı aramamış, Pazar akşamı nihayet konuşabildiklerinde ise sanki her zamankinden biraz farklı konuşmuştur. Ama Selim en kötü ihtimali aklına getirmemeye çalışmaktadır.

Selim kafaye girer, hemen görür Selin’i, o yöne hareketlenir. İstemsizce de olsa Selin’in ifadelerinden ipuçları çıkarmaya çalışacaktır. Selin onu gördüğünde gülümser. Ama bu onun tüm yüzüne yayılan “Selim karşılama gülümsemesi” değildir sanki. Daha çok, onun eğreti asılmış bir reprodüksüyonuna benzemektedir.
Selim kötüye yormaz.
Haftasonu ailesiyle kavga etti falan herhalde! diye geçirir aklından.
“Nasılsın aşkım!”
“İyidir, sen nasılsın!” Aşkım, hayatım yok. Sarılma yok. Masadan kalkmak bile yok. Mecburen Selim onu oturduğu yerde öper.
“Bir sorun mu var! Keyifsiz gibisin.” Çiçekleri Selin’in önüne koyar.
“Bir şey konuşmam lazım seninle!” Selim’i “noluyoz yahu” dedirten bu olur işte. İhtimaller dolaşır hızlıca kafasında.
Bir şeye kızmış bu. Zeynep bir şey mi söyledi acaba o küçük kaçamağımızla ilgili. Ama o zaman böyle üzüntülü olmazdı Selin. Kafama geçirirdi çiçekleri.
Evde bir sorun mu var acaba. Kesin, kesin öyle.
Konduramadığından değil, terk ediliyor olma ihtimalini aklına bile getirmek istemediğinden kendine bile salağı oynamaktadır Selim. İhtimal kapıyı yumuruklamaktadır ama o kapıyı duymazdan gelmektedir. Olacak iş değil, daha Cuma günü…
“Bunu söylemek için kötü bir gün ama…”
ÇOTANAKK! O aklına bile getirmek istemediği ihtimal babalar gibi girdi işte içeri. Selim, o dağ gibi delikanlı yusuf yusuf atmaktadır şimdi. Sniper’in biri dürbünün hedefine onu yerleştirmiş sanki şu anda, tetiğe bastı basacak.
Ne diyo bu ya!!!!!
“Haftasonu….
Sniper bastı tetiğe, kurşun ağır çekimde ilerliyor.
“…yazlıkta…
Kurşun kafenin çamını kırdı, geliyor.
“…biriyle tanıştım ben.”
Selim’in sağ şakağından girdi kurşun. Selim’in izlediği filmin sahnesi değişti birden. Sahnede Selin var yine. Ama bu kez yalnız değil. Selim’den daha uzun bir çocukla öpüşüyor Selin. Sahne değişiyor, şimdi elelele denize doğru koşuyorlar. Sahili tanıdı Selim; Kumburgaz, Selin’lerin evinin önü.
Sahne değişiyor, Selin’le o uzun boylu çocuk sessiz sinema oynuyorlar, çok da eğleniyorlar belli ki. Selin’lerin evinin ilersindeki marketin önündeki bankta oturuyorlar. Selin Selim daha iki hafta önce öpüşüyorlardı o bankın üstünde.
“Ben ona aşık oldum Selim.”

Sahne değişiyor, Selin o o…çocuğuyla sevişiyor. Çocuk Selim’e bakmakta hem de pisliğin doruklarında bir sırıtışla.

Görüyorsunuz Selim’in durumu. Selim’in şanssız olduğu söylenebilir ama şanslı olduğu bir nokta var. “Acaba biri mi var?” kuşkusuna maruz kalmayacak hiç. Kendine bir sürü başka kuşku icat edecek tabi.

Selim bu noktada muhtemelen Selin’in namusu hedef alan ağır bir laf edip masayı terk edecek. Ama Selin sebep belirtmeseydi, o çocuktan hiç söz etmeseydi ne olacaktı. Olayın Selim üstünde yaratacağı depresif hal öyle hemen ortaya çıkmayacağından, masadan karizmasını olabildiğince çiziksiz kurtarmak istediğinden bir iki soru soracak, sonra renk vermeden “madem öyle istiyorsun, öyle olsun” gibilerden kafeden çıkacaktı.

Birkaç gün sorun yaşamayacaktır Selim. Bu ilk aşamaya ben “sütliman aşaması” adını veriyorum. Ama günler geçtikçe, alışkanlıklar depreştikçe dalgalar çıkmaya başlayacaktır. Aramamak için sıkılan dişlerde hal kalmamıştır. Ama sonunda arayan Selin olur. Hesapta iyilik, kardeşlik ve dostluk adına edilmiş izlenimi veren bu telefona “İyisin değil mi?” telefonu diyorum ben. Yarattığı hasarın etkilerini görmek için arsızlanan terk etmiş kızların klasik davranışıdır bu. Bu dönemde kural şudur; siz aramazsanız, eninde sonunda o arar. Ama kazanılmış bir şey yoktur Selim için. Çünkü bu telefon takatinin sınırlarına gelmiş iradeyi çökertmekten başka işe yaramaz. Selim böylece ikinci aşamaya geçer. Buz bu aşamaya “sahte umutlar aşaması” diyorum ben. Telefon trafiği hızlanır. Ama tek yönlüdür bu trafik. Erkekten kıza doğru. Bir umut ışığı görmüştür Selim. Kaybetmek ona göre değildir çünkü. Selin telefonlarda çok da kötü konuşmamaktadır üstelik.

Fener Balığı(Belgesel Molası: Okyanusta yaşayan fener balığının kafasında ucu püsküllü bir sap vardır. Fener balığı bu sapı istediği gibi hareket ettirir ve ucundaki püskülü sallar. Bu püskülün yem olduğunu sanan küçük balıklar kamuflajla görünmez olmuş fener balığının dibine kadar gelir ve tuzağa düşer.)

Dikkat! Umut ışığı şeklinde algılanan bu konuşmalar seraptan ibarettir. Aranılmaktan hoşlanan, peşinde koşulduğu fikrinden hazzeden kızların bu duyguları bir süre daha tatmak istemesinden başka bir motivasyonu yoktur.

Bu aşama devam ederken, yeni aşamaya da geçilir yavaş yavaş. Buna “suni abazan aşaması” diyorum ben. Selim sanki bütün dertlerine çare olabilecekmiş gibi “Bana kız bulun, abi!” moduna girer. Belki bulacaklardır da. Ama Selim deneyerek görecektir, bu durumunu daha da kötü hale getirecektir. Belki de Selin’in kapısına dayanmasına kadar varacaktır durum. Onun için bu dönemde mümkünse diğer kızlardan uzak durulmalıdır. Unutmayın, kırık kalbinizi tamir etmek de kimse size yardımcı olamaz. İlk tamiratı kendi başınıza yapmalısınız. Kalbinizi işler hale getirdikten sonra, istediğiniz yardımı alabilirsiniz. Zaten bu aşamada başka bir kız aranmasının gerçek nedeni, erkeğin kendini terk eden kızdan aldatarak intikam almaya güdülenmesidir. Bu şekilde intikam alamayacağınız kafanıza koyun. Çünkü teknik olarak sizi terk etmiş birini aldatamazsınız. Olsa olsa kendinizi aldatabilirsiniz bu şekilde.

Bu aşamanın sonrasında daha rutin bir hal alır erkeğin ruh hali. Depresiflik devam eder. Zamanla her şey unutulacağını idrak etmeye başlamıştır terk edilen erkek. Bunun ne kadar zaman alacağını ise Tanrı bilir…

Tüm bunları yaşamak istemeyenlere sunabileceğim bir formül yok en başta söylediğim gibi. Ama hazırlıksız yakalanmak zorunda da değilsiniz. En büyük hasarı hazırlıksız yakalananlar alır. Onun için radarlarınızı açık tutun. Ve en önemlisi terk etmeye her an hazır olun. Terk etmeye her an hazır olabilen erkek, hem terk edilmesi en zor erkektir hem de terk edilmenin darbesinden en az etkilenecek erkektir.


Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin