Selin Damar: “Bu müziğin ‘ana’ dili İngilizce!”

selin-damar

Selin Damar Loop isimli albümünü kendi firması Pluton Music’ten çıkarmış. Böylece piyasanın her türlü geleneksel zorlamasından bağımsız bir iş çıkmış ortaya. Tamamı İngilizce sözlü şarkılardan oluşan Loop’u dinlerken “yerli bir albüm” dinlediğinizi daha ilk şarkının sonuna gelmeden unutuyorsunuz.

sisko-ninja Ege Görgün (Landlord)

Şarkıları İngilizce yazarken, Türkçe’nin, misal, İngilizce’de tam karşılığı olmayan bir kelimenin özlemini çekmediniz mi?

Başka dilde konuşmaya başladığınızda artık o dilde düşünmeye başlarsınız ya hani, parça yazarken de aynı şey olduğu için, buna benzer bir sıkıntı yaşamıyorum. Tam tersine Türkçe yazmaya çalıştığımda daha çok zorlanıyorum diyebilirim. Bunun 2 büyük sebebi var bence. Birincisi bu ‘tür’ müziğin ‘ana’ dilinin zaten İngilizce olması. İkincisi de İngilizce’nin bir çok açıdan çok zengin bir dil olması. Yapacağınız minik oynamalarla kelimeler şarkılara çok daha rahat adapte edilebiliyor.

selin-damar-album

Kendinizi yabancı bir dilde ifade etmek daha zor değil mi?

Şimdiye kadar böyle bir zorlanma yaşamadım. Müzikle sözleri bütün olarak duyduğunuz bir yolda buluyorum kendimi. Yani sözler müziğin tamamlayıcısı benim için genelde. Ayrı değerlendirmiyorum. O yüzden kendimi ifade ederken sözlerden çok sound, partisyonlar, verdiği genel hissiyat daha bile önemli olabiliyor çoğu zaman.

Müziğinizin, tarzınızın birilerine çokça benzetilmesi rahatsız edici mi? Bu tür bir argümanın bir “eleştiri” biçimi olduğunu düşünüyor musunuz?

Olumsuz bulmuyorum, çünkü ben de dahil birçok kişi, özellikle yeni bir şey dinleyince, bildiğimiz başka grup ve müzisyenlere benzetme eğilimindeyiz. Sadece Türkiye’de değil dünyada da bu böyle. Mesela Coldplay ve Muse ilk çıktıklarında bütün dünyada Radiohead’e çok benzetilmişlerdi. Sonuçta herkes kendi müzikal dağarcığı çerçevesinde birilerine benzetiyor normal olarak.

selin-damar5

Albümünü kendi plak şirketinden çıkarmanın nasıl avantajları ve dezavantajları oluyormuş?

Başka plak şirketleriyle çalışma şansımız da vardı ama zaten kendi şirketimiz olduğu için buna gerek kalmadı. Kendi bünyemizde albümü yapmanın en büyük avantajı tahmin edebileceğiniz gibi çok daha özgür olmak. Müzikal anlamda istediğiniz, içinizden geldiğiniz gibi bir yolda ilerliyorsunuz. Bu türü, İngilizce olarak yapabilmenin çok da bir alternatifi yok zaten. ‘Zaman’ konusunda özgür olmak da hem avantaj hem de dezavantaj olarak çıkıyor karşımıza.

Şarkıların tamamını internetten dinlemek mümkün. Albüm satışı konusunda bir beklentinizin olmadığını çıkarabiliriz buradan. Bu albüm “orantılı benzer” şartlarda yurtdışında çıkmış olsaydı neler daha farklı olurdu?

Özellikle bu tarzda müzik yapan bizim gibi müzisyen ve grupların artık ne Türkiye’de ne de başka bir yerde albüm satışlarından bir beklentisi olduğunu zannetmiyorum. Yani burada değil de yurtdışında olsaydı da böyle bir amacımız olmazdı. Derdimiz yaptığımız müziği mümkün oldukça çok kişiye dinletmek olduğunu göz önünde bulundurursak, yurtdışında daha fazla şansımız olabilirdi, evet. Gerçi nerede olduğunuza bağlı. İngiltere ve Amerika’yı baz alırsak, bu tür müzikleri konu alan daha çok dergi, radyo, ve televizyon programları var. Çalabileceğiniz daha çok mekan ve festival var. Biz burada çok az alternatif içinde müziğimizi dinletmek için daha fazla çaba sarf ediyoruz o anlamda.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin