monica belluci

Erkeklerin filmleri, kitapları, müzikleri ayrı, kadınlarınki ayrıdır çoğunlukla. En azından benim çevremde böyle oldu hep. Benim hiç, benimle aynı filme gitmek isteyen bir sevgilim olmadı mesela. Oldu tabi de, onun asıl derdi benimle sinemaya gitmekti, o filme gitmek istediği için gelmedi benimle. Zaman zaman iki cinsin tercihleri çakışsa bile, bu tercihlerin tercih edilme sebebi pek uyuşmaz. Misal; erkeklerin müziğini sevdiği için dinlediği grubu, çoğu kadın solist çocuk çok yakışıklı diye dinleyebilir.

Kadınları benim zevklerimi paylaşmamaları konusunda hiç suçlamadım. Bu son derece doğal çünkü. Ben patlamaların araba kazalarının gırla gittiği, bir adamın beş on adamı dövdüğü, silahların susmadığı saçma sapan macera filmlerine bayılırım. Ya da kan revan gölüne dönen korku filmlerine… Kadınlar bu tür filmlerden hiç hazzetmezler. Bunun nedeni onların doğasında “saçma sapan” şeyleri sevebilmek olmamasıdır. Aslında onların yapmayı sevdiği çoğu şey de bana saçma sapan gelir. Ama en çok binbir çeşit rejimlerle, türlü çeşit spor aktiveteleriyle zayıflayıp mankenlere benzeme çabaları abesle iştigaldir benim için. Kadınların bu tek tip olma çabasını hiç anlamam. İdeal kadın tipi olarak kabul gören bu kadın tipi baha hiç hitap etmez çünkü. Ben ince bacaklı bir kadının olmadığı, buna rağmen bütün kadınların mini etek apartman topuk giydiği eski Türk filmlerinin hastasıyımdır. Bütün kadınların mankenlere benzediği, sağımdan solumdan catwalk adımlarıyla geçtikleri bir dünya benim için George Orwell’in 1984’ünden de, Waschowski Biraderler’in Matrix’lerinden de daha disütopiktir, daha kabustur.

Manken fiziğini idealize eden bu durumdan büyük paralar kazanan sistemden başkası değildir. Dünyada zayıflama ürünlerine, selülit ilaçlarına, diyetisyenlere harcanan paraların hacmini düşününce, bir de aynı dünyada açlıktan ve sefaletten çocukların öldüğünü bilince… Kötü oluyor insan. Neyse ki her kadının Charlize Theron olmaya çalıştığı bir dünyada, Monica Bellucci gibi kadınlar da var. Benim gibi düşünenler çoğalıyor olsa gerek ki, Monica Bellucci fiziği ve yeteneğiyle hem Hollywood, hem de başta Fransa olmak üzere Avrupa sinemasının aranılan ismi. Hollywood Nicole Kidman, Charlize Theron, Naomi Watts gibi sarışın, beyaz tenli ve ince endamlı kadın oyuncuları gazlaya dursun, İtalya’dan çıkan Akdenizli afet bu Hollywood ezberini bozuyor. Benim ütopyam bütün kadınların Monica Bellucci olduğu bir dünya. Dünya görüşüm bu. Ne yapayım?

Kadınlar en çok ne okuyor ondan söz edelim biraz da; Ahmet Altan… Yahu ben hiç Ahmet Altan okumam ki… Tuna Kiremitçi… Tuna’yı çok severim bakın. Ama ne yalan söyleyeyim kitapları hiç ruhumu okşamaz benim. Kadınlar bir de Maeve Bincy diye bir kadın yazar var, onu çok sever. Doğan Kitap’tan çıkan Bincy kitapları bana gönderilir, ama ben hiç okumam. Yine de bu kitaplar çok satar. Paulo Coelho’yu da sever kadınlar bakın. (Bir ara aynı gazete ekinde yazmışlığımız var kendisiyle.) Bana da Simyacı’yı okumak yetip de artmıştır. Bir daha kapağını açmamışımdır herhangi bir Coelho kitabının. Diyeceksiniz ki, “Peki sen ne okuyorsun, be adam?” Efendim, ben az satan, çok iyi yazan gençleri tercih ediyorum. Siz hiç Rıza Kıraç okudunuz mu örneğin? Hakan Günday’ın adını duydunuz mu? Onun Piç, Zargana adlı romanlarını İngilizce basılmış olsa üç vakitte film olup ödüller kazanabileceğini biliyor muydunuz? Sinema yazarlığı da yapan Uygar Şirin’in romanlarının tadına vardınız mı? Ve Tayfun Pirselimoğlu ve Hakan Erdem… Çok satan yazar okuyacaksam da, iyi yazıp çok satanı okuyorum. Misal: İhsan Oktay Anar. Kendisinin son romanı Suskunlar’ı mutlaka okumanızı tavsiye derim. Ya da Sadık Yemni’nin Muska’sını okumadıysanız mesela, Türkiye’de bugüne kadar yazılmış en iyi best-seller’ı okumadınız demektir mesela.

Türkiye’de kitap, dergi, film gibi kültür sanat ürünlerinin satış grafiğinde erkeklerden çok kadınlar söz sahibi. Kadınların satın aldığı ürünler hep çok satar. Bunun nedeni belki de kadınların tükettiği ürünlerin tanıtımını daha çok yapmaları. Çevresindekilere okudukları kitapların, dergilerin, gittikleri filmin reklamını yaparak diğer kadınların da bu ürünü tüketmesini sağlıyorlar. Kadınlar fazla kilolarını dert etmekten sıkılıp bu güçlerinin farkına vardığında çok şey değişebilir. Bayanlar, sözün kısası şu yetenekli arkadaşlara da bir koltuk çıkın. Bu ülkede popüler olmayan figürler de hak ettikleri yere gelsinler. İyi ama az seyredilen filmler sizin sayeniz de daha çok seyredilir olsun. Saçama sapan filmler gişe rekorları kırmasın. Görünüşe göre buu iş biz erkeklere kalırsa, daha yüz sene daha Hababam Sınıfı Reloaded, Maskeli Beşler Uzayda (bu fikri çalarlarsa telif isterim bak) türünden filmler seyrederiz çünkü. Ya da saçma sapan kitaplar yazanlar bilirkişi olarak TV ekranlarında ahkam kesmeye devam ederler. Gazetelerin köşeleri onlara kalır. Siz de onları okuya okuya onlar gibi olmaya başlarsınız. (Hani nasıl yürüyen ölüler ısırınca sizi, siz de yürüyen ölü olursunuz öyle işte.)

Ninja kalınız, efendim… Buradan Monica hanımefendiye de bir kez daha saygılarımı, sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum. Sırf var olduğu için…

3 YORUMLAR

  1. yazıda bahsi geçen mankenimsi kadınlarla monica belluci arasındaki fark çok da görünür bir fark değil bence. yani onu ayrı bir yere koyarak çok da uzaklaşmış olmuyorsunuz yapay ve tüketime hizmet eden dünyadan…

    ayrıca kadın ve erkeklerle ilgili yaptığınız sınıflandırmayı da pek sağlıklı bulmuyorum. bir yanda sadece bestsellers okuyan, tüketen kadınlar; bir yanda da sanattan edebiyattan anlayan erkekler nasıl bir ayrımdır? tüketim alışkanlıklarını cinsiyete indirgeyerek analiz etmek ne kadar doğru? vurdulu kırdılı filmleri seven yüzeysel erkek modelinden de bahsetmişsiniz evet. örnekleriniz doğru, yaşayan örnekler ama yanlış yerlerde ve eksik kullandığınız için basmakalıp önyargıları açığa vurmaktan başka bir yere gitmiyor.

  2. Aslında yazıda söylediklerime cuk oturmuş bu yorumunuz. Demiştim ya, kadınların doğasında "saçma şeyleri" sevebilmek yok diye. Bakın, eğlencelik bir yazıyı bile fazlaca ciddiye almışsınız. İşin eğlencesini atlamışsınız. Sinemayı ciddiye alalım tamam, ama hayatı ve yazıları her daim ciddiye almak bünyeyi aşındırır. Bazen keyifli olsun diye genellemeler yapılabilir. Abartıya kaçılabilir. Ayrıntılar, istisnalar görmezden gelinebilir ya da tam tersi öne çıkartılabilir. Yazıların gerçekleri değiştirme gücü yoktur nasıl olsa. Yazı ne derse desin gerçekler gerçek olmaya devam edecektir. Yazı ancak ve ancak sizin gerçekleri algılamanızı etkileyebilir. Ama bu da sizin probleminizdir. Yazılanlardan, söylenenlerden (en azında Tersnija.com'dakilerden) etkilenmeyecek noktaya ulaşmak sizin sorumluluğunuzdadır. Yazılar bazen yalan söyler çünkü. Tek amaçları okunmak ya da eğlendirmek olduğunda özellikle. Bu amaçlar sizin beğeninize, hayat görüyünüze hizmet etmiyor olabilir tabi. Ama yazıların böyle amaçlar gütmee hakları vardır. Bu arada ne kadar yalan da olsa her yazıda bir gerçek vardır. Gizlenmiş, açıkta, hatta bazen yazarın bile haberdar olmadığı bir gerçek. Bu gerçeği bulup çıkarmak okura kalmıştır. Ve en değerli okur olumsuz olsa da yazıya tepki verendir. Tersninja.com sizi çok seviyor.

  3. yazarın kadınları bichy,altan, coelho okuyucuları olarak genellemesi ve kendi görme biçimine hitap eden kadınları açıklaması ve bu sınıflandırmasının oyunculuk açısından olmadığı (akdeniz afeti) gayet açık. şimdi biz ne okuduk burada:

    yazar nicole kidman, charlize theron, naomi watts gibi sporcular tüy siklette olduğu için maçlarını izlemiyor onun yerine hafif orta siklet oyuncuları pardon sporcuların maçlarını izlemeyi tercih ediyor.

    kadınlar suskunları niye okumadınız acaba? a bir sürü kadın okumuş bunlar kadın değil mi pardon bunlar bayan(?)

    bir de kadınların sikletinden şikayet etmesini nedense yanındaki erkekler sağlar aynı yazıda olduğu gibi bir aktris (sporcu) beğenir ve ona benzemenizi içten dışa söyleyiverirler. (ee yazar o kadar genelleme yapmış bende yapayım değil mi?)

CEVAPLA