Bu Hafta Vizyona Giren Filmler (7 Ekim 2011)

Antalya Altın Portakal Film Festivali ve Filmekimi başlamak üzereyken ticari vizyon tamamen Amerikan yapımlarına teslim olmuş durumda. Dört adet filmden oluşmasına rağmen bu haftanın programı geniş bir tür yelpazesine sahip. ABD’de direkt DVD pazarına düşen Katilin Yüzü bir yana, genel olarak vasat üstü ve hitap ettiği seyircinin beğenisini kazanacak filmler söz konusu olduğu için bize sadece keyifli seyirler dilemek düşüyor.

Şangay
Shanghai

[xrr rating=3/5]
Yönetmen: Mikael Håfström

Senaryo: Hossein Amini

Oyuncular: John Cusack, Li Gong, Yun-Fat Chow, David Morse, Ken Watanabe

Yapım: 2010, ABD / Çin, 105 dk.

Uluslararası çapta adını Şeytana Karşı (Ondskan, 2003) ile duyuran İsveçli yönetmen Mikael Håfström, kapağı Hollywood’a attıktan sonra belli bir seviyeyi aşamayan Avrupalılar kulübünün bir üyesi. Yönetmenin son filmi Ayin (The Rite, 2011) bu yılın başında vizyona girmişti, ama her ne hikmetse dağıtımcı firma bir önceki filmi Şangay‘ı seyirciye şimdi sunmaya karar vermiş.

II. Dünya Savaşı sırasında Japonya’nın Çin işgali döneminde geçen film, kendisi gibi casus olan arkadaşının başını belaya sokmasını engellemek ve yardımcı olmak için Şangay’a gelen Paul Soames (John Cusack)’un maceralarını anlatıyor. Burada arkadaşının öldüğünü öğrenen Paul, araştırmalarını derinleştirdikçe Japonlara çalışan Çinli mafya babası Anthony Lan-Ting (Yun-Fat Chow)’in alımlı karısı Anna Lan-Ting (Li Gong)’in direnişçilere yardım ettiğini, Japon istihbarat şefi Yüzbaşı Tanaka (Ken Watanabe)’nın peşinde olduğu afyon bağımlısı bir geyşayı sakladığını öğreniyor. Parçaları birleştirip bulmacayı çözmeye çalışan Paul, bu sırada Anna’ya kapılmaktan kendini alamıyor.

Yavaş yavaş çözülen gizemi bir kenara bırakırsak; casusların ve karşı istihbarat faaliyetlerinin cirit attığı bir şehir, direniş faaliyetleri ve tutkulu aşklar ile Şangay‘ın, ismini kendisi gibi bir şehirden alan Kazablanka (Casablanca, 1942)’yı model aldığı bariz. Modern ana akım sinemaya uygun olarak hızlı bir olay akışına sahip olan film, siyasi olarak Amerikan liberalizminin çığırtkanlığını yapmaktan öteye gitmiyor, ama Japon zulmü altında inleyen Çin halkını göstermeye de zahmet etmiyor. Hikaye olarak da eskimiş kalıplara yaslanan film, oyuncu kadrosu ve prodüksiyon kalitesi ile öne çıkıyor. Casus deyince James Bond, Bourne ya da Görevimiz Tehlike serilerini anlayanlara hitap etmeyen Şangay, tarihi macera/dram severlerin hoşuna gidebilir.

[ Deniz Akhan ]

Çılgın Aptal Aşk
Crazy, Stupid, Love

[xrr rating=2.5/5]
Yönetmne: Glenn Ficarra, John Requa

Senaryo: Dan Fogelman

Oyuncular: Steve Carell, Ryan Gosling, Julianne Moore, Emma Stone, Marisa Tomei, Kevin Bacon

Yapım: 2011, ABD, 118 dk.

Filmde, her şey iyi giderken, daha doğrusu öyle olduğunu sanırken, bir anda karısı Emily’nin boşanma isteğiyle sarsılan Cal’ın öyküsü anlatılıyor. İki çocuk babası Cal’ın hayatı bu boşanma isteğiyle temellerinden sarsılıyor. Bu sarsıntı Cal’ı, bir kadın avcısı olan Jacob’un yanına çırak olarak sürüklüyor. Mıymıntı, salaş, bakımsız bir erkekten Jacob’un yardımıyla seksi, bakımlı ve kadınların ilgisini çeken bir erkeğe dönüşen Cal, artık istediği kadını elde edebiliyor, ama aklı hâlâ karısında. Karısının ise başka bir adamla ilişkisi var. Hayatı boyunca yalnızca karısı ile birlikte olan bir adam, birkaç günde 7 kadınla birlikte olursa artık iflah olur mu? Olsa da, olmasa da Cal’ın bu dönüşüm süreci epey eğlenceli.

Romantik komedi türündeki film, birçok türdeşinin aksine, izleyenlerin filmden keyif almasını sağlıyor. Hikaye örgüsü, karakter gelişimi vb. yönlerden türün geneli ile aynı zayıflıklara sahip olsa da, eğlenceli bir film Çılgın Aptal Aşk. Filmi eğlenceli kılan da esprilerin kaliteli olması, ve romantik komedi türünün geleneksel-muhafazakar çizgisinin biraz dışında yer alması. Ancak filmin geneli için aynı şeyleri söylemek doğru olmaz. Film, özellikle aile konusunda muhafazakar çizgiyi sürdürüyor.

Filmi çekici kılan önemli hususlardan biri de oyunculuklar. Julianne Moore, Steve Carell, Ryan Gosling ve Emma Stone çok eğlenceli bir ekip olmuşlar. Göz kamaştırmasa da, performansları vasatın üstünde. Ama filmin gerek uzun olması, gerekse de türün yapısal özelliğine dair bir farklılık getirememesi söz konusu eğlencenin bir anda sıkıntıya dönüşebileceği ince bir çizgi oluşturuyor.

[ Turgay Özçelik ]

Çelik Yumruklar
Real Steel
Yönetmen: Shawn Levy

Senaryo: John Gatins, Dan Gilroy (hikaye), Jeremy Leven (hikaye)

Oyuncular: Hugh Jackman, Dakota Goyo, Evangeline Lilly, Anthony Mackie, Kevin Durand

Yapım: 2011, ABD / Hindistan, 127 dk.

Yakın gelecekte geçen film, hurda robotları tamir etmeye kadar düşmüş eski bir spor organizatörünün oğluyla el ele verip ringlerde robot dövüştürerek zirveye çıkma çabasını anlatıyor. Bir yanda baba-oğul ilişkisinin duygusallığı ve zirveye yükseliş hikayesinin cazibesi, diğer yanda robot dövüşlerinin aksiyon ve heyecanı ile geniş kitlelere seslenen bir seyirlik olduğu ilk anda anlaşılan film,  yurtdışındaki eleştirilere göre, iyi bir denge tutturması, oyuncu kadrosunun cazibesi ve bilgisayar efektlerindeki başarısı ile amacına ulaşmış görünüyor. Sinema salonunda keyifli vakit geçirmek isteyenler tereddüt etmeden kendilerine uygun bir seans arayabilirler.

Katilin Yüzü
Faces in the Crowd
Yönetmen: Julien Magnat

Senaryo: Julien Magnat, Kelly Smith (senaryo danışmanı)

Oyuncular: Milla Jovovich, Julian McMahon, Sarah Wayne Callies, Michael Shanks, David Atrakchi, Valentina Vargas, Marianne Faithfull

Yapım: 2011, ABD / Fransa / Kanada, 102 dk.

Zombilere, uzaylılara ve İngiliz işgalcilere kök söktüren Milla Jovovich‘in bir seri katilin elinden kurtulmayı başardığı tek kurbanı canlandırdığı Katilin Yüzü, odağına “yüz körlüğü” gibi bir hastalığı odağına almasıyla dikkat çekiyor. Tıbbi ismi prosopagnosia olan bu hastalık insanın beynindeki algı bölümünde yaşadığı bir hasar nedeniyle kimsenin yüzünü (hatta kendisininkini bile) ayırt edememesine yol açıyor. Dolayısıyla kurbanımız katilin yüzünü teşhis edemediği gibi yeni bir saldırıya da açık hale geliyor. İşin kötüsü hastalığı nedeniyle bu ölümcül kovalamacada kimseye de güvenemiyor.

Film her ne kadar “ilginç” bir hastalıkla farklılaşmaya çalışsa da gözleri görmeyen kadın kahramanların katillerden kaçış hikayelerine alışık olduğumuz için belli bir seviyeyi aşabileceğini düşündürmüyor. Zaten Amerika’da da sinemalarda gösterilmeden direkt DVD pazarına sürüldü.

Bu filme puan verin
Bu yazıya puan verin